HAYATIM YOLUNA GİRDİ — Lada, kardeşin ve ailesiyle görüşmeni yasaklıyorum! Onların kendi hayatı var, bizim de kendi hayatımız. Yine mi Natasa’yı aradın? Bana mı şikâyet ettin? Seni uyardım. Sonra bana darılma, bak… — Bogdan omzuma acı acı bastı. Böyle anlarda olduğum gibi yine sessizce mutfağa geçtim. Gözlerimden acı dolu yaşlar süzüldü. Hayır, hiçbir zaman ablama hayatımdan şikâyet etmedim. Sadece sohbet ettik — yaşlı anne babamız vardı, konuşacak pek çok şey oluyordu. Bogdan bundan nefret ediyordu, ablam Natasa’dan da hiçbir zaman hoşlanmazdı. Onların evinde huzur ve bolluk vardı, bizde ise tam tersi… Bogdan’la evlendiğimde dünyada benden mutlusu yoktu. Aşk sarhoşluğuna kapılmıştım. Bogdan’ın benden kısa olması, annesinin düğünde zar zor ayakta durması bile umurumda olmamıştı. Meğer kayınvalidem yıllardır alkolikti… Aşkın etkisiyle kötüyü görmezden gelmiştim ama bir yıl sonra büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bogdan çok içiyor, eve sarhoş dönüyordu. Sonra aldatmalar başladı… Ben hastanede hemşireydim, maaşım da azdı. Bogdan alkolik arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi yemek pişirmeye ve ailesini geçindirmeye tercih ediyordu. Çocuk hayalim başta vardı, şimdi ise sadece cins kediyle avunuyordum. Böyle bir adamdan çocuk sahibi olmak asla istemiyordum, ama yine de onu seviyordum… “Lada, etrafında kaç erkek dönüp bakıyor, farkında değilsin! Ne buluyorsun bu adamda? Devamlı morluklarla gezmekten usanmadın mı? Daha fazla beklemeden terk et!” — dedi iş arkadaşım ve dostum. Evet, Bogdan sık sık öfkesini kontrol edemez, şiddete başvururdu. Bir keresinde öyle dövdü ki işime gidemedim. Evde kilitli bıraktı, anahtarı da götürdü… Böylece ondan korkmaya başladım. Kalbim ağzımda atıyor, anahtarı çevirince tüylerim diken diken oluyordu. Ebeveynime ve ablama yakınlaşmamı istemez, hayatımı kontrol ederdi… Barışmalarımız ise çok tatlı ve büyüleyiciydi. Lüks hediyeler yerine kestane kuyusu bahçesindeki güllerle gönlümü alır, tekrar hayal dünyama dönerdim. Ama hangi masal gerçekti ki… Bir gün, Bogdan’ın başka bir kadından oğlu olduğunu öğrendim. Hayatımda son nokta olmuştu! “Lada, hiçbir zaman mutlu görmedim seni. Sorunun mu var?” — dedi başhekimimiz, Alman Bey. O zaman fark ettim; dünyanın ‘her şey yolunda’ dediği ama benim iç dünyamın darmadağın olduğu… Nihayet kararımı verdim, Bogdan’ı terk edip ailemin yanına döndüm. O günden sonra omuzlarımı kaldırdım, derin bir nefes aldım. Başhekimim Alman Bey bana umut oldu. Yıllar sonra evlendik, gerçek sevgiyi ve huzuru onda buldum. Çocuğumuz olmasa da dünyalar tatlısı torunumuz Sude ile mutluluğu yaşadım. Bogdan ise tamamen dibe battı, ölüm haberiyle son buldu. Kayınvalidem ise pazarda bakışlarıyla lanetler yollasa da artık hiçbirini umursamıyorum. Bizim evimizde ise huzur dolu, mutlu ve düzenli bir hayat var… Hayatım yoluna girdi.

HAYAT YOLUNDA

Ayşen, sana kardeşin ve ailesiyle görüşmeni kesinlikle yasaklıyorum! Onların kendi düzeni var, bizim ise bambaşka. Yine Nazlıyı mı aradın? Yoksa bana şikâyet mi ettin? Beni dinle, dediklerimi yapmazsan olur da bir gün… dedi Fikret, omzuma sertçe bastırarak.

