Gecikiyordum. Bir kez daha restoran yöneticisiyle buluşmaya geç kalıyordum; bir ay içinde gerçekleşecek düğünüm için menüyü onaylamak, tadım yapmak, çiçek düzenlemelerini ve davetli oturma planını kesinleştirmek zorundaydım. Akşamın en yoğun saatlerinde trafik sırasına takılmıştım, kırmızı farların sonsuz akışı gözlerime çarpıyor, her bir saniye başımda çınlayan bir nabız gibi çarpıyordu.
Selin Yıldırım, otuz yedi, beş lüks Büyüleyici kuaför zincirinin sahibi, iş dünyasında demir gibi duran bir kadın, her şeyi planlayan, her şeyi bilen bir liderdi. Ancak bir eksikliği vardı: özel hayat. On yıl boyunca güzellik imparatorluğunu tek başına kurmuş, erkeklere, duygulara ve aileye zaman ayırmamıştı. Ruhunu bir boşluk yutmuş, ta ki Arda adında bir adam belirdiğinde o boşluk bir umut ışığına dönüştü. Arda nazik, dikkatli, zevkli ve kusursuz bir geçmişe sahipti; Selin kaderinin ona bir şans sunduğunu düşünüyordu.
Tıkanıklığı atlatıp, yan yol üzerinden ilerleyerek on beş dakika içinde İstanbulun şık Alpina restoranının kapısına vardım. Kalbim çılgınca çarparken, aklımda yöneticiden soracağım soruların listesi dönüyordu. O anda, on yıllık çıplak bir kız çocuğu, yırtık bir elbiseyle, ince ellerinde yarı kurumuş güllerin bir demetini tutuyordu.
Lütfen çiçek alır mısınız? sesindeki ince ama ısrarcı ton hâlâ çığlık atıyordu. Çiçeğin tomurcuğu sanki ölmek üzereydi.
Şu an olmaz, hanımefendi diye kibar ama kesin bir şekilde içeriye doğru yöneldim. Kız, bir kez daha önüme atlayarak, gözlerindeki umutsuzlukla beni yakaladı.
Lütfen. Çok çok gerek bu son demet diye çiçekleri göğsüne bastırdı, gözleri gözyaşına tutulmuş gibiydi.
İçimdeki öfke birden patladı.
Zamanım yok! Çiçekleri erkekler getirmeli, ben çocuklardan almamalıyım! diye bağırdım.
Tam döner kapılara adım atarken, kızın sesi bir ok gibi arkamı deldi:
Onunla evlenme.
Şok içinde duraksadım, başımı çevirirken kulaklarımda çınladı:
Ne dedin?
Kızın gözleri titremeden bana bakıyordu, sanki ruhumun derinliklerine işliyordu.
Ardayla evlenme. O seni kandırıyor.
Soğuk bir ürperti bedenimi sardı. Nefesim kesildi.
Nereden biliyorsun? sesim titredi.
Her şeyi gördüm. O başka bir kadınla para harcıyor, arabamızla aynı beyaz arabayı kullanıyor, sol kanatta aynı göçük var. Çenesindeki yara izini işaret etti.
Ben de o göçüğü bir ay önce otoparkta bir direğe çarpınca almıştım. Nasıl biliyordu? Kızın dudaklarından dökülen kelimeler bir çivi gibi çaktı.
Onu… takip mi ettin? çıkışımı boğdum.
Takip etmedim, onu izledim. O annemi öldürdü. Direkt değil, ama onun kalbi onun yüzünden kırıldı. gözleri yaşla dolmuştu.
Ben bir anda dizlerimin üzerine çöktüm, onunla aynı seviyeye inerek çirkin bir çiçek dükkanının geride bıraktığı tozlu izleri gördüm.
Açıklayın lütfen. Annen kim? titrek bir sesle sordum.
İrem annemdi. Çiçek dükkanı vardı, şehirde herkes ona aşık olur, o da bir gün Murat adında bir adamla tanıştı. Büyük bir buket getirdi, her gün geliyordu, güzel sözlerle kalbimi çaldı. Annesi gibi bir kız gibi aşık oldu. bir an için adını Arda ile karıştırdım; Murat mıydı, aklım karıştı.
Kız, sağ bileği üzerine ince bir çizgiyle işaret ederek, Muratın sağ elinde eski bir yara izi var, her zaman gri takım elbise giyer, boynunda vişne rengi ipek bir kravat vardır; bu kravatı ona doğum gününde sen almıştın. dedi. O kravatı bir ay önce Milanodan getirmiş, talisman gibi tutuyordum. İçim yanıyordu.
Devam et diye koptum.
