Beklenmeyen Misafir Benim ve Maşka’nın babası, ben beşinci sınıfta, kardeşim ise birinci sınıfta okurken çalışmak için bir yere gitti ve tamamen ortadan kayboldu. Aslında, o zaman temelli kayboldu. Daha önce de aylarca kaybolur, sonra yeniden çıkıp gelirdi. Annemle hiç evli değillerdi, babam tam bir özgür ruhtu. Oradan oraya dolaşır, istediği zaman geri dönerdi, ama hep hediyeler ve parayla gelirdi. Annem onu deli gibi severdi, onun bu gidiş-gelişlerine hep göz yumuyordu. — Volkan, ne olur çabuk dön — diye yalvarıyordu annem. — Hadi ama, abartma. Hediyelerle döneceğim, beni bekle. Öylece öpüp kayboluyordu. O yokken babamın abisi, amcam Kadir, bize göz kulak oluyordu. Annem ona gizlice ilgi duyardı belki; ama hiç dile getirmez, özel bir yakınlık göstermezdi. Sadece her zaman güvenebileceğimiz biriydi o. — Teyzoş, nasılsın? — derdi Kadir Amca, bize uğradığında. — Veliler uyumlu mu? — Yaşasın, Kadir Amca geldi! — diye bağırır, koşup sarılırdım. — Selam, Deniz, — Amca beni kısaca sarılırdı. Benim için keşke babam o olsaydı. Hafta sonları amca bizi Maşka’yla gezmeye götürür, annem dinlenirdi. Bazen annem de bizimle gelirdi, bazen de evde oturup kendi dertlerini düşünmeyi seçerdi. Biraz büyüyünce Kadir Amca eve duvara monte spor aletleri getirdi; koridora taktı. Babam neredeyse yarım yıldır ortalarda yoktu. Ekipmanları takmasına yardım ettim. Maşka kenarda durup amcanın turuncu barı, ipi ve halkaları monte etmesine hayranlıkla bakıyordu. — Amca, sen niye evlenmiyorsun? Elin bayağı becerikli, herkes altın gibi ellerini kaparlar. — dedi Maşka, çocukluğundan büyük kadın aklıyla. O kadın aklı genelde annemin arkadaşlarına anlattıklarından geliyordu. — Hoşuma giden olmadı, Maria. Gelse evlenirim. — Kendi çocukların olsun istemiyor musun? Maşka komikçe ellerini iki yana açtı. Kadir amca aletleri bırakıp ciddi ciddi dedi ki: — Şimdilik siz bana yetiyorsunuz. Beni uzaklaştırmak mı istiyorsun küçük hanım? — gözlerini kıstı. Maşka akıllıydı. — Ben mi?! — gözlerini irice açtı. — Aman, Kadir Amca. Ben sana hep sevinirim. Akşam Maşka’ya sordum: — Ona çok takılıyorsun. Küsüp gelmemeyi de seçebilir. — Baba hep hediye getirir… — dedi Maşka hayal kurarak. — Yakında gelir, bence. — Aptal! Hediyelere kandın. Sen biliyor musun o aletler kaç para? Ne hediyesi! — Bana ne! Ben elbise ve bebek isterim. Maymun muyum, aletlere çıkacağım? Bu kez Maşka babayı boşuna bekledi. Gelmedi. Bir gün Kadir Amca geldi, annemle mutfağa kapandı, bir şeyler anlatıyordu; annemse hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. — Teyzoş, üzülme. Sizi bırakmam ben. Sen onu bilirsin… Kolay, yumuşak yer lazımdır ona. Annem ağıt gibi ağladı. Ardından uzun süre gözyaşı döktü. Kadir Amca eskisi gibi bize gelmeye devam etti; yardım etti, tamir etti, çocuklarla ilgilendi. Sonra cesaretini toplayıp anneme duygularını anlattı. Ben de kapı aralığından dinledim. — Kadir, ben sana layık değilim! Sen iyi bir adamsın. Hak ettiğin mutluluk bambaşka. — Ben neyi hak ettiğimi bilirim. — dedi inatla Amca. — Ya o dönerse? Kadir cevap vermedi. — Ben onu bekleyeceğim. Seviyorum, Kadir! Bir şey yapamıyorum. Beni böyle istiyorsan, ama kalbsiz… Usulca kapıdan ayrıldım. Annemi öldürecektim resmen! Ne aşkı