Ben ise her zamanki gibi sessizce mutfağa geçerdim. Gözlerimden acı yaşlar süzülürdü. Hayır, asla ablama kendi dertlerimden söz etmemiştim. Sadece hasbihal eder, yaşlı anne babamızın halini konuşurduk. Fikreti ise bu çok sinirlendirirdi. Kız kardeşim Nazlı’dan nefret ederdi; çünkü onların evinde huzur ve bolluk vardı. Bizim evimiz için bunu asla söyleyemezdim.

Fikrete gelin gittiğimde, benden daha mutlu bir genç kız yoktu dünyada. Fikret beni adeta bir rüzgar gibi savurmuş, tutkuyla kendine bağlamıştı. Fikretin benden kısa boylu olması hiç umurumda bile olmamıştı. Düğüne sarhoş şekilde gelen kayınvalidem ise başta dikkatimi çekmemişti bile. Oysa sonra öğrendim ki, annesi senelerdir alkol bağımlısıymış.

Aşık olmanın körlüğüyle her şeyi görmezden geliyordum. Derken evliliğimizde bir yıl geçince, hayallerimdeki huzurun bir hayalden ibaret olduğunu anlamaya başladım. Fikretin içki sorunları vardı; akşamları ayakta zor duracak kadar eve sarhoş gelirdi. Sonra evlilik dışı ilişkileri başladı. Ben devlet hastanesinde hemşire olarak çalışıyordum. Maaşım fazla değildi. Fikret ise kafa dengi arkadaşlarıyla günlerini geçirmekten başka bir şey yapmıyordu.

Beni geçindirmek gibi bir niyeti yoktu. Evliliğimizin başında çocuk istiyordum ama artık kendimi sadece soylu cins bir Van kedisine bakmakla yetinmeye razı etmiştim. Kocam gibi bir adamdan çocuk istemiyordum. Fakat onu hâlâ seviyordum.

Ah Ayşen, aklı bir karış havada kızsın sen! Etrafında nice adam var, gözlerinin içine bakıyorlar, ama sen sanki gözünde at gözlüğü, Fikretinden başkasını görmüyorsun. Ne buluyorsun onda? Üzerinde morluklar eksik olmuyor. Sanıyor musun ki, kimse yüzündeki o kapatıcıya rağmen morlukları, şişlikleri fark etmiyor? Akıllı ol, terk et onu. Bir gün hıncını fena çıkaracak, başına bir iş gelecek! derdi yakın arkadaşım ve iş arkadaşım Suna.

Evet, Fikret çoğu zaman öfkesine hâkim olamaz, bana şiddet uygular, olur olmadık hakaretler yağdırırdı. Bir defasında öyle fena dövdü ki, gündüz vardiyasına gidememiştim. Hatta bir keresinde beni eve kilitleyip anahtarı da yanında götürdü.

O günden sonra, Fikretten korkar olmuştum. Her anahtar sesiyle tüylerim ürperir, kalbim fena halde çarpardı. Sanırım bana çocuk veremediğim, iyi bir eş olamadığım için benden intikam alıyor gibi hissediyordum. O yüzden şiddete, hakarete, küçümsemeye hiç karşılık vermezdim. Ama onu hâlâ seviyordum, nedenini anlamadan.

Kayınvalidem bir keresinde bana öğüt vermişti, sesi cadı gibi boğuktu:
Ayşenciğim, eşine iyi bak, onu her şeyden çok sev, aileni bile unut, o dost bildiklerin hayır getirmez.

Ben de zamanla ailemden, dostlarımdan uzaklaştım, ona tamamen boyun eğdim. Tamamen Fikretin kontrolüne girdim.

Fikret ne zaman diz çöküp özür dilese, ayaklarıma kapanıp af dilese, o anlarda kendimi cennete uçmuş gibi hissederdim. Sonra bizim yatağımızı bir avuç bahçe gülünün yapraklarıyla donatırdı. O esnada göğe yükselmiş, bulutlar arasında bir huzur bulmuş gibi çoşardım. Elbette bilirdim ki, Fikret o gülleri kavruk dostunun bahçesinden gizlice devşirmiştir. Arkadaşının hanımı o çiçekleri titizlikle yetiştirirken, kocası onları bir şişe rakı karşılığında Fikrete vermişti. Bazı kadınlar da kocaları kendilerini affetsin diye o gülleri görünce yumuşarlardı.

Belki de tüm hayatımı Fikrete köle gibi bağlı yaşar, yıkılan hayallerimi defalarca yeniden inşa etmeye çalışırdım. Ama kaderin eli bana bir fırsat verdi…

Yeter artık, bırak Fikreti! Ondan bir oğlum var. Sen ise kısır bir kadınsın, boşuna çabalama dedi, günün birinde bana yolu düşen, yüzsüz bir yabancı kadın.

