Kader Bir Hastane Odasında: Genç Hemşirenin Yüreğine Dokunan Bir Aşk, İhanet, Hastalık ve Umut Hikayesi—Dmitri’nin Eşi Alla, Hastalığıyla Mücadele Eden Kocasını Terk Ederken, Hemşire Violetta’nın Şefkatiyle Yeniden Doğan Bir Hayat ve Yıllar Sonra Tezahür Eden Karmakarışık Aile Yazgısı

HASTANE YATAĞINDA KADER

Kızım, al şunu da bak şu adama! Ben yanına bile yaklaşmaya korkuyorum, kaşığın ucuyla beslemek ne mümkün, kadın bir poşet dolusu market alışverişini, yatakta yatan hasta kocasının üzerine bırakıp hızla gitti.
Ay, bu kadar telaşa gerek yok. Eşiniz iyileşecek. Şu an iyi bir bakıma ihtiyacı var. Ben Fikret Beyi ayağa kaldıracağım inşallah, dedim hemşire olarak; hasta yakınına ilk defa böyle teselli vermiyorum.
Fikretten umudu tam kesmemiştik. Ağır durumda getirmişlerdi ama, yaşama isteği kuvvetliydi. Bu da işin yarısıdır. Ama karısı, Serap Hanım, tıp bilimine zerre güvenmiyordu. Sanki Fikreti baştan gözden çıkarmış gibiydi.
Şunu da söyleyeyim; yıllar sonra Serap ile Fikretin oğlu da tüberküloza yakalanacak. Serap, oğlu Emreyi de bir kalemde silip atacaktı. Fakat Emre iyileşti.
Fikret, teşhisinin ağırlığına bakmadan mizahını kaybetmiyordu. Hep şakalaşır, gülmeye çalışır, bir an önce verem hastanesinden kaçma planları yapardı. Yaşadığı kasabada doğru düzgün bir hastane yok; o yüzden eşi Serap da pek uğrayamıyor Fikrete. Genç adama üzülmemek elde değil; üzeri başı perişan, bakımsız, sanki unutulmuş gibi.
Fikret Bey, darılmazsanız size biraz kıyafet getirsem? Terlik bulamamışsınız galiba, ayakkabıyla dolaşıyorsunuz. Paket hazırlasam size? biraz şaka ile söyledim.
Sizden zehir bile verseniz, ilaç diye alırım, Melis. Ama zahmet etmeyin, sağ olun. Bir toparlanayım da o zaman… dedi ve elimi hafifçe tuttu.
Nazikçe elimi çektim, odadan çıktım.
Kalbim küt küt atıyor. Yoksa aşık mı oldum? Olmaz, başkasının yuvasını bozmak günah. Böyle işlerin sonu gelmez. Kimsenin mutsuzluğunda mutlu olunmaz Ama kalbe söz geçmiyor ki. Ah, şu bodoslama sevdalar
Her geçen gün, Fikretin odasında daha fazla vakit geçirir oldum. Gece nöbetleri uzun, muhabbetler daha samimi, daha candan hale geldi fark etmeden. Sen diye konuşmaya başladık Fikretle.
Fikretin beş yaşında oğlu varmış.
Benim Emre, annesine çekmiş. Bilir misin Melis, ben Serapı çok sevdim. Önüne dünyaları serdim. Serap ateşli, cazibeli bir kadındı; yatakta fırtına gibi Ama yalnızca kendini sever. Bencilliği asit gibi her şeyi eritiyor. Bak, benden uzak, sen bana bakıyorsun, Fikret iç geçirdi.
Ama Serapın da işi zor. O kadar yolu gel-git kolay değil, karısını kollamaya çalıştım.
Hadi ordan Melis! Eskiler ne demiş, Kocasını seven, hapiste bile yer ayırtırmış. Aşkı için dağları deliyor da, bana üşeniyor, Fikret irrite oldu.
İyi uykular Fikret. Sakince düşünün, sabah ola hayrola, dedim, odanın ışıklarını kapatıp çıktım.