ne bekleyişi! Delilik. Hayat devam etti. Maşka hep babaya çekti. Nerede ilgi görecekse oraya kayıyor. Suçlayabilir miydim? O da fark etti artık beklemenin boş olduğunu. Kadir Amca uğraştı, emek verdi. Annemden bir oğlu oldu: Vedat. Kadir Amca’nın mutluluğu sonsuzdu. Annemle evlendiler, hayat yoluna girdi. Ben liseyi takdirle bitirdim, üniversiteye gitmeye hak kazandım. Annem adeta bir semaver gibi parlıyordu. — Bizim ailede bir bilim insanı olacak, Kadir? — Biz de öyle küçümsenecek değiliz yani! — Hadi ama, bilim insanı dedikleri ne? — utandım, reddettim. — Şampanya koyun bakayım bana. — Aman, denemediğin mi kaldı? — güldü Maşka, ben ona surat yaptım. Vedat masanın üzerinde tırmanıp duruyor, stili bozmaya çalışıyordu. Amca onu tutup kucağına aldı. — Haydi bakalım oğlum, düzgün otur. Büyüdün artık! Vedat hemen bir kaşık kaptı, burnuna dayayıp gözlerini şaşılaştırdı, şaka yapıyordu. Hepimiz güldük. — Kapı mı çalıyor? — dedi Maşka. Annem açıp irkilerek geri geldi. Kapıda babam belirdi. Herkes sustu. Etrafa bakındı, dedi ki: — Ne var? Devam edin. Herkes sessizdi. Vedat amcanın kucağından inip uzak bir adama doğru yürüdü. Babam ilgilenmedi. Annem Vedat’ı kucağına alıp siper etti kendini. Amca Kadir yerinden kalktı, afalladı. — Nereye? — dedi annem, değişik bir sesle. — Ben… bir hava alayım. Dışarı çıktı, nazikçe abisinin omzunu kenara itti. Ben de peşinden gitmeye hazırdım ama Maşka da takıldı arkamdan. — Kızım bak, sana ne ciciler getirdim — dedi babam. Ama Maşka dönüp bakmadı bile. O, benden önce koridora çıktı, kulağıma fısıldadı: — Ben gideyim peşinden. Sen burada olup ne konuşulacaksa dinle. — Ama… — Deniz! Sen işin ehli dinlemede! Doğru söylüyor, dedim içimden. Tam ajanlık işi. Maşka amcayla dışarı çıktı, ben koridorda pusuya yattım. Annemin nihayet… kavuştuğunu düşünerek dehşete kapılmıştım. Bütün hayatının aşkı. Peki şimdi ne olacaktı? — Tez, sen Kadir’le mi evlendin? — dedi babam alayla. Annem sustu. — Teyzoş… ne olduysa oldu. Yazık, kim nerede günaha girdiyse… Her şey bitti. Döndüm ben! Bir gürültü ve tokat sesiyle Vedat’ın ağlaması yükseldi. — Sen yoluna devam et, Volkan… git buradan. — Ne saçmalıyorsun? — Bitti! Git. Seni kimse burada beklemedi. — Yalan söylüyorsun. Gözlerinden anlıyorum. Gözler yalan söylemez. — Kararım kesin. — dedi annem. Babam çıktığında koridorda beni gördü. — Dinliyorsun değil mi? Aferin. Sen yol alırsın. Ne düşündüğü umurumda değildi. Odaya girdim; annem perişan mı acaba diye düşünüyordum; ama Vedat’ı sakinleştiriyor, saçını, masayı düzeltiyordu. Tam bir Julius Sezar gibi. — Ohh. Az kalsın günümüzü mahvedecekti, değil mi? — annem hafifçe gülümsedi. — Hadi bakalım, neredeler? Vedat, annemle amcanın kavgasını unutmuş, sandalyeyi itiyordu. Dışarı çıktım. Maşka, Kadir Amca’yla parkta oturuyordu. Ellerini amcanın omzuna sımsıkı sarmış, başını onun göğsüne yaslamıştı; sanki bıraksa amca kaçacak! Yanlarına gittim, uzunca içimden geçenleri söylemek istedim. Bankı dolaşıp Kadir’e baktım: — Baba, oturma burada, eve gel. Annem çağırıyor. Kadir’in elleri titredi. Maşka ellerini onun ellere koydu, başını kaldırdı: — Gerçekten gel, baba, olur mu? Beraber döndük. Çünkü bugün bizim için bir bayramdı. Ben mezun olmuştum.

