Bir Çocuk Annesinin Iniltısıyla Uyandı: Hasta Bir Anne, Yoksullukla Mücadele ve Küçük Matvey’in Dualarıyla Değişen Hayatlar – Mahalleden ‘Babaanne’ Nine, Zor Günlerde Yardıma Koşan Bir Asker ve İstanbul’da Umutla Dokunan Sıcak Bir Aile Hikâyesi

Sabahın erken saatleriydi. Birden annemin inleyerek uyandığını duydum. Hemen yataktan fırladım ve annemin yanına koştum.

Anne, çok mu acıyor? diye sordum.

Yavrum, bana biraz su getirir misin? dedi zorlukla.

Tabi anne, hemen! dedim ve doğruca mutfağa koştum.

Bir dakika sonra dolu bir bardakla geri geldim.

Al anne, iç! dedim.

Tam o sırada kapıdan bir tıkırtı geldi.

Hadi oğlum, bir bak bakalım kim gelmiş. Belki de komşumuz Hatice nine gelmiştir, dedi annem.

Kapı gerçekten açıldı ve kapıdan elinde büyük bir bardakla Hatice teyze girdi.

Nasılsın, Zehra? dedi, annemin alnına dokunarak. Sende bayağı ateş var. Sana tereyağlı sıcak süt getirdim.

İlacımı içtim Hatice teyze, dedi annem sessizce.

Senin hastaneye yatman lazım, iyi bir tedavi gerekiyor. Doğru düzgün beslenmek şart; ama buzdolabın bomboş kalmış yine.

Hatice teyze, tüm paramı zaten ilaçlara harcadım, dedi annem gözlerinde yaşlarla. Hiçbiri de fayda etmiyor.

Hastaneye yatsan en azından bakarlar sana.

Ya oğlum Emiri kime bırakacağım o zaman?

Ya sen olmazsan Emir ne yapacak? Sen daha yirmi yedi yaşındasın, eşin yok, paran yok, dedi Hatice teyze ve annemin başını okşadı. Tamam yavrum, ağlama artık.

Hatice teyze, ne yapayım ben?

Ben şimdi doktoru arıyorum, dedi ve hemen telefonunu çıkardı.

Doktoru aradı, gerekli bilgileri aldı.

Dedi ki; bugün içinde gelirler. Ben karşı komşudayım. Doktorlar gelince Emiri gönderirsin, haber versin.

Hatice teyze çıktı. Ben de kapıya kadar onu uğurladım ve sordum:

Hatice nine, annem ölecek mi?

Bilmiyorum yavrum. Allaha dua etmemiz lazım ama senin annen pek inanmaz. Ama sen içinden gelerek dua et.

Allah dedem mi duyacak ki? dedim umut dolu gözlerle.

Camiye git, dua et, bir mum yak, iste; belki Allah yardım eder. Ben gidiyorum oğlum, dedi ve yürüdü gitti.

***

Düşünceli halde annemin yanına döndüm:

Emir yavrum, karnın acıkmıştır ama bizde hiçbir şey yok. İki bardak getir.

Ben bardakları getirince annem ikimize süt koydu.

İç bakalım!

Sütü içtim ama açlığım daha da arttı. Annem bunu hemen anladı ve zorla yerinden kalktı, cüzdanını aldı.

Al şu elli lira. Git, iki poğaça al kendine, yol üstünde ye; ben de o arada sana bir şeyler hazırlarım. Hadi yavrum!

Beni kapıdan uğurladı, kendisi ise duvara tutunarak mutfağa geçti. Buzdolabında ucuz bir konserve balık, biraz margarin, pencere önünde de iki patates bir soğan kalmıştı.

Bir çorba yapsam

Bir anda başı döndü, mutfak taburesine yığıldı.

Ne oluyor bana? Hiç gücüm kalmadı. İzin günümün neredeyse yarısı bitti. Para yok. İşe dönemezsem Emiri okula nasıl hazırlayacağım? Oysa bir ay sonra ilkokula başlayacak. Yakınımız da yok ki yardım etsin. Asıl sorun hastalığım. Keşke baştan doktora gitseydim. Şimdi yatırırlarsa Emire kim bakacak?

Zorlukla kalktı, patatesleri soymaya koyuldu.

***

Açlığımı bastırmak ne mümkün, ama asıl kafamda başka şeyler vardı: Annem dün bütün gün yataktan kalkamadı. Ya ölürse? Hatice teyze Allaha dua et dedi. Bir an düşündüm ve camiye doğru yürüdüm.

***

Altı aydır savaştan dönmüştüm. Nasıl hayatta kaldım hâlâ inanamıyorum. En azından artık bastonla da olsa yürüyebiliyorum. Vücudum savaşın izleriyle dolu, yara izlerine artık bakmıyorum bile. Yüzümdeki bereler umurumda değil. Zaten artık kim benimle evlenecek ki Bunları düşünerek camiye doğru ilerledim. Bugün arkadaşlarımın ölüm yıldönümü. Ben hayatta kaldım, onlar gitti. Bunun için dua edip onlara birer mum yakmalıydım.