Elbette Fikretin canı çok yanıyordu. Yatakta aciz, eşi ise başka yerlerde eğlencede Hayat işte; karıncaya yağmur damlası, nesini sel saymayacak?
Bir hafta geçti, Fikretin odasından gürültü yükseldi. Koşa koşa girdim içeri.
Gözüm bir daha seni burada görmesin Serap! Defol git! Fikret, panik içindeki Serapa bağırıyordu.
Serap jet hızıyla odadan çıktı.
Ne oldu burada? diye sordum.
Fikret sadece duvara döndü, yorganın altından tüm vücudu titriyordu. Yatıştırıcı iğne yapmam gerekti.
Bir ay geçti. Serap hiç gelmedi.
Fikret, eşini arasak mı? usulca sordum.
Yok sağ ol Melis, gerek yok. Biz Serapla boşanıyoruz, dedi çok sakin.
Hastalık yüzünden mi? Boşver, toparlanıyorsun işte, şaşırdım.
Hatırlıyor musun, Serapı kovdum ya? O gün bana sevgilim var, evde kalacak. Zaten senin bir ayağın çukurda, bana evde erkek lazım, çatımız akıyor deyip gitmiş. Fikret sustu.
Amanın, ne dertmiş, diyebildim sadece.
Sonra Serap, yanında bir adamla geliverdi. Fikret onu göremedi ama ben pencereden gördüm: Adam bankta oturmuş, sigara üstüne sigara yakıyor, Serapı bekliyor. Serap bir saat sonra neşeyle çıktı, adamı yanağından öptü, bir şeyler fısıldadı; birlikte kayboldular.
Fikret, taburcu oluyorsun, dedim.
Melis, sana bir şey sormak istiyorum Aslında boş ver, tereddüt etti.
Fikret, ben biliyorum; sen bana teklif edecektin, değil mi? Doğru mu anladım? cesaretlendim, tam üstüne gittim.
Fikret içini döktü:
Melis, benim evim yok artık. Sende kalabilir miyim? Serapın yolu belli oldu, başkasıyla evleniyor.
Fikret, benim de bir çocuğum var. Kabul edersen, güzel bir ailemiz olur, açıkça söyledim.
Çocuk engel değil. Şimdiden seviyorum bile, Gözlerime o kadar içten baktı ki; elim eldivensiz kar topuna değmiş gibi hem ısındım, hem eridim.
… Yıllar geçti, aylar geçti.
Fikretle iki çocuğumuz oldu. Sıcacık bir yuvamız var. Fikretin oğlu Emre de ailesiyle sık sık gelir. Benim ilk evliliğimden kızım ise başka ülkede yaşıyor. Gerçi nikah falan yoktu, eskiden gençlik işte; bir yanlış yaptık, hayat böyleymiş dedik. Güvenmiştim bir çocuğu babasına. Sonsuza kadar seveceğini sandım, o ise bana hayal sattı. Melodi hiçbir zaman başlamadı. Ama hiç pişman değilim.
…Serap deseniz, birkaç kez daha evlendi, başkasından bir oğlu oldu, o çocuk da hep ruhsal hastalıklarla boğuştu. Serap ne şefkat gösterdi, ne ilgi; hep soğuk, uzak bir anneydi. Çocuk kendi başına büyüdü, kimseye yük olmadı. Sonunda Serap ölünce devlet himayesine alındı.
Fikretle biz artık yaşlıyız. Ama gençliğimizde olduğundan çok daha fazla seviyoruz birbirimizi. Hayatta yan yana yürüyoruz. Her anımızı, bakışımızı, nefesimizi kıymetlimiz bildik.

Rate article
Lifequest
Kader Bir Hastane Odasında: Genç Hemşirenin Yüreğine Dokunan Bir Aşk, İhanet, Hastalık ve Umut Hikayesi—Dmitri’nin Eşi Alla, Hastalığıyla Mücadele Eden Kocasını Terk Ederken, Hemşire Violetta’nın Şefkatiyle Yeniden Doğan Bir Hayat ve Yıllar Sonra Tezahür Eden Karmakarışık Aile Yazgısı