Dinle, itiraf etmek zor, ama cüzdanı evde unuttum, kartlarım hepsi orada. Ödeyebilir misin? Çok mahcup oluyorum Deniz mahcup bir gülümsemeyle masaya parmaklarıyla tıkladı.
Şevval, şaşkın bir iç çekişi bastırarak çantasına uzandı. İki kişilik akşam yemeği için altı bin lira hoş bir harcama değil ama ufak bir şey de değil. Uzun zamandır bu kadar para uğraşmadan yaşayabiliyordu.
Tabii ki, sorun değil.
Garson terminali getirdi, Şevval kartını taktı. Ekran yeşile döndü, ödeme onaylandı. Deniz minnetle başını salladı, dirseğinden tutarak ona kalkmasına yardım etti.
Dışarıda soğuk bir rüzgar kemiklerine kadar işledi. Şevval titredi, boynundaki şalı düzeltti. Deniz sessizce yanından yürüdü, sanki bir şey düşündü. Bir sokak lambasının yanına geldi ve ona döndü.
Bir şey itiraf etmem lazım, dedi, sesinde garip bir tını vardı. Aslında cüzdan bende. Kartlar da benim.
Şevval bir an dondu. Soğuk bir yılan gibi bacaklarından yukarı kaydı.
Ne demek istiyorsun?
Bu bir testti, dedi Deniz, ceketinin içinden siyah deri bir cüzdan çıkardı, ellerinde döndürdü. Senin benimle para için mi yoksa başka bir şey için mi çıktığını görmek istedim. Şimdi anladım ki, sen maddiyatçı değilsin, kendi kendine yeten birisin.
Şevval yavaşça bir nefes verdi. İçinde bir sıkışıklık oluştu. Gülüşü boğazına ve göğsüne takıldı, ama yüzünü gevşetti, hafif bir gülümseme takındı.
Testimi geçtiğin için sevindim, diye fısıldadı en nazik sesle.
Deniz rahat bir kahkaha attı, omzundan sarıldı. Şevval başını ona yasladı, suratını gizleyerek elmacıklarının gerildiğini saklamaya çalıştı. İçinde her şey ters dönüyordu. Küçük bir çocukmuş gibi muamele görmesi, alçak bir oyun gibi hissettirdi.
Haftalar sıradan bir akışta geçti. Sonra Deniz evlenme teklif etti. Her şey romantik ve büyülüydü; Şevval kabul etti.
Düğün hazırlıkları hemen başladı. Şevval krem rengi, dantelli kollu bir elbise aldı. Kırk kişilik bir restoran ayırttılar, davetiyeler dağıtıldı.
Denizin annesi Gülten, her hafta sonu ziyarete gelirdi. Çocuğunu pazarda satılan bir ürün gibi övmeye doyamazdı.
Oğlum tam bir sorumluluk sahibi, derdi ince, neredeyse şeffaf fincana çay doldururken. Her zaman yardımcı olur, annesini asla unutur. Şevval, sen de sev, Dima seni seçtiği için mutlu ol.
Şevval başını salladı, gülümsedi, ama Gültenin sözleri aklında çabuk kayıp gitti. Gelin adayının uzun konuşmalarına kulak verince kendini kapatmayı öğrendi.
Düğünden iki hafta önce Deniz, Şevvali yanına taşınması için ikna etti. On beşinci kattaki yeni bir apartmanın panoramik pencereli dairesi, nehir manzaralıydı. Şevval kabul etti; derin bir iç ses ona pek hoş gelmiyordu. Eşyalarını topladı, kutular küçük dairesini doldurdu.
Taşıma günü Şevval süs yastıkları ve çerçeveleriyle dolu bir kutuyu taşıdı. Deniz girişte onu karşıladı, kutuyu asansöre kadar itmeye yardım etti.
Dairenin içinde yeni boya kokusu ve yeni mobilya kokusu hâkimdi. Şevval kutuyu girişteki zemine koydu, belini ovuşturarak dikildi.
Deniz elini uzattı, Şevvali çekti.
Balkona çıkalım, sana buradan görebileceğin manzarayı göstereyim.
Dar balkona çıktılar. Rüzgar Şevvalin saçını savurdu, güneşin parlaklığı gözlerini kamaştırdı. Alt taraftaki nehir ışıldıyordu, gökyüzü yansıyordu. Şehir ufka kadar uzanıyordu.
Deniz aniden bir şey söyledi:
Telefonunu ver. Bu güzelliği arkamda yakalamak istiyorum.
Şevval kot ceketinin cebine daldı, siyah bir akıllı telefon uzattı. Deniz ekranı inceledi, sonra birden sıçradı, telefonu korkulukların üzerinden fırlattı.
Şevval bir an durdu. Zaman sanki donar gibi oldu. Aşağıya baktı, ufak bir nokta çatı katının çalılıklarına kayboldu. İçinde buz gibi bir sükunet yayıldı.
Ne yapacağız, canım? diye alaycı bir gülümsemeyle, kollarını göğsünde çaprazladı.
Şevval yavaşça gözlerini zeminden ona çevirirken, içinde panik yoktu, sadece soğuk bir mesafe vardı.
Aşağı inip bana bir SIM kart getir, dedi sakin bir sesle, neredeyse kayıtsızca.