Annesi bütün birikimini ona verdi: üç buçuk milyon lira. Restoran zinciri kuracağını vaat etti, ama sonra ortadan kayboldu. Kalbi durdu, hastanede öldü. 3.500.000 TL.
Ben de ona aynı miktarda, dört buçuk milyon lira, restoran açmak için yatırmıştım.
Kız, kıyafetinin cebinden kırışmış bir fotoğraf çıkardı. Fotoğrafta bir adam ve kadın parkta sarılmıştı; adam Ardaya çok benziyordu, sadece saçları daha kısa ve sakalı yoktu.
Bunu nereden buldun? sesim titredi.
Annemin tek hatırası bu fotoğraf. Onu cenazeden iki hafta sonra sokakta gördüm, yaklaşıp soramadım, sonra takip ettim. Senin evine arabayla yaklaşırken, seni öpüşürken gördüm. Düşündüm, Uyarı vermeliyim, bir daha annemi kaybetmesin. dedi.
Gözlerimde biriken gözyaşları bir an için durdu; doğruyu söyleyen bir çocuğun sesiydi bu.
Adın ne? sordum.
Canan.
Aç mısın?
Canan sadece başını salladı, o küçük hareket içinde tüm yalnızlığının ağırlığı vardı.
Gel benimle. Önce yiyelim, sonra her şeyi anlat.
Restoran yöneticisi, şık ceketli bir adam, beni gülümseyerek karşıladı ama yanımdaki çocuğu gördüğünde şaşkınlığını gizleyemedi.
Selin Yıldırım, yanınızda bir çocuk mu? dedi, hafif bir yargı ile.
Evet, bir masa ayırın, en sessiz köşeye. Menü de lütfen. diye kesin bir sesle yanıtladım.
Canana tüm tatlıları ve sıcak çorbayı, yumuşacık biftek filetolarını sipariş ettim. O, titiz bir şekilde yedi, her lokmayı minnetle çiğnedi; gözlerindeki hüzün biraz hafifledi.
Nerede yaşıyorsun? sordum, bir ara verdiğinde.
Geçici bir evde, Işık Çiçeği adlı bir koruyucu kurumda. Kalıcı bir aile bulana kadar orada. diye fısıldadı.
Böylece koruyucu kurumun adı ve hikâyesi ortaya çıktı; annesiz bir on yaşındaki kızın kaderi büyük bir çömlek gibi kırılmıştı.
Anneni anlat, Muratı. Bildiklerini söyle.
Canan çatalını bıraktı, ellerini dizlerine koydu ve bir öğretmen gibi soğukkanlı, titiz bir şekilde hikâyesini döktü. İrem, büyük bir çiçekçi, şehrin en seçkin şirketlerine çiçek teslim eder, yalnızdı, bir eş arıyordu. Murat ise bir restoran zinciri kurmak diyerek parasını çaldı, annesinin birikimini, arabasını, kravatını aldı, sonra birden ortadan kayboldu.
Polisi aradın mı? sordum.
Evet, ama sadece yatırım denildi, suçlamaya dönüşmedi. Mesajlar okundu, ancak yanıt gelmedi. Annesi her gün ağladı, yiyecek bir şey bulamadı, sonunda kalbi durdu. Cananın sesi titreyerek devam etti.
Dün bir alışveriş merkezinde Muratın başka bir kadını gördüm, ona pahalı bir kürk aldı, altın bir kartla ödedi. O kart benim ek kartımdı, bir ay önce küçük harcamalar için sana vermiştim. dedim, hayal kırıklığıyla.
Tekrar görürsen, bana gösterir misin? diye sormamla Canan güvenle başını salladı.
Alışveriş merkezinden bir ses kaydı çalındı: Selin Yıldırım, güzel alışverişler dileriz. Kartımın bir kez daha suistimal edildiğini anladım.
Akşam Cananı yine koruyucu kuruma bıraktım, ardından evime döndüm. Arda, kanepemde oturmuş, laptopta bir film izliyordu. Beni gördüğünde Güneşim, menüyü onayladın mı? diye gülümsedi, mint ve kahve kokusunu yayıyordu.
Evet, her şey onaylandı, bir ay içinde evleniyoruz diye zorla söyledim.
O, Sana hayatımın en mutlu gününü getireceğim diyerek kulağıma fısıldadı. Ben de sahte bir neşeyle gülümsedim. Gece uykuya daldığında, laptopu çaldım, şifresi 777777 olan hesabına girdim. Gelen kutusunda beş farklı kadınla aynı cümleleri, aynı vaatleri içeren mesajlar buldum: Sensiz bir gelecek düşünemiyorum, Yatırım lazım, İşler zor. Her birine 3.500.000 TL, 4.500.000 TL, 2.000.000 TL toplam 2.050.000 TL borçlandırmıştı.