İnanmıyorum! Çık git evimden, saçma sapan konuşma! diye bağırdım ona.

Fikret, işte tam burada köşeye sıkıştı. Hakikati gizlemeye çalıştı.
Oğlunun senin olmadığını söyle, Fikret! dedim, çünkü kendi çocuğundan vazgeçemeyeceğini biliyordum.

Fikret suskunluğa gömüldü. Her şeyi o anda anladım…

Ayşen Hanım, yüzünü hiç böyle solgun ve kederli görmedim. Bir sıkıntın mı var? dedi o gün başhekimimiz Selami Bey. Hiç beklemezdim, normalde fark etmezdi kimse üzgün olup olmadığımı.

Yok, her şey yolunda… dedim mahcup bir tavırla.

Bir insanın hayatı yolunda olursa dünyası da güzel olur dedi Selami Bey gizemli bir şekilde.

Başhekim, bir zamanlar evlenmiş, bir kızı olmuştu. Eşi sadakatsizlikten onları bırakmış, Selami Bey tek başına yaşamaya başlamıştı. Kırk iki yaşındaydı. Kafanızı çevirince pek de çekici gelmeyen bu adamın gözlüğü de, hafif dökülmüş saçı da vardı, boyu da kısaydı. Ama yakınıma yaklaşınca, üzerinde taşıdığı o tılsımlı kolonya kokusundan mıdır bilinmez, içimde kabaran bir kadınlık arzusu hissederdim.

Selami Beyin o sadeliğindeki güç karşısında durmak zordu. O gün dediklerinin ardından ben kendimi köşeye sıkışmış hissettim. İnsanın hayatı yolunda olmalı… Sade ama kalbime dokunan sözlerdi. Oysa bende her şey karmakarışıktı. Yıllar akıp gidiyor, bir durun! diyemiyorsunuz.

Kısacası, Fikreti terk edip anne babamın evine geri döndüm. Annem şaşkınlıkla karşılamıştı beni:
Ayşenim, ne oldu? Fikret mi kovdu seni?

Hayır, anne. Sonra anlatacağım. demekle yetindim, yaşadıklarımı anlatmaya yüzüm yoktu.

Bir süre sonra, Fikretin annesi defalarca telefon açıp hakaretler etti, beddualar savurdu. Fakat ben artık omuzlarımı dikleştirmiş, feraha kavuşmuştum. Sağ olsun Selami Bey…

Fikret ise tehditler savuruyor, yolumu gözlüyordu. Ama bilmiyordu ki, artık üzerimde hiçbir etkisi kalmamıştı.
Fikret, bana ayıracak vaktin varsa, git oğluna sahip çık. Sana ihtiyacı var. Bu geçmişi geride bıraktım. Hoşça kal, sözlerimi sakinlikle söyleyebildim.

En sonunda, ablama, Nazlıya ve aileme geri döndüm. Artık başkalarının kuklası değil, kendi hayatımın sahibi olmuştum.

Arkadaşım Suna hemen fark etti değişimi:
Ayşen, seni tanıyamıyorum. Neşelenmişsin, sanki yeniden doğmuşsun, tam gelin olacak kız gibisin!

Sonra bir gün Selami Bey bana dedi ki:
Ayşen, evlenelim mi? Söz, pişman olmayacaksın. Bir ricam var, bana sadece Selami de, işte ise Bey dersin, o kadar.

Peki, ama beni gerçekten seviyor musun Selami Bey? diye şaşırmıştım bu teklife.

Kadınlara daima sözcükler lazım, unutmuşum, bağışla. Sanırım seviyorum, ama sözüme değil, davranışlarıma inan lütfen, dedi ve elimi öptü.

Evet, Selami. Eminim ki ben de seni zamanla seveceğim, dedim, mutluluktan gözlerim dolmuştu.

… Ve aradan on yıl geçti.

Selami her gün sevgisini bana gösterdi. Hiç ayaklarıma kapanmadı, süslü sözlerle kandırmadı, ama beni gerçek bir eş gibi sevdi, korudu, bağrına bastı. Her zaman kocaman cömertlikle şaşırtmayı bildi. Ortak bir çocuğumuz olmadı. Demek ki ben gerçekten çiçeksiz dal idim. Selami bunu hiç mesele etmedi, bir kez olsun gönlümü kırmadı.

