Uzun zaman önce, Anadolunun kırk bir köyünden bir evde, Gülbahar Kuzmen çok kedileri severdi. Nasıl ki kedilerin tüylerine dokunmadan, onlara bir anlık dahi bakmadan durmazsan, kendini bir kedi gibi hissedebilirsin; işte Gülbahar da öyle düşünürdü. Fakat o, gerçek anlamda bir köpek de idi; orta boylu, sağlam yapılı, dişleri bir timsaha dâhil olurdu. Ne dişleri, ne de sakalı, kimseye imrenmek vermezdi; Gülbahar her daim nazik bir kızdı ve başkalarının gözünde kıskanmak bir zahmet saymazdı.
Kedilere olan sevgisi bir anda doğmadı; doğumundan bir buçuk ay sonra başladı. O gün, Mina (o zamanlar isimsiz bir yavru köpek) çamur içinde inleyen bir ses çıkarıyordu. Yağmurun bir yağışının ardından çamur birikmişti, Mina ise hâlâ ne bir anneye ne bir baba sesine kulak veriyordu, yalnızca kaderim ne kadar zalim! diye bağırıyordu. Bu ağlamayı bütün dünya duymadı; yalnızca bir kedi, Mırmır, duymuştu. Mırmır çamurlu su birikintisinin kenarına oturdu, patilerini suya soktu, kabarık kuyruğunu döndürerek bu ufak, ağlayan sevimlisi izledi.
Birden, Mırmır bir beyaz iz fark etti; Minanın ön patisinin üzerinde bir damla suyun izi aynı renkteydi. Benim mi? diye düşündü Mırmır. Düşüncesi birden aklına geldi: Böyle bir çocuğu kim bırakmış olabilir? Muratla mı oynadı? Laleyle mi? Ya da Meryemin çatı katında mı oturdu? Mina, bir anlık suskunlukla etrafına baktı, sıcaklık ve merhamet dolu bir varlık hissediyordu. Korkusundan bir anda kaçmaya çalıştı; ama patileri birbirine dolaşınca yine çamura düştü, ince bir çığlık attı. Mırmır hafifçe hırıltı attı, ama artık şüpheye yer kalmadı; bu kesinlikle onun gerçek kızıydı! Çünkü o da bir zamanlar patilerini karıştırmıştı.
Mırmır usulca çamura doğru yürüdü, Minanın üzerini kapladı, derin bir nefes aldı ve onu boynundan yakaladı. Baba olmak zor bir görevdi, ama Mırmır sorumluluktan kaçmazdı. Annesi çocuğu terk ettiyse, ben asla terk etmeyeceğim! diye düşündü. O an Mina, güvenli bir kolların içinde olduğunun farkına vardı; sakinleşti, rahatladı ve hatta uykuya daldı. Mırmır ise onu evine götürdü.
Kapıdan içeri bakan Ferhat, şaşkınlıkla bağırdı: Ahmet, bak bir köpek getirmiş! Ne de kalın, ne de şişman! Güçlü bir bekçi olacak! Ahmet, Mırmırın sahibi, Minayı da onayladı. Oysa kimse bilmezdi ki Gülbahar, bir kedi gibi davranmaktan başka bir şey istemezdi; o gerçek bir kedi, Mırmırın kızıydı.
Mırmırın eğitimiyle Mina her zaman temiz kalır, fare ve kuşları avlardı. Ağaçlara tırmanmaya çalışır, çitleri aşmaya çalışırdı; ama tombul karnı ona izin vermezdi. İki yıl içinde Mina, babasından birkaç kat daha büyüdü, başka kedilerle dövüşmek istedi; Mırmır ise her defasında engellerdi:
Yabancılarla ben tek başıma hallederim, güzel bir kedicik olan senin tüyün zarar görmesin! diyerek, Minanın köpek olduğunu kabul etmezdi. Çünkü kabul etseydi, kendi kızının aslında bir köpek olduğunu itiraf etmiş olurdu; bu da Mırmırın gururunu kırardı. Kim de bunu söylediğinde, Mırmırı acımasızca döverdi.