Deniz kahkahalar atarak ceketinin cebinden telefonunu çıkardı, Şevvalin burnunun önünde bir sihirbaz gibi salladı.
Sürpriz, dedi, keyif alarak. Görüyorum ki sen üzülmüyorsun. İşte al. Eski telefonumun bir kısmı uçmuştu, senin tepkini görmek istedim.
Şevval telefonunu aldı, koruyucu camdaki çiziklere baktı, parmağını ekrana sürdü. İçinde bir kızgınlık yükseldi, karanlık ve ağır bir duygu her yeri kapladı. Gözlerini Denize dikti.
Ben bir ev aleti değilim, testlerinden geçmek için yaratılmadım, diye sessiz bir tonla söyledi.
Deniz gülümsemesi durdu, yüzü gerildi, kaşları yukarı kalktı.
Boş ver, diyerek uzlaştı. Bu sadece bir şakaydı. Alınma sakınma. Seni seviyorum.
Şevval parmağındaki altın bir yüzüğü, içine bir minik zümrüt yerleştirilmiş bir yüzüğü çıkardı ve ona uzattı.
Ne yapıyorsun? Deniz bir yılan tutar gibi geri çekildi.
Geri veriyorum, dedi Şevval, yüzüğü onun avucuna koyarak. Bu tür testler benim onurum ve haysiyetime darbe vurur. Bu kadar çocuksu ve ufak biriyle evlenmeyi düşünmüyorum.
Şevval, ciddisin? Tek bir şaka için mi? diye sesinde bir sızı duyuldu.
Şevval yöneldi, daireye geri döndü. Kutu yığınları hâlâ girişte duruyordu, dokunulmamıştı. Aracının anahtarlarını alıp çantasını, tek bir kutusunu kapıya yaklaştırarak çıkmaya başladı.
Şevval! Dur! Deniz koridorun içinde koştu. Konuşalım!
Konuşacak bir şey yok, diye omzundan savurdu. Ama senin dilinle açıklayabilirim. Dima, testi geçemedin.
Şevval kutuyu arabasına geri koydu, sessizce direksiyona oturdu, motoru çalıştırdı. Deniz merdivenin başında, boş bir bakışla onu izliyordu. Şevval harekete geçti, evine doğru yol aldı.
Evde her zamanki gibi kahve, eski kitaplar, lavanta kokulu sprey vardı. Şevval ayakkabılarını çıkardı, mutfağa bir çaydanlık koydu. Telefon titreşti. Deniz. Aramayı reddetti. Bir dakika sonra bir mesaj geldi:
Üzgünüm, seni kırdım. Buluşup konuşalım mı?
Şevval mesajı sildi, cevap vermedi. Birkaç mesaj daha geldi, hepsini engelledi, bildirim sesini kapattı.
Deniz sonraki günlerde yabancı numaralardan aradı, sosyal medyada mesaj attı, ortak arkadaşlardan özür diledi. Şevval hepsini görmezden geldi. Düğün masraflarına, rezerve edilen restorana, gönderilen davetiyelere aldırmadı. Tek önemi, kimsenin ona üstünlük taslamasına izin vermemekti.
Krem rengi elbise gardırobunda, koruyucu bir kılıf içinde asılıydı. Şevval onu çıkardı, dantel kollu kolları düzeltti. Kuzeni Katya, mezuniyet gecesi için bir şeyler seçmekte yardım istemişti. Şimdi elbise onun için daha uygun bir seçenekti; gelinin hiç giyemeyeceği bir elbise.
Şevval kanepede oturdu, dizlerini kollarıyla sardı, pencereye baktı. Gökyüzü alacakaranlıkta kızıl renklerle yanıyordu. Şehir alttan uğultuyla canlıydı, başkalarının dramına kayıtsız. Uzaktan Deniz, yeni dairesinde oturmuş, neden bu kadar çabuk vazgeçtiğini anlamaya çalışıyordu. Kontrollerin aşağılayıcı olduğunu, sevgi ve güvenin deneylerle ölçülemediğini kavramıyordu.
Telefon yine titreşti, tanımadık bir numara. Şevval cevap vermedi, müzik açtı, battaniyeye büründü, gözlerini kapattı. İçinde bir huzur vardı; uzun bir yolculuktan sonra düşen ağır çanta artık boştu.
İki gün sonra Katya geldi, elbisesini gördükçe sevinç çığlıkları attı.
Teyzem, bu benim için gerçek mi? dantel kumaşı göğsüne bastırarak, aynada döndü.
Senin için, diye başını salladı Şevval, gözlerinin ışıldadığını izleyerek.
Artık sana ihtiyacın kalmayacak mı?
Hayır, başka planlarım var.
Katya onu sıkıca kucakladı, çiçek şampuanı ve gençliğin kokusunu yayıyordu. Şevval de onu sararak, sırtını okşadı. Elbisenin kaybolmaması, zamanında durması, içinde pişmanlık olmaması güzel bir teselli oldu; sadece harcanan zaman ve kırılan umutların hafif bir hüznü kalmıştı.
Şimdi her şey geçmişti. Özgürdü. Ve bu özgürlük, dünyanın tüm testlerinden daha değerliydi.