Yirmi sene askerdeydim, yeni döndüm. Askerlik bitti ama hayat bomboş şimdi. Emekli aylığım iyi, bankada birikmiş kontrat paralarım da var. Ama hepsi bana yalnız geliyor.

Caminin önünde birkaç dilenci vardı. Çıktım cüzdanımdan bir kaç yüz liralık banknot, dağıttım.

Şehit olan arkadaşlarım Halil ve Turgaya dua edin, dedim.

İçeri girip bir-iki mum aldım, yaktım. Hocanın bana öğrettiği duayı okudum sessizce.

Allahım, merhamet et sevdiklerimize, dedim.

Elimi yüzüme sürerken gözümde arkadaşlarımın siluetleri canlandı.

Sonra hayatımdaki bütün sıkıntılar, o an caminin sessizliğinde, bir anda önemsizleşti.

Yanı başımda incecik bir çocuk duruyordu, ucuz bir mumla. Ne yapacağını bilemeden bir oraya bir buraya bakıyordu. Ona yaşlı bir kadın yaklaştı:

Gel, sana yardımcı olayım!

Kadıncağız mumu yaktı, yerine koydu.

Bak, böyle yapınca olur. Şimdi anlat Allahımıza, niye geldin buraya, dedi.

Çocuk uzun süre duvara asılı tabloya baktı sonra fısıldadı:

Allahım, annem hasta. Onun dışında kimsem yok. Onu iyileştir lütfen. İlaç alacak paramız yok, ben de yakında okula gideceğim ama çantam bile yok

Donup kalmıştım. Kendi derdim bir anda silindi gitti. O an bağıra bağıra insanlara seslenmek istiyordum:

Bir tas ilaç, bir çanta için kimse yok muydu şu çocuğun yanında?

Çocuk muma bakıyor, bir mucize bekliyordu.

Hadi gel bakalım, dedim kararlı bir sesle.

Nereye? dedi ürkek bir sesle, bastonlu bu adamdan korkar gibi.

Annenin hangi ilaca ihtiyacı var, öğrenelim, beraber eczaneye gidip alalım dedim.

Gerçekten mi?

Senin dileğini Allahtan bana iletti oğlum, dedim gülümsemeye çalışarak.

Gerçekten mi? diye gözleri parladı.

Hadi gel bakalım. Adın ne senin?

Emir.

Beni de Hakan amca diye çağır.

***

Evden annemin ve Hatice teyzenin sesleri geliyordu.

Hatice teyze, dediği ilacın fiyatı uçuk. Bende sadece beş yüz lira kaldı.

Kararlı bir şekilde kapıyı açtım. Annem ve komşu şaşkınlıkla bakakaldı.

Anne, ne ilaç gerekiyorsa söyle. Hakan amcayla eczaneye gidip alacağız.

Siz kimsiniz? dedi annem şaşkınlıkla.

Her şey iyi olacak, dedim gülerek. Hadi verin reçeteleri!

Ama ben de sadece beş yüz lira var.

Emirle birlikte gereken parayı buluruz, dedim elimdeki bastonu yere hafifçe vurarak.

Anne reçeteleri ver!

Annem, Hakan amcanın sert görünüşüne inat, nedense güven vermişti.

Hatice teyze ise hemen şüpheye düşerek:

Zehra, hiç tanımadığın bir adama reçete mi veriyorsun?

Hatice teyze, içim rahat nedense.

Hadi hayırlısı kızım, deyip çıktı.

***

Annem evde sabırsızca bizi bekledi. O kadar mutlu olmuştu ki hastalığını bile unutmuştu.

Kapı açıldı, önce ben girdim. Sevinçle bağırdım:

Anne, sana ilaçlarını aldık. Hem de mis gibi pasta, börek, çaylık da aldık.

Kapıda Hakan amca vardı, yüzündeki gülümseme adamı aniden sevimli göstermişti.

Çok teşekkür ederim, dedi annem hafif eğilerek. Buyurun girin.

Hakan amcanın ayakkabıları çıkarması zor oldu, heyecanı belli ediyordu. Mutfakta yer gösterdi.

Buyurun, oturun! dedi annem.

Adam yerini belirsizce seçince bastonunu almak isterken, annem ona yardımcı oldu.

Ben koyarım, siz uzanırsınız. Kusura bakmayın, ikram edecek fazla bir şeyim yok, dedi.

Anne, alışverişi Hakan amcayla yaptık ya! dedim ve ne aldıysam masaya koydum.

Hay Allah, niye zahmet ettiniz, dedi annem. Pek çoğu tatlıydı, üstüne bir de güzel bir çay alınmış, baktı gülümsedi. Şimdi çay demlerim.

Anneme sanki hasta değilmiş gibi bir canlılık geldi. Hakan amca da hemen telaşla sordu:

Zehra Hanım, biraz dinlenseniz ya, çok solgunsunuz.

Dayanırım ben. İlacımı da içerim. Çok teşekkür ederim size!

***

Çayla birlikte tatlılar yendi; Emir konuşuyor biz dinliyorduk. Hepimiz birlikte masada olmaktan keyif alıyorduk. Ancak güzel zamanlar çabuk biter.

Hadi müsaadenizle, dedi Hakan amca bastonunu aldı. Siz iyileşin inşallah.

Tekrar teşekkürler! dedi annem.

Adam çıkarken ben peşine takıldım:

Hakan amca, yine gelir misiniz?

Tabi ki! Annen iyi olunca, birlikte gidip çanta alacağız, söz.

***

Hakan amca gittikten sonra uyuduk, annem ilk defa o gece rahat uyudu.

***

İki hafta geçti. İlaçlar işe yaramış, annem neredeyse tamamen iyileşmişti. Hatta bu hafta işten erken çağırdılar, fazla çalışmanın ücreti de eklenecekti. Ağustos başlamıştı. Maaşı alınca Emiri okula hazırlayacaktık.

O sabah her zamanki gibi kahvaltıdan sonra annem bana:

Emir, hazırlan! Alışverişe gidiyoruz. Okula neler lazım bakalım.

Maaşını aldın mı anne?

Almadım da, haftaya alırım, birinden bin lira borç aldım. Dönüşte eve ekmek, bir şeyler alırız.

Tam hazırlanırken kapının zili çaldı.

Kim o? dedi annem.

Zehra Hanım, Hakan ben

Bir şey daha söyleyecekti ki annem çoktan kapıyı açmıştı.

Anne, kim o? deyip geldim.

Hakan amca! diye sevindim.

Kapıdan bastonuyla girdi; ama bu kez pahalı bir pantolon, gömlek ve düzgün tıraşıyla çok daha farklıydı.

Hakan amca, sizi bekledim, dedim heyecanla.

Söz verdim ya! Selam Zehra Hanım!

Artık sen diye konuşuyorduk, bu hoşuma gitti.

Hazırlandınız mı? Hadi hep beraber çıkalım.

Nereye? dedi annem şaşkınlıkla.

Emirin okul zamanı ya, hadi bütünü eksikliklerini tamamlayalım.

Hakan Bey, ama paramız yok

Ben Emire söz verdim, sözümü tutacağım.

***

Benim annem hangi mağazaya gitsek en ucuzun peşindeydi. Çünkü ne fazladan parası vardı, ne eşi, ne de bir ailesi kalmıştı. Üniversiteden bir çocuk vardı, o da çoktan kayboldu.

Şimdi yanındaki adam Emire hevesle bakıyor, fiyatına bakmadan okul için ne lazımsa alıyordu. Sadece anneme soruyordu hangisi iyi olur? diye.

Paketlerle eve döndük; adam gelin dışarıda da bir yemek yiyelim hep beraber dedi. Birlikte dışarda yemek yedik, Emir sevincinden havaya uçuyordu.

***

O gece annem uyuyamadı. Gözünün önünde gün boyunca Hakan amcanın kendisine ve bana sevgiyle baktığı anlar vardı. Aklına diline aynı anda farklı şeyler söylüyordu:

Ama Hakan amca sakat, yüzü güzel değil, diyordu aklı.

Çok iyi yürekli, sevgi dolu bakıyor, ben ona güveniyorum, diye cevap veriyordu kalbi.

Benden on beş yaş büyük, doğru mu?

Ne olmuş yani? Emir babayla gibi oluyor yanında!

Sen hâlâ gençsin, başka biriyle tanışırsın, yakışıklı biriyle.

Yakışıklı ve ince adam istemiyorum. Sıcak kalpli, güvenilir birini istiyorum.

Ama sen başka birini hayal etmiştin.

Artık değil, çünkü ben onu seviyorum!

***

Üç ay sonra, Emirle camide tanıştığımız o günkü camide, nikâhımız kıyıldı. Hakanın elinde bastonu yoktu artık. Emir ise kutsal tabloya bakıp tüm kalbiyle;

Allahım, çok teşekkür ederim! dedi.

Ve ben bugünden bir ders aldım: Hayatta bazen yardım beklediğimiz insanı en ummadığımız yerde buluruz; kalbimizin sesini dinlemek en büyük iyiliği getirir.

Rate article
Lifequest
Bir Çocuk Annesinin Iniltısıyla Uyandı: Hasta Bir Anne, Yoksullukla Mücadele ve Küçük Matvey’in Dualarıyla Değişen Hayatlar – Mahalleden ‘Babaanne’ Nine, Zor Günlerde Yardıma Koşan Bir Asker ve İstanbul’da Umutla Dokunan Sıcak Bir Aile Hikâyesi