Bir gece Mırmır evine gelmedi. Bu, daha önce hiç yaşanmamış bir durumdu. Mina onu bekledi, gözlerini çitin üzerinden süzdü, burnunu bir çatlağa soktu, babasının kokusunu almaya umut etti. Çit üzerinde tırmanamadı, pençeleri kaydı; burnu bir koku yakalayamadı. Yüreği çarptı, korku içindeki köpek bahçede koştu, bir anda bağırmaya başladı:
Bırak onu! diye bağırdı evin hanımı. O dönene kadar kimse uyuyamaz, baba Mırmırı bulacağız, tekrar getireceğiz Mina, ok atı gibi çitin dışına fırladı. Gözlerini kapadı, içindeki bir ses ona yolu gösterdi; hışırdıyor, o yönü işaret ediyordu. Önceden bulduğu o patikaya doğru koştu.
Sezgileri yanılmadı. Mırmır oradaydı, ıslak toprakta, henüz kurumuş bir çamurun yanında, tamamen bitkin. Baba diye inledi Mina, çenesine dokunarak. Dudaklarından sessiz bir feryat çıktı; köpek, kedinin yanına nazikçe yaklaşıp, onun hayatta kalması için dua etti. Köpeğin burunları, babasının tüyünden iki farklı kokuyu ayırt etti; bu iki koku Minanın hafızasında sonsuza dek kalacaktı.
Ev sahipleri kediyi bir battaniyeye sardı, arabasını çalıştırdı ve en iyi veterinerin olduğu komşu ilçeye, yani Kırşehire doğru yola çıktılar. Mina da peşlerinden koştu, araba kayboluncaya kadar koştu. Oraya vardığında durdu, beklemeye başladı Ne düşündüğünü kimse bilmezdi. O sadece, Mırmırın bir daha evine dönmeyeceğinden korkuyordu. Düşüncesi doğru çıktı; insanlar kediyi alıp gitti, Minanın gözleri hâlâ kapalı bir çiçek gibi açılmadı.
Mina arabayı süzdü, içindeki ilaç kokusunu içine çekti, sessizce ağladı, inledi. Üç gün boyunca bir şey yemedi, sadece su içti; içinde bir öfke alevlendi. Neden yabancı köpek babamı yaraladı? Kendi köpeğimi tanımazdım bile! diye düşündü, öfkesini içinde yakıp tutuyordu. Yavaşça yemek yemeye başladı, çitlerin arkasına sık sık göz attı. Gülbahar, kaçış fırsatını bekledi.
İki hafta geçince, kapılar genişçe açıldı, sahipler yola çıktılar. Mina çitten atlayıp kaçarak köyün sokaklarını dolaştı. Kötü bir koku vardı, bir çift köpek bir yol kenarında oturmuş, bir kazı yemişti. Mina yere yattı, çünkü Mırmır ona sessizliğin avcılıkta en önemli kural olduğunu öğretmişti. Sabret, yaklaşıp birden saldır işte o an geldi.
Mina, bir kedinin sessizliğini taşıyarak yaklaştı, kükremekten kaçındı, sadece bir patlamalı saldırı yaptı. Çeneleri çatladı, tüyler uçuştu, kemikler kırıldı. Mina, bir kedinin öfkesini, köpeğin gücünü bir arada taşıyarak iki rakibini de alt etti. Birden bir tasma ona çarptı, geri çekti. O sırada ev sahibi Hanımefendi, onu kollarına alarak:
Mina, sakin ol Kediye çarptı mı? Kollarından tutup seni korumak istedik. dedi. Ahmet ise çığlık atan köpekleri evden dışarı sürüyordu.
Mina, sakin ol Onlar babanı ısırdı mı? Sen çok iyisin! diye seslendiler. O sırada arabadan Mırmırnın gözleri parladı, Bizi bırakma! Hastaneye götürdük, iğne takacağız, tedavi edeceğiz. dedi. Mina, iki yıl önceki gibi bağırarak koştu, mutlu patileriyle arabaya tırmandı. Mırmır, sık sık Minanın ıslak tüylerinden damlayan sıvıyı silerek iç çekti:
Delirdin mi? Onlarla tek başına savaşmayı mı istedin? Beni bekleyemedin mi? diye homurdandı. Sonra gururla ekledi: Annem hiç görülmedi; şimdi herkes biliyor ki, ben Kırkız’ın kızıyım! Dünyanın en güzel kedisiyim!
Gülbahar, Mırmırın sırtındaki dikişi kokladı, çok erken durdurulmasından pişman oldu. Ama bir şey doğruydu; Mina bir kediydi, sabırla beklemeyi biliyordu. Şimdi, içindeki duygularla hışırtı yaparak, sevdiği babasını bir kez daha yaladı.