Belgeyi kapattım, onun yanına uzandım. İyi geceler, sahte sevgilim, diye mırıldandım; bu, onun son huzurlu gecesiydi.
Ertesi sabah, her şeyi planladığım gibi oynadım. Kahvaltı, öpücük, nazik bir Seni seviyorum ardından kapıyı kapattım. Hemen bir özel dedektif tutup, tüm kadınların adreslerini buldum, bir araya getirdim. Hepsi aynı acıyı, aynı aldatmayı anlattı. Dedektif, Bu, üst düzey bir alıcı-suçlusu. Hedefi yalnız, güçlü kadınları kandırıp servetlerini çalmak. dedi.
Sizinle evlenmeyi planlıyor mu? dedim.
Evet, sizin en büyük ödülünüz dedi, beş salon, gayrimenkul, bir milyonu bile çaldı, evlilik sonrası yarısını alacak. dedi.
Polisle birlikte hareket etmemi önerdiler; toplu bir şikayet, suçlamalarla dolu dosyalar, delillerle süslü bir dava.
Dolapta bir hafta içinde adli makamlar, şahitler, fotoğraflar, banka dökümleri toplandı. Arda yedi yıl hapis cezasına çarptırıldı; tüm çaldığı paraların büyük bir kısmı geri alındı. Kalanı ise lüks hayatına ve başka kadınların hediyelerine gitti.
Bunun ardından, Işık Çiçeği koruyucu kurumuna geri döndüm, Cananla aynı merdivende buluştum. Kır çizmeli, soğuk bir sonbahar akşamı, yine aynı köşeye oturmuş, gülümseyerek selam verdim.
Geri döndü mü? diye sormamla Canan, Evet, uzun bir süre. dedi, gözleri parladı. Şimdi annem huzur içinde.
Ben ona yeni bir ev, yeni bir gelecek vaad ettim. Seni evlat edinmek istiyorum, kalıcı bir aile olalım. dediğimde Canan gözyaşları içinde Anne olur musun? diye sordu. Evet, diye yanıtladım, Seni seveceğim, koruyacağım.
Üç ay içinde, bir başka çocuk da aileye katıldı: 6 yaşındaki Serkan, tren istasyonunda terk edilmiş bir yetim. Canan hemen ona rehberlik etti, çatalını tutmayı, kitap okumayı öğretti. Böylece gerçek bir aile kurduk; babasız ama sevgiyle dolu.
Salonlarımı hâlâ yönetiyorum, ama artık bir yönetici değil, bir anneyim. Çocukların neşesi, onların gülüşü işimin en kârlı yatırımı. Bir gün, yeni bir kadın benimle aynı felaketten kaçmaya çalışıyordu; ona Kalbine kulak ver, şüphe duyduğun anda hemen çekil. dedim.
Bu deneyimler beni bir vakıf kurmaya itti: İkinci Şans. Kadınlara hukuki destek, psikolojik danışmanlık, finansal güvenlik sunuyoruz. Canan gururla bana Sen bir süper kahraman gibisin dedi; ben ona Sen benim kahramanımsın, sen ilk seninle beni kurtardın. dedim.
Arda dört yıl hapis yattı, ardından şartlı tahliye edildi; bir gazete haberinde gördüm. Canan endişeliydi, Korkar mısın? diye sordu. Hayır, artık onun bir gölgesi kaldı. dedim. Serkan büyüdü, okulda başarılı, Canan ise sanat akademisine kabul edildi; yeteneği gerçek bir hediye.
Bir yıl sonra Alpinada geçmişteki buluşmamızı anmak için en lüks çiçekçi dükkanından devasa bir kırmızı gül buketi aldım, kristal bir vazoya koydum. Canan geldi, Bugün doğum günü mü? diye sordu. Hayır, sadece Seninle çiçek almayı öğrenmem gerektiğini hatırladım. dedim. Gül kokusuyla dolu odada, Sen zaten en mutlu kişi, çiçeğe ya da erkeğe ihtiyaç duymadan. dedim.
Canan beni sımsıkı kucakladı, Sen zaten çok mutlusun. dedi. Senin sayende bu hayatı buldum. diye gözyaşları içinde bağırdı. O an, o çabuk karar, o kırgın çocuğun çiçekleri, hayatımı yeniden şekillendirmişti. Gerçek mutluluk, sevgiyle dolu bir evde, gözlerimizin içindeki güvenle var olur.