Ayşen, demek ki bize kader böyle yazıldı. Bize birbirimiz yeteriz. derdi her defasında.

Selaminin kızından bize, küçük torunumuz Zeynep doğdu. O, evimizin neşesi, pamuk bebeği oldu.

Fikret ise tamamen içkiye yenik düştü ve göçüp gitti. Elli yaşını bile göremedi. Annesi hâlâ pazarda beni görünce kem gözlerle bakıyor, ama onun kini bana ulaşmıyor artık.

Bizimse Selamiyle hayatımız yolunda, huzurlu ve mutlu. Hayat gerçekten de güzel…

Rate article
Lifequest
HAYATIM YOLUNA GİRDİ — Lada, kardeşin ve ailesiyle görüşmeni yasaklıyorum! Onların kendi hayatı var, bizim de kendi hayatımız. Yine mi Natasa’yı aradın? Bana mı şikâyet ettin? Seni uyardım. Sonra bana darılma, bak… — Bogdan omzuma acı acı bastı. Böyle anlarda olduğum gibi yine sessizce mutfağa geçtim. Gözlerimden acı dolu yaşlar süzüldü. Hayır, hiçbir zaman ablama hayatımdan şikâyet etmedim. Sadece sohbet ettik — yaşlı anne babamız vardı, konuşacak pek çok şey oluyordu. Bogdan bundan nefret ediyordu, ablam Natasa’dan da hiçbir zaman hoşlanmazdı. Onların evinde huzur ve bolluk vardı, bizde ise tam tersi… Bogdan’la evlendiğimde dünyada benden mutlusu yoktu. Aşk sarhoşluğuna kapılmıştım. Bogdan’ın benden kısa olması, annesinin düğünde zar zor ayakta durması bile umurumda olmamıştı. Meğer kayınvalidem yıllardır alkolikti… Aşkın etkisiyle kötüyü görmezden gelmiştim ama bir yıl sonra büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Bogdan çok içiyor, eve sarhoş dönüyordu. Sonra aldatmalar başladı… Ben hastanede hemşireydim, maaşım da azdı. Bogdan alkolik arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi yemek pişirmeye ve ailesini geçindirmeye tercih ediyordu. Çocuk hayalim başta vardı, şimdi ise sadece cins kediyle avunuyordum. Böyle bir adamdan çocuk sahibi olmak asla istemiyordum, ama yine de onu seviyordum… “Lada, etrafında kaç erkek dönüp bakıyor, farkında değilsin! Ne buluyorsun bu adamda? Devamlı morluklarla gezmekten usanmadın mı? Daha fazla beklemeden terk et!” — dedi iş arkadaşım ve dostum. Evet, Bogdan sık sık öfkesini kontrol edemez, şiddete başvururdu. Bir keresinde öyle dövdü ki işime gidemedim. Evde kilitli bıraktı, anahtarı da götürdü… Böylece ondan korkmaya başladım. Kalbim ağzımda atıyor, anahtarı çevirince tüylerim diken diken oluyordu. Ebeveynime ve ablama yakınlaşmamı istemez, hayatımı kontrol ederdi… Barışmalarımız ise çok tatlı ve büyüleyiciydi. Lüks hediyeler yerine kestane kuyusu bahçesindeki güllerle gönlümü alır, tekrar hayal dünyama dönerdim. Ama hangi masal gerçekti ki… Bir gün, Bogdan’ın başka bir kadından oğlu olduğunu öğrendim. Hayatımda son nokta olmuştu! “Lada, hiçbir zaman mutlu görmedim seni. Sorunun mu var?” — dedi başhekimimiz, Alman Bey. O zaman fark ettim; dünyanın ‘her şey yolunda’ dediği ama benim iç dünyamın darmadağın olduğu… Nihayet kararımı verdim, Bogdan’ı terk edip ailemin yanına döndüm. O günden sonra omuzlarımı kaldırdım, derin bir nefes aldım. Başhekimim Alman Bey bana umut oldu. Yıllar sonra evlendik, gerçek sevgiyi ve huzuru onda buldum. Çocuğumuz olmasa da dünyalar tatlısı torunumuz Sude ile mutluluğu yaşadım. Bogdan ise tamamen dibe battı, ölüm haberiyle son buldu. Kayınvalidem ise pazarda bakışlarıyla lanetler yollasa da artık hiçbirini umursamıyorum. Bizim evimizde ise huzur dolu, mutlu ve düzenli bir hayat var… Hayatım yoluna girdi.