İki Kişilik Bir Bayram
Küçükken Derya ailesiyle kuzusu olduğu teyzesinin düğününe katılmıştı. Başta her şey çok ilginçti; renkli çiçekler, mis kokulu lokumlar ve davetlilerin coşkusu. Ancak bir süre sonra gelin ve damat, uzun süren acı çığlıklarından yorgun, gözleri donuk bir şekilde masada otururken, etrafları neşeyle zıplayıp, dans edip, şarkı söyleyen konuklarla dolmuştu.
Derya bu gürültüden bıkmış, sıfır yaşındaki bir çocuktan farksız bir sesle Bu düğün benimkisi olmayacak demişti. Damadın ve gelinin durumuna acıyarak, Evlensin de mi, hiç evlenmesin de mi? diye düşünmüş, ama o zamanlar sadece on yaşındaydı.
Zaman geçtikçe Derya büyüdü. Mehmet ile tanıştığında, evlenmek ya da evlenmemek gibi sorular tamamen yok oldu; onun yanında olduğunda dünya bir anda silikleşir, sadece ikisi kalırdı.
Yanımda yarım kelime ya da yarım bakışla beni anlayan birinin olması ne güzel, derdi uykuya dalmadan önce. Şükür ki Mehmetle tanıştım. Derya, Mehmete aşık olduğunu uzun süredir biliyordu; onun sadakatine, kendisini her daim övmeye ve üzerindeki tozları silip atmaya bayılıyordu.
Bizim aramızdaki bağ güven üzerine kurulu, karşılıklı anlayış tam, demişti en yakın arkadaşı Leylaya. En çok da fikirlerine saygı duymamı seviyor, benden farklı düşündüğümde bile. Leyla ise gülerek, Derya, senin gibi tam bir uyum içinde bir çift çok nadir görülür. Bizim Muratla işler pek farklı. Her birimizin kendi dertleri var, birbirimize yer açamıyoruz. Bir gün ne evleniriz, ne de evlenmeyiz, karar veremiyorum, diye yanıtlamıştı.
Derya ise Zaman her şeyi yerli yerine oturtur, diyerek, Şimdilik acele etmeye gerek yok, demişti. Muratın annesi ise Hızlı karar vermek istemiyorum, oğlumun bu adamı pek beğenmiyorum, diyerek endişesini dile getirmişti.
Mehmet ve Derya birbirlerini çok iyi anladıkları için nikah dairesine gitmek kendiliğinden bir adım gibi gelmişti.
Derya, artık evlenme zamanımız geldi, demişti Mehmet, onu evine bırakırken. Ne düşünüyorsun?
Çok düşünmüyorum, kesin kararım var; ama düğün nasıl olacak biliyor musun? Çok kalabalık bir davet istemiyorum, diye yanıtlayarak çocuklukta gördüğü o gürültülü düğünü hatırlattı.
Mehmet gülerek, Endişe etme, belki farklı bir şey olur, dedi. Derya ise Açıkçası sadece ikimiz için bir düğün istiyorum. Çığlıklar ve bağırışların ortasında olmaktan sıkıldım, diye ekledi.
Mehmet de Ben de kalabalıkları sevmem, diyerek, Şimdi uyuyalım, yarın konuşuruz, diyip hafifçe onu kapıdan itmişti.
Derya bir türlü uyuyamıyordu; sessiz bir düğün hayali kafasını kurcalıyordu. 26, Mehmet ise 28 yaşındaydı; artık gençlik yılları geride kalmıştı. Akşam iş çıkışı bir kafede oturup yine konuyu açtılar.
Mehmet, yine iki kişilik bir düğün fikrine yaklaşıyorum, dedi Derya.
İki kişi, ne romantik! diye bağırdı Mehmet. Büyük bir salon, beyaz örtüler, yalnızca iki kişi; sen beyaz bir elbise, ben frak içinde, mum ışıkları yanıyor, hafif bir melodi çalıyor Hayal et! diyerek bir kahkaha attı. Şampanya içip birbirimizi tebrik ederiz.
Ciddiyim, iki kişilik bir düğün istiyorum. Ama ailelerimizi nasıl ikna ederiz? diye sordu Derya.
Mehmet omzunu silkti. Benim de bir tek çocuğum, senin de tek kızın var. Aileler bir türlü pes etmiyor, dedi. Gelenekler de işte, hayatımızı onlar yönlendiriyor.
Gelenekler beni hiç cezbetmez, dedi Derya hafif sinirli bir sesle. Dağların birinde, kayıp bir kilisede evlenmek isterdim.
Vay canına, evlilik töreni mi? dedi Mehmet şaşkınlıkla.
Hayalim bu, dedi Derya.
Mehmet düşündü ve Peki, sadece imza atıp bir balayı planı yapalım; iki başımıza bir kaçamak, dedi.
Balayı ama düğün değil, diyerek Derya gülümseyerek cevap verdi. Söz veriyorum, frak yerine rahat bir gömlek giyebilirim ama beyaz elbise şart.
Mehmet bir an düşündü, Tamam, düğün iki kişilik, ama bir de geleneklerden kaçamayız. Belki beyaz elbiseni tişörtle ve kot pantolonla giyebilirsin, dedi, Sana ne olursa olsun, ben seni kaldırıp bir yatakta dalga dalga yürütürüm, nasıl olur? Bir yatakta, bir sahilde
Vay canına Derya, başka ne düşünüyorsun? diye kahkaha attı Mehmet.
Bir hafta sonra ikisi gizlice kaydırağa gidip evlenme başvurusu yaptılar. Düğüne iki ay kalmıştı, ama hala nasıl bir tören yapacakları netleşmemişti; umuyorlardı ki bu süre içinde bir karar bulacaklardı.
Bir akşam, Mehmetin evinde otururlarken dışarıda yağmur yağarken annesi Emine odalarına girdi.
Ne kutlamaya karar verdiniz? Şampanya konuşması duydum, dedi.
Üçüncü tanışma yıldönümümüz, diye cevapladı Mehmet.
Sanırım evlenmeye karar verdiniz, diye gülerek baktı. Başvuruyu yapmışsınız, duymadım mı?
Anne, nasıl her şeyi biliyorsun? Şehirdeki her şeyin kontrolü sende mi? diye sordu Mehmet.
Benim işim seni büyütmek, diye neşeyle yanıtladı Emine. Şimdi evlenme başvurusunu yaptınız, gelinlik, yüzük ve Mehmetin takımı almayı unutmayın, dedi kararlı bir sesle.
Annem, kalabalık bir düğün istemiyoruz, sadece iki kişilik bir tören, diye fısıldadı Mehmet.
Bu mümkün değil, bir düğün bir düğündür, dedi Emine ısrarla.
O sırada baba Ahmet gülerek odaya girdi.
Yine bir şey mi kaçırdım? Düğün mü konuşuluyor? Çocuklar, sonunda dedi.
Evet baba, ama iki kişilik bir düğün istiyoruz, dedi Derya.
Bizim gelenekler böyle, diye bağırarak bağırdı. Bir tek oğlumuz var, neden bu kadar çekingen olasınız? Aileye saygı göstermek lazım, dedi. Restoranda, misafirlerle bir düğün yapacağız.
Mehmet çabuk cevapladı: Neden sizin istediğiniz gibi, bizim istediğimiz gibi yapmıyoruz?
Baba sesini kesti, Şimdi konuşmayı kes, ben çıkıyorum. diyerek odadan çıktı.
Mehmet Deryayı dışarıya bırakırken, Şimdi aileye haber vereceksin, ne diyecekler bakalım, dedi.
Senin ailen de aynı şeyleri söyleyecek, diye cevapladı Derya.
Eve döndüğünde annesi endişeyle sordu:
Canım, ne oldu? Kalbin mi çarpıyor?
Hayır anne, bu sefer ruhum, dedi Derya. Anne, telefonla Emine aradı, bize iki kişilik bir düğün yapmak istemediğimizi söyledi. Başvuruyu gizlice yaptık.
Annesi çareyi aramaya çalıştı: Sanırım sizi desteklemezler, ama bir şeyler buluruz. Baba da ekledi: Gelenekler yaşanmalı. Siz evleniyorsunuz, ama gelenek dışına çıkamazsınız.
Derya gözlerini çırparken, Ben en önemli günümü mahvetmek istemiyorum, dedi. Baba ise, Olur, her şey yolunda gider, bir balayı ve yat, ama önce bir geleneksel düğün, diyerek ısrar etti.
Derya sonunda anladı ki, Mehmet doğruyu söylüyordu; ebeveynler istediklerini yapacaktı: geleneksel, konuklu ve gösterişli bir tören. Arkadaşı Serkana planlarını anlattığında, Sanırım sadece yürüyüş yapacağız, dedi, Serkan ise Henüz karar vermedik, aileler engel olacak gibi, diye cevapladı.
Gün sayısı azalmıştı; aileler çiçek siparişlerini konuşuyordu: Beyaz mı, pembe mi? Çiftimiz iki yüz misafir olacak. Derya ve Mehmet birbirine bakıp gözlerini kıpırdatıp, Biz çok az bir kutlama düşünüyorduk, diye hayretle sordular.
Mehmet sakinlikle, Küçük bir tören, merak etmeyin, dedi. Baba ise, Her şeyi hallederiz, sabah sizi havalimanına götürür, ardından sahile göndeririz; sadece ikiniz kalır, diye vaat etti.
Düğün sonunda Derya başını döndüğünde baş dönmesi hissetti; aileleri ona bir şey söylememişti, gençliğin huzurunu hissetmek zor oluyordu.
Nihayet büyük gün geldi. Derya, beyaz bir elbiseyle katıldığı yerde, Mehmet ise frak içinde ona doğru yürürken, atmosfer bir anda neşeyle doldu.
Bu kalabalık ne güzel, diye düşündü Derya, Bütün akrabalarım, arkadaşlarım, yakınlarım. Düğün, beyaz çiçeklerle süslenmiş büyük bir restoranda gerçekleşti; herkes mutluluk dileyip Acı! diye bağırdı. Derya çok mutluydu, Mehmet de aynı şekildemutlu olması Deryanın mutluluğu demekti.
Öğleye doğru, çift bir uçağa bindi ve şöyle dediler: Nasıl da çabuk ve harika geçti!
Ve böylece iki kişilik bir hayal, aile gelenekleriyle yoğrulmuş, hafif bir ironi ve sevgi dolu bir düğünle gerçek oldu.