Hiç Beklemedik

Ben beşinci sınıfta, ablam Elif ise ilkokul birinci sınıftayken, babamız çalışmak için bir yerlere gitti ve o gidiş bir daha dönmedi. Aslında bu kayboluş ani olmadı; daha önce de aylarca ortadan kaybolur, sonra birden çıkıp gelirdi. Annemle evli değillerdi, babam özgür ruhlu bir adamdı. Öyle olunca da memleketin dört bir yanında iz bırakmadan yaşardı. Dönüşlerinde mutlaka cebi para dolu olur, hediyelerle gelirdi. Annem her defasında suskun sesle, gözünde yaşlarla severdi onu; onsuz nefes alamazdı.

Ahmetçiğim, ne olur tez dön, diyordu annem hep.

Hadi canım, ağlama. Bana bir şeyler hazırlarsın, ben de dönerim, diyordu babam umursamazca, dudaklarından hızlı bir öpücük kondurup kaybolurdu. O yokken bize babamın abisi, amca Mustafa bakardı. Sanırım annem ona içten içe hoşlanırdı ama Mustafa amca hayatında bir kez dahi bunu dile getirmedi, özel ilgi göstermedi. Ama ne zaman sıkışsak, hep yanımızda olurdu.

Nasılsınız bakalım, Zeynep? sorardı Mustafa amca, içeri girerken. Çocuklar ne yapıyor?

Yaşasın, Mustafa amca geldi! diye fırlardım yanına, sarılırdım sıkı sıkı.

Bak hele, Berk, diyerek sarılırdı bana kısa da olsa.

Keşke babam o olsaydı, diye düşünürdüm hep. Hafta sonları Mustafa amca bizi Elifle alıp dışarı çıkarırdı, annem de o sırada biraz soluklanırdı. Bazen annem de bizimle gelirdi, bazen de evde oturup kendi derdine dalardı.

Biraz büyüyünce, Mustafa amca eve bir duvara monte edilen spor aleti getirdi. Babam epeydir ortada yoktu. Ben parça parça aletleri monte etmeye yardım ettim ona. Elif ise kenarda durup izlerdi, nasıl el çabukluğuyla amca turuncu barı, ipi ve halkaları yerleştiriyor diye izlerdi hayranlıkla.

Neden evlenmiyorsun, amca? Şu çalışkan ellerinle ister misin, hangi kadın seni almasın? deyiverdi Elif, yaşına göre kadınlara özgü bir bilgelikle.

O bilgelik elbette annemin arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerden kulağına çalınanlardandı.

Bulursam evlenirim, Elif. deyip geçiştirdi Mustafa amca.

Hiç mi kendi çocuğun olsun istemezsin? Elif ellerini iki yana açıp baktı.

Mustafa amca aletlerini bıraktı, ciddileşti:

Şimdilik siz bana yetiyorsunuz. Yoksa beni başından mı atmak istiyorsun? diye gözlerini kısarak baktı.

Elif akıllıydı.

Ben mi? geniş geniş gözlerini açtı. Sen gelince her zaman mutlu oluyorum, amca!

O akşam ben Elife sordum:

Neden böyle takılıyorsun ona? Ya alınır da bir daha gelmezse?

Babam hediyeler getiriyor ya… dedi Elif dalgın dalgın. Yakında gelir sanırım.

Ah be! Alıp kandırdı seni o hediyelerle. Sen biliyor musun, şu spor aletlerinin fiyatı ne kadar? Mustafa amca kaç lira harcamıştır bize?

Banane o aletlerden. Elbiseden, bebekten istiyorum. Ben senin gibi halkalara tırmanacak bir maymun değilim ki.

Ama bu kez de Elif babayı boşuna bekledi. Babam gelmedi. Günlerden bir gün Mustafa amca geldi, annemle mutfakta uzun uzun konuştu; annemin gözyaşları dinmek bilmedi.

Zeynep, ağlama. Sizi asla bırakmam. Biliyorsun ki o adam her zaman tatlıyı, rahatlığı arar!

Annem hıçkırarak ağladı, sustu, sonra odada saatlerce sessizce gözyaşı döktü.

Mustafa amca yine geldi, eskisi gibi yardım etti, tamir etti, bizi gezdirdi. Sonunda kararını verdi ve duygularını anneme açtı. Ben utanmasam da kapı arkasından dinledim.

Mustafa benden sana hayır olmaz ki! Sen iyi bir adamsın, gerçek mutluluğu hak ediyorsun.

Kimin bana lazım olduğunu ben bilirim, Zeynep! dedi Mustafa amca inatla.

Ya dönerse?

Mustafa amca sustu. Annem devam etti:

Ben yine bekleyeceğim. Onu seviyorum, Mustafa! Sevmeden edemiyorum. Eminsen, sevgisiz bir kadınla yaşamak ister misin?

Ben sessizce kapıdan uzaklaştım. Annemi o an öldürecek gibi oldum ne biçim bir sevgiydi bu! Kimi bekliyordu, kime umut bağlamıştı!

Yeni bir hayat başladı. Elif babam gibi davrandı neredeyse ilgi gördüğü yere kayıtsızca yöneliyordu. Ancak artık onun da anlaması uzun sürmedi: Hediyelerini beklemenin anlamı yoktu. Mustafa amca ise ailemizi ayakta tutmak için çırpındı. Annem ona bir oğul Baranı doğurdu. Mustafa amcanın mutluluğu sınırsızdı. Nihayet evlendiler, her şey düzene oturdu.

Ben okulu bitirdim, sınavsız üniversiteye girecektim. Annem parladı, sanki parıldayan bir semaver gibi:

Bizim ailede bir bilim adamı var artık, Mustafa!

Biz de yamanız, yani yalandan çorba içmiyoruz sonuçta! dedi amca gülerek.

Bırakın artık! Bilim adamı filan değilim. kıpkırmızı oldum, utanıp geçiştirdim. Bana varsa bir bardak şampanya koyun bakayım, tadacağım.

Sanki tatmadın! dedi Elif, ben de ona gözlerimi kısarak baktım.

Baran boş boş üstümüzde dolaştı, az kaldı masaya tırmanıp devirecek. Mustafa amca onu kucağına aldı:

Hadi bakalım oğlum, uslu dur. Koca çocuk oldun artık!

Baran hemen masadan bir kaşık kaptı, burnuna dayadı, gözlerini şaşı yapıp hepimizi güldürdü.

Kapı mı çalıyor? dedi Elif, kulak kabartarak.

Annem kapıyı açtı, bir anda geri geri yürüyerek çekildi. Kapıda babamız belirdi. O an bir sessizlik çöktü. Babam etrafı inceledi, yalnızca:

Ne var ki? Eğlenmeye devam edin, dedi.

Kimse konuşmadı. Baran Mustafa amcanın kucağından inip yeni adamın peşine gitti. Babam onu umursamadı bile annem hemen Baranı kucağına alıp siper etti kendini. Mustafa amca kalktı, sendeledi.

Nereye? diye sordu annem, başka bir ses tonuyla.

Biraz hava almam gerek, dedi babam.

Yavaşça kardeşinin omzunu itip çıktı. Ben de tam arkasından gidecektim, Elif de peşimden.

Elifim, bak sana ne almışım, şık şık kıyafetler diye seslendi babam.

Şaşırtıcı biçimde Elif ona bile dönüp bakmadı. Koridorda bana yetişti, kulağıma fısıldadı:

Hadi ben Mustafa amcayla gideyim, sen içeride olup biteni dinle.

Ama

Berk, senin elin daha iyi, dinle şunu!

Eh, haklı! Tam bir casus gibi oldum.

Elif dışarı koştu, ben koridorda gizlenip annemi bekledim, kalbim yerinden çıkacak gibi. Annem sonunda beklediği, hayatının aşkı geldi Peki, şimdi ailemiz ne olacaktı?

Zeynep, ne yaptın? Mustafayla mı evlendin? dedi babam alaycı bir tonla.

Annem sustu.

Ne olmuş yani, Zeynep? Herkes hata yapar. Bitti o işler, bak geldim işte.

Bir uğultu, tokat sesi, korkudan ağlayan Baranın sesi duyuldu.

Gitme Veli Yallah git buradan!

Zeynep, ne diyorsun?

Yeter! Defol. Kimse seni beklemedi.

Yalan söylüyorsun. Gözlerin anlatıyor! Onlar yalan söylemez.

Dediğimi duydun, diye bitirdi annem.

Babam bir dakika sonra çıktı, koridorda beni gördü.

Dinlemekte üzerinesin yani? Bravo, yolun açık!

Ama artık onun ne düşündüğü umurumda değildi. Odaya girdim annemin hala ağladığını sandım. Oysa annem Baranı avutuyordu, bir yandan saçını düzeltip bir yandan masayı topluyordu. Sanki bir Yavuz Sultan Selim!

Off! Az kalsın bayramımızı berbat edecekti, ha? diye gülümsedi annem, acı bir tebessümle. Nerede kaldılar bunlar?

Baran çoktan anneyle amcanın tartışmasını unutmuş, sandalyesini ittiriyordu.

Dışarı çıktım, baktım ki Elif ile Mustafa amca parkta, yolun karşısında bankta oturuyor. Elif amcanın kabasına kolunu sarmış, başını omzuna yaslamış, elleriyle tutmasından korkuyor gibi. Sessizce yanlarına gittim, onları izledim. İçimden bir türlü diyemediğim şeyi gururla söylemek istedim. Bankın önüne geçtim, Mustafa amcanın kaybolmuş yüzüne baktım:

Baba, burada oturmaya bırak! Eve gidelim. Annem çağırıyor!

Mustafa amcanın elleri titredi, Elif hemen ellerini üstüne koydu. Başını kaldırıp ona baktı:

Hadi baba, gidelim mi?

Yavaşça yola koyulduk. Hep birlikte Çünkü bugün bizim bayramımız. Ben okulu bitirdim.

Rate article
Lifequest
Beklenmeyen Misafir Benim ve Maşka’nın babası, ben beşinci sınıfta, kardeşim ise birinci sınıfta okurken çalışmak için bir yere gitti ve tamamen ortadan kayboldu. Aslında, o zaman temelli kayboldu. Daha önce de aylarca kaybolur, sonra yeniden çıkıp gelirdi. Annemle hiç evli değillerdi, babam tam bir özgür ruhtu. Oradan oraya dolaşır, istediği zaman geri dönerdi, ama hep hediyeler ve parayla gelirdi. Annem onu deli gibi severdi, onun bu gidiş-gelişlerine hep göz yumuyordu. — Volkan, ne olur çabuk dön — diye yalvarıyordu annem. — Hadi ama, abartma. Hediyelerle döneceğim, beni bekle. Öylece öpüp kayboluyordu. O yokken babamın abisi, amcam Kadir, bize göz kulak oluyordu. Annem ona gizlice ilgi duyardı belki; ama hiç dile getirmez, özel bir yakınlık göstermezdi. Sadece her zaman güvenebileceğimiz biriydi o. — Teyzoş, nasılsın? — derdi Kadir Amca, bize uğradığında. — Veliler uyumlu mu? — Yaşasın, Kadir Amca geldi! — diye bağırır, koşup sarılırdım. — Selam, Deniz, — Amca beni kısaca sarılırdı. Benim için keşke babam o olsaydı. Hafta sonları amca bizi Maşka’yla gezmeye götürür, annem dinlenirdi. Bazen annem de bizimle gelirdi, bazen de evde oturup kendi dertlerini düşünmeyi seçerdi. Biraz büyüyünce Kadir Amca eve duvara monte spor aletleri getirdi; koridora taktı. Babam neredeyse yarım yıldır ortalarda yoktu. Ekipmanları takmasına yardım ettim. Maşka kenarda durup amcanın turuncu barı, ipi ve halkaları monte etmesine hayranlıkla bakıyordu. — Amca, sen niye evlenmiyorsun? Elin bayağı becerikli, herkes altın gibi ellerini kaparlar. — dedi Maşka, çocukluğundan büyük kadın aklıyla. O kadın aklı genelde annemin arkadaşlarına anlattıklarından geliyordu. — Hoşuma giden olmadı, Maria. Gelse evlenirim. — Kendi çocukların olsun istemiyor musun? Maşka komikçe ellerini iki yana açtı. Kadir amca aletleri bırakıp ciddi ciddi dedi ki: — Şimdilik siz bana yetiyorsunuz. Beni uzaklaştırmak mı istiyorsun küçük hanım? — gözlerini kıstı. Maşka akıllıydı. — Ben mi?! — gözlerini irice açtı. — Aman, Kadir Amca. Ben sana hep sevinirim. Akşam Maşka’ya sordum: — Ona çok takılıyorsun. Küsüp gelmemeyi de seçebilir. — Baba hep hediye getirir… — dedi Maşka hayal kurarak. — Yakında gelir, bence. — Aptal! Hediyelere kandın. Sen biliyor musun o aletler kaç para? Ne hediyesi! — Bana ne! Ben elbise ve bebek isterim. Maymun muyum, aletlere çıkacağım? Bu kez Maşka babayı boşuna bekledi. Gelmedi. Bir gün Kadir Amca geldi, annemle mutfağa kapandı, bir şeyler anlatıyordu; annemse hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. — Teyzoş, üzülme. Sizi bırakmam ben. Sen onu bilirsin… Kolay, yumuşak yer lazımdır ona. Annem ağıt gibi ağladı. Ardından uzun süre gözyaşı döktü. Kadir Amca eskisi gibi bize gelmeye devam etti; yardım etti, tamir etti, çocuklarla ilgilendi. Sonra cesaretini toplayıp anneme duygularını anlattı. Ben de kapı aralığından dinledim. — Kadir, ben sana layık değilim! Sen iyi bir adamsın. Hak ettiğin mutluluk bambaşka. — Ben neyi hak ettiğimi bilirim. — dedi inatla Amca. — Ya o dönerse? Kadir cevap vermedi. — Ben onu bekleyeceğim. Seviyorum, Kadir! Bir şey yapamıyorum. Beni böyle istiyorsan, ama kalbsiz… Usulca kapıdan ayrıldım. Annemi öldürecektim resmen! Ne aşkı ne bekleyişi! Delilik. Hayat devam etti. Maşka hep babaya çekti. Nerede ilgi görecekse oraya kayıyor. Suçlayabilir miydim? O da fark etti artık beklemenin boş olduğunu. Kadir Amca uğraştı, emek verdi. Annemden bir oğlu oldu: Vedat. Kadir Amca’nın mutluluğu sonsuzdu. Annemle evlendiler, hayat yoluna girdi. Ben liseyi takdirle bitirdim, üniversiteye gitmeye hak kazandım. Annem adeta bir semaver gibi parlıyordu. — Bizim ailede bir bilim insanı olacak, Kadir? — Biz de öyle küçümsenecek değiliz yani! — Hadi ama, bilim insanı dedikleri ne? — utandım, reddettim. — Şampanya koyun bakayım bana. — Aman, denemediğin mi kaldı? — güldü Maşka, ben ona surat yaptım. Vedat masanın üzerinde tırmanıp duruyor, stili bozmaya çalışıyordu. Amca onu tutup kucağına aldı. — Haydi bakalım oğlum, düzgün otur. Büyüdün artık! Vedat hemen bir kaşık kaptı, burnuna dayayıp gözlerini şaşılaştırdı, şaka yapıyordu. Hepimiz güldük. — Kapı mı çalıyor? — dedi Maşka. Annem açıp irkilerek geri geldi. Kapıda babam belirdi. Herkes sustu. Etrafa bakındı, dedi ki: — Ne var? Devam edin. Herkes sessizdi. Vedat amcanın kucağından inip uzak bir adama doğru yürüdü. Babam ilgilenmedi. Annem Vedat’ı kucağına alıp siper etti kendini. Amca Kadir yerinden kalktı, afalladı. — Nereye? — dedi annem, değişik bir sesle. — Ben… bir hava alayım. Dışarı çıktı, nazikçe abisinin omzunu kenara itti. Ben de peşinden gitmeye hazırdım ama Maşka da takıldı arkamdan. — Kızım bak, sana ne ciciler getirdim — dedi babam. Ama Maşka dönüp bakmadı bile. O, benden önce koridora çıktı, kulağıma fısıldadı: — Ben gideyim peşinden. Sen burada olup ne konuşulacaksa dinle. — Ama… — Deniz! Sen işin ehli dinlemede! Doğru söylüyor, dedim içimden. Tam ajanlık işi. Maşka amcayla dışarı çıktı, ben koridorda pusuya yattım. Annemin nihayet… kavuştuğunu düşünerek dehşete kapılmıştım. Bütün hayatının aşkı. Peki şimdi ne olacaktı? — Tez, sen Kadir’le mi evlendin? — dedi babam alayla. Annem sustu. — Teyzoş… ne olduysa oldu. Yazık, kim nerede günaha girdiyse… Her şey bitti. Döndüm ben! Bir gürültü ve tokat sesiyle Vedat’ın ağlaması yükseldi. — Sen yoluna devam et, Volkan… git buradan. — Ne saçmalıyorsun? — Bitti! Git. Seni kimse burada beklemedi. — Yalan söylüyorsun. Gözlerinden anlıyorum. Gözler yalan söylemez. — Kararım kesin. — dedi annem. Babam çıktığında koridorda beni gördü. — Dinliyorsun değil mi? Aferin. Sen yol alırsın. Ne düşündüğü umurumda değildi. Odaya girdim; annem perişan mı acaba diye düşünüyordum; ama Vedat’ı sakinleştiriyor, saçını, masayı düzeltiyordu. Tam bir Julius Sezar gibi. — Ohh. Az kalsın günümüzü mahvedecekti, değil mi? — annem hafifçe gülümsedi. — Hadi bakalım, neredeler? Vedat, annemle amcanın kavgasını unutmuş, sandalyeyi itiyordu. Dışarı çıktım. Maşka, Kadir Amca’yla parkta oturuyordu. Ellerini amcanın omzuna sımsıkı sarmış, başını onun göğsüne yaslamıştı; sanki bıraksa amca kaçacak! Yanlarına gittim, uzunca içimden geçenleri söylemek istedim. Bankı dolaşıp Kadir’e baktım: — Baba, oturma burada, eve gel. Annem çağırıyor. Kadir’in elleri titredi. Maşka ellerini onun ellere koydu, başını kaldırdı: — Gerçekten gel, baba, olur mu? Beraber döndük. Çünkü bugün bizim için bir bayramdı. Ben mezun olmuştum.