Kimin babaanneme baktığının ne önemi var ki! Ev, kanunlara göre, zaten benim olmalıydı! diye bana çıkışıyordu annem.
Düşünebiliyor musunuz? Kendi öz annem, beni mahkemeye vermekle tehdit ediyordu. Sebebi de babaannemden kalan evin, ne ona ne de bana, ama torunum olan kızıma kalmasıydı. Annem bunun korkunç bir haksızlık olduğunu düşünüyor, o evin onun hakkı olduğuna inanıyordu. Ama babaannem farklı karar vermişti. Neden mi? Muhtemelen, son beş yılı eşimle birlikte babaannemle yaşayıp, ona özenle baktığımız içindi.
Doğrusunu söylemek gerekirse, annem tam anlamıyla bencil bir insandı. Onun için kendi ihtiyaçları, arzuları, başkalarından daime daha önemliydi. Üç kere evlendi; ama sadece iki çocuğu oldu: ben ve benden küçük olan kız kardeşim. Kardeşimle aramız hep iyiydi, ama annemle aramızda yıllardır mesafe vardı.
Babamı hiç hatırlamıyorum bile. Annemle babam, ben daha iki yaşındayken ayrılmışlar. Sonraki dört yıl boyunca annemle babaannemin evinde kaldık. O zamanlar bana babaannem çok sert, hatta huysuz gelirdi. Galiba o soğukluğu, annemin sürekli ağlamasından hissetmiştim. Sonradan, büyüdükçe, babaannemin iyi bir insan olduğu gerçeğini fark ettim. O sadece kızını doğru bir hayata yönlendirmek istemişti.
Daha sonra, annem ikinci kez evlendi ve üvey babamla birlikte yaşamaya başladık. O evlilikten kız kardeşim dünyaya geldi. Annem, üvey babamla yedi yıl kadar evli kaldı. Sonra gene ayrıldılar. Bu sefer babaanneme dönmedik; üvey babam başka bir şehirde iş bulmuştu. Biz ise onun evinde bir süre daha kalabildik. Üç yıl sonra annem yeniden evlendi, yeni eşiyle birlikte başka bir eve taşındık.
Yeni üvey babam, annemin çocuklu olmasından pek memnun değildi. Ama bize kötü davranmadı, yalnızca yokmuşuz gibi davranıyordu. Annem de bize pek yüz vermiyordu. Tamamen yeni eşine odaklanmıştı, kıskançlık krizleriyle evi inletirdi.
Ayda bir annem valizlerini toplar, gitmek isterdi ama üvey babam onu bir şekilde yumuşatırdı. Ben ve kardeşim buna alışmıştık ve artık pek umursamazdık. Kardeşimle daha çok ben ilgilenirdim; annemin vakti yoktu. Allahtan, iki babaannemiz vardı da onlar bize çok yardımcı olmuştu. Sonrasında ben üniversiteye başladım, yurtta kalmaya başladım. Kardeşim ise babaannemde kaldı. Babam ona her fırsatta yardım etti, annem ise sadece bayramlarda telefon açtı.
Ben annemi olduğu gibi kabullendim. Bize düşkün, ilgili biri olmadığını öğrendim ve buna alıştım. Fakat kardeşim öyle değildi, hep anneme kırgındı. Özellikle de annem, lise mezuniyeti törenine bile gelmeyince küskünlüğü daha da büyüdü.
Yıllar geçti, büyüdük. Kardeşim evlenip eşiyle birlikte başka bir şehre taşındı. Ben ise uzun süredir görüştüğüm sevgilimle evlenmeye acele etmedik. Birlikte bir ev kiralayıp hayatımızı huzurla sürdürüyorduk. Ben sık sık babaannemi ziyaret ederdim. Aramızda çok özel bir bağ vardı, ama onun alanına girmemeye özen gösterirdim.
Bir gün babaannem hastalandı; hastaneye kaldırıldı. Doktorlar iyi bakılması gerektiğini söylediler. O günden sonra her gün yanına uğramaya başladım. Alışverişini yaptım, yemeklerini pişirdim, evini temizledim; bazen sadece uzun uzun sohbet ettik. En önemlisi, ilaçlarını zamanında içirdiğinden emin oldum.
Bu şekilde altı ay geçti. Kimi zaman sevgilimle beraber giderdik, o da bana daim destek oldu: tamir işlerine el attı, evi düzene soktu. Sonra babaannem, bizim kendi evimiz için para biriktirene dek onun yanında oturmamızı teklif etti. Böylece kira derdinden kurtulacaktık.
Hiç düşünmeden, memnuniyetle kabul ettik. Zaten aramız iyiydi, babaannem sevgilimi de çok severdi. Birlikte yaşamaya başladık. Altı ay sonra hamile olduğumu öğrendim. Bebeği doğurmaya karar verdik. Babaannem torununun torununu göreceği için çok sevinçliydi. Mütevazı bir düğün yaptık; aile arasında kutladık. Annem düğüne de gelmedi, telefonda bile tebrik etmedi.
Kızımız iki aylıkken, babaannem evde dengesini kaybedip düştü ve bacağını kırdı. O sırada bir yandan bebek, bir yandan babaanneyle ilgilenmek bana çok ağır geliyordu. Annemi arayıp yardım istedim; ama Kendimi iyi hissetmiyorum, belki sonra gelirim deyip geçiştirdi. O vaadini hiçbir zaman tutmadı.
Altı ay sonra babaannemin felç geçirdiğini öğrendik. Tamamen yatağa bağımlı kaldı. Onun bakımı inanılmaz zordu; eşim olmasaydı baş edemezdim. Zamanla durumu biraz düzeldibiraz yürüyebilmek, yavaşça konuşmak bile büyük gelişmeydi. İki buçuk yıl daha yaşadı. Böylece, torununun çocuğunun yürümeye başladığını görebildi. Ve babaannem, bir gün uykusunda sessizce vefat etti. Hem eşim hem ben için onun yokluğu, sonsuz bir hüzün demekti. Onu çok seviyorduk, hala da hep özlüyoruz.
Annem, sadece cenaze için uğradı. Bir ay kadar sonra, elinde bavulla bize geldi; evden bizi çıkartmak, evin tapusunu kendine almak istedi. Kendisinin hakkı olduğundan emindi. Oysa babaannem, tam da kızım doğduktan sonra evi bana devretmişti. Annemin ise bundan haberi yoktu.
Bu durum annemi çok kızdırdı. Evi bana bırakmamı, yoksa mahkemeye vereceğini söyledi.
Bak hele bak, nasıl da kurnazlık etmişsin! Zavallı yaşlı kadını kandırıp evi elinden aldın; şimdi de keyif çatıyorsun! Bunu yanına bırakmam! Kim bakmış, umurumda değil! O ev bana ait olmalı!
Ama annem o evden bir metrekare bile alamayacak, bunu çok iyi biliyorum. Tapu ve hukuki işlemlere danıştım, hepsi tastamam. Artık babaannemin verdiği evde huzurla yaşayacağız. Eğer bir kızımız daha olursa, ona da babaannemin adını vereceğiz.




