Kocamın annesi mutfaktan bağırdı: Gelinin şu an köydeki çiftliğe baksın. Arkadaşı ve kızı buraya gelecek, en az bir hafta, belki de daha uzun kalacak.
Ben şok içinde kocama baktım.
Anne, hangi arkadaş? diye bağırdı kocam.
Tek ve eşi benzeri yok! dedi anne, odasına yöneldi.
Ben nereye gideceğim? diye sordum.
Lale, her şeyi duydun zaten, diye bağırdı İrem Hanim.
İrem Hanim dolabını karıştırmaya başladı, kristal kadehleri çıkardı, konuklar için sakladığı o kıymetli bardakları.
O zaman ne zaman gönderirsin? dedi bana, gözleri kısarak.
Kim anne? diye şaşırdım.
Veli, aptal gibi davranma, dedi anne, göz devirdi. Kocanı, evlat edindiği gibi tut.
Anne, neden arkadaşının otel odası almıyor? diye savundum.
Akıllı mısın? Fiyatları gördün mü? Lale köyde kalacak, beni rezil etmesin.
O zaman ben de köye taşınıyorum. Yaz geldi, izin alalım, dinlenelim.
Bu güzel bir fikir, dedim kocama.
Hayır! