Tatiana Ivanovna, soğuk ve rutubetli evinde oturuyor, uzun zamandır kimsenin el atmadığı, ama her şeyin tanıdık olduğu bir ortamda.

Fatma Hanım, eski taş evinin soğuk odasında oturuyordu; duvarlar nemli bir koku yaymış, bir türlü kimse temizlik yapmamıştı. Her şey tanıdık, ev ona ait, ama bütün gücü endişeye bakan bir beden gibi yorgundu; nereden başlayacağını bilmezken, kalbi bir kırgınlıkla sıkışmış, gözyaşları tükenmiş, yol boyunca ağlamıştı.
Düşünün ki, duvarlar iyileştirir, ruh zamanla düzene girer diye düşünmüş; kalın bir palto ve sıcak bir başlık içinde, elleri ve ayakları hâlâ soğuk, başını masaya koyarak hayatını anımsamaya başladı.

Onun en kıymetli hazinesi, kızı Kübrayıydı. Kübra doğuştan hastaydı; eşi Mehmet sürekli şöyle derdi: Bu kız çocuğu bize bir yük, geceleri uykusuz kalıyor, ilaçla çalkalanıyor; daha sağlıklı bir bebek doğur! Ama Kübra, annesi gibi, kırk iki yaşına kadar çocuğu kucağa alamadı; hatta iki kez erken doğumla kaybetti, kadının mutluluğu neredeyse yoktu.
Mehmet başka bir köye, komşu Mahmutköye taşındı, yeni bir eşle evlendi ve bir oğlu doğdu. Kübranın hastalığı artık onun kulağında bir fısıltı bile değildi.

Kübra yıllar içinde güçlendi, güzelliği her geçen sene arttı; Fatmanın gözünden kaçtı, kızını yetişkin bir genç haline getirdi. Kadın, köydeki kooperatifte çalışıyor, ev işlerini tek başına yürütüyor, kızı ona yardım ediyordu ama koca bir adam olmadan köy hayatı zorlaşıyordu. Bir gün kayınvalidesi de evlerine geldi; yalnız kalmak artık dayanılmazdı. Bir dul, Fatmanın yanına evlenmek istedi, ama o, kızına yüz kızartıcı gelmemek için reddetti. Nasıl bir erkek çocuğu eve getirebilirim ki? Biz zaten evliyiz, bir çocuğumuz var, Kübra için sadece yaşamamız yeter.

Kübra eğitimini tamamladı, güzel bir delikanlıyla evlendi. İki yıl sonra, annesinin adını taşıyan Ayşe doğdu. Kübra evde oturmak istemiyordu; ipotekli bir daireyi hâlâ ödeyordu, bu yüzden annesinden yalvardı:

Anneciğim, lütfen yanımıza gel, hem sen mutlu olur, hem de bize yardımcı olursun. Büyükanneler vefat etti, yalnız kalacak mısın?

Hayır, Kübra, inek var, eski bir kedimiz var, bahçem var; evimi nasıl bırakayım?

O ineği sat, sütü az geliyor, kediyi komşumuz Nurana ver, bir hafta içinde seni bekliyor!

Fatma, kediyi ve ineği komşuya teslim etti; komşusunun oğlu, damadı ve torunları evde kalacak, evin bakımı için söz verdi. Böylece Fatma, şehirdeki bir daireye taşındı. Kübra ve eşi gece geç saatlere kadar çalışıyor, Fatma da Ayşe ile yürüyüş yapıyor, onu besliyor, akşam yemeğini hazırlıyordu.

Ayşe, annesine çok benziyordu; Fatmanın yüreği onunla dolup taşmış, günler ve geceler birlikte geçiyormuş, şükür ki kız neredeyse hiç hastalanmıyordu. Dört yaşına gelince Kübra, Ayşeyi anaokuluna gönderdi; çocuğun gelişmesi, yaşıtlarıyla iletişim kurması gerekiyordu. Ancak anneyle ilişkisi bir anda değişti. Kayınbiraderi sürekli şikayet eder, Kübra babasıyla sık sık tartışırdı; anne Ayşeye fazla şımarmış, çocuktan bağımsız, gözyaşları içinde okula giderken büyükannemi annemden daha çok seviyorum derdi.

Fatma, kendini yabancı gibi hissediyordu, neyin yanlış olduğunu anlayamıyordu, ama bir gün kızından duyduğu sözler bir çivi gibi kalbine saplandı:

Anne, artık bize ihtiyacın yok. Kendi yoluna git, Ayşe anaokuluna gidiyor, ipotekimizi ödediğimiz iki odalı dairemiz sıkışık, senin için daha iyi olacak.

Bir anda ölü gibi hissederek çantasını topladı, otobüse yetişti, tek dileği ağlamamak, gözyaşları içinde Lütfen beni bırakma demekti. Ayşe, arkasında koşarak Büyüyünce yine gel! diye bağırdı. Kayınbirader sessizce onu otogara bıraktı, vedalaşmadı, hatta bir bakış bile atmadı. Fatma, çığlıkları duyulmaz bir rüyanın içinde, birden evine döndü.

Dışarıda yağmur çisecek, soğuk hâlâ içini donduracak kadar buz gibiydi. Fatma, bir anlık uyku serüveninde gürültülü bir ses ve küfür duyan bir hayalet gibi hissetti. Kapıyı çalan komşusu Ayla, neşeyle bağırdı:

Ah, Fatma! Evini yağmalamaya mı karar verdin? Merhaba! Neden karanlıkta oturuyorsun, hadi kalk, bizde çay var, kızım Nisanın gözdesi gözlemeli, ne kadar uzun zamandır görüşmedik!

Ayla, Fatmayı elinden tutup sürükledi, bütün öyküsünü anlattı:

Torunlarım okula gidiyor, çok iyi öğreniyor, hatta bizim ineğimiz bu yıl bize bir buzağını doğurdu, fabrikaya vermek istedik, ama bak, ne güzellik! Satmak olmaz, sen de alabilirsin.

Çocuklar sevinçle koştu, kediyi de yanına alıp Mırmır diye mırıldandılar; kediyi tanıdık bir kedi olarak hatırladı, Mırmır sesini duyunca Fatmanın kalbi ısındı. Şimdi gözyaşı akmadı, mutluluktan gözleri sulandı. Köydeki neşeli hayatın hikayeleri, büyük bir aile tablosu gibi konuşuluyordu; kimse Neden geri döndün? diye sormadı, uyarı yoktu.

Aylanın oğlu akşam yemeğinden sonra şöyle dedi:

Evimiz büyük, teyze Fatma, bir süre burada kal, vazgeçme, bırakmayacağız. Çatıyı tamir ederiz, odun getiririz, sobayı da temizleriz. Evini yeniden kurarız, istersen buraya geç, ya da belki burada kalırsın.

Zayıf bir yaşlı kadın gülümsedi, içi bir ısıyla doldu, insanlığın iyiliği onun ruhunu ısıttı.

Böylece Fatma, Çamlıdere köyünün soğuk evinde, rüyaların sisli yollarında, yeni bir hayatın kapısını araladı.

Rate article
Lifequest
Tatiana Ivanovna, soğuk ve rutubetli evinde oturuyor, uzun zamandır kimsenin el atmadığı, ama her şeyin tanıdık olduğu bir ortamda.