SABIRLA-SEVİLDİ
Elif, uçağın merdivenine koştu ve gözyaşları içinde bağırdı:
Ahmet! Seni daima seveceğim! Geri döneceğim, bir gün göreceksin!
Sonra yerine oturdu, başını eğdi ve hıçkırarak ağladı. Yanında oturan eşi Mehmet, pencereden dışarı bakıyor, sessizce düşüncelere dalmıştı. Ne olursa olsun, Mehmet asla Elifi suçlamaz, ona bir kelime bile kötümser söylemezdi. Kucağında iki yaşındaki kızı Dila vardı; küçük kız annesinin ağlamasını anlamıyor, babasının ise onu sakinleştirmediğini hissediyordu.
Uçak, Tel Avive doğru yöneldi. Kabinde Elif ve Mehmetin geniş aile fertleri oturmuş, hepsi vatanlarını terk edip vaat edilen diyarlara, daimi bir yuvaya doğru yol alıyordu.
Elifin Minskteki sevgilisi Ahmetti. Üniversitede aynı sınıfta okuyan iki genç, Ahmetin Elifin eşi olacağını, başka bir ihtimalin olmayacağını düşünürdü. Gün geçtikçe aşkları daha da güçlenir, daha da yanmaya başlardı.
Fakat bir anda her şey değişti. Elifin annesi, aileyi İsraile taşınmaya zorlayacağını ilan etti. Biz sana çevremizden iyi bir damat bulduk, diye haber verdi. Elif, bu beklenmedik habere alayla gülümsedi, ama yakında damat ve şahitler geldi. Elif, Mehmeti görünce aniden oturduğu yerden fırladı; damat ise ona hiç hoş gelmedi. Yine de akrabalar, Elifin rızasını sormadan evlilik planını onayladı. Harika bir çift olacaksınız! dediler.
Annesi, kızının durumunu anlayıp, ikna etmeye çalıştı:
Elifciğim, önce gitmemiz lazım. Sonra istediğin biriyle hayat kurarsın. Bak Mehmete bir göz at. Sakin, akıllı, iyi bir eş. Sen de ona çok hoş geldin. Biraz sabır, sonra seveceksin.
Elif, her şeyi Ahmete anlattı. Ahmet omuz silkti:
Elif, aileni kırmayacaksın. Ben de aynı durumdayım. Bir türlü yaramadım, kabullen.
Elif Ahmeti zayıf buldu. Yani beni bıraktı, hiç bir şey yapmadı! diye düşündü ve umutsuzluktan Mehmetle evlendi.
Sonraki yıllarda gözyaşları, ayrılıklar ve mutfakta çarpışmalar oldu; ama Mehmet karısına karşı her zaman merhametli davrandı, Elifin Ahmete duyduğu aşkı ezmedi. Kadını kazanmak gerekiyordu.
Dila doğduğunda Elif anneliğe gömüldü; bu, onu geçici bir kurtuluşa götürdü. Hâlâ Ahmeti seviyor, kalbinde bir yer ayırıyordu.
Akrabalar, yeni bir ülkeye göç için evrakları toparladı, eşyalar yüklendi. Ahmet, gizlice havalimanına geldi, Elife veda etmek istedi. Elif uçakta otururken uzaktan Ahmeti çiçekler satarak sallandığını gördü. Düşünmeden merdivene koştu. Ahmet ona kocaman bir papatya demeti uzattı; çiçekler rüzgâra yenik düşerek pistte dağıldı.
Uçak hızlandı, papatyalar rüzgârla tüm pistte uçuştu.
Tel Aviv, Netanya. Yeni bir yerleşim. Yeni bir hayat.
Mutluluğa giden yolda pek çok zorlukla karşılaştılar. Türkçe, İbranice, yeni gelenekler ve sıcak iklim onlara alışmayı, iş bulmayı öğretti. Zamanla büyükler de veda etti, Elif iki kız daha doğurdu: Aylin ve Selin. Mehmet daima yanındaydı; bir koruyucu melek gibi, evin tüm sorumluluklarını üstlendi.
Mehmet, Elifle birlikte Avrupayı dolaştı. Gümüş düğün gününde Elif, torunları ve çocukları önünde, eşine hâlâ derin bir aşk beslediğini itiraf etti. Mehmet de hâlâ bu sınırsız mutluluğa inanamadığını söyledi.
Elifin annesi doğru söylemişti: Sabırla sevgi yeşerir
Bir gün Minskten eski dostu gelince, Ahmeti unuttun mu? diye sorar. Elif şaşkınlıkla cevap verir:
Ahmet? Kimdi o?
Böylece yılların anıları, sevda ve sabırla iç içe, hafızada hâlâ taptaze kalır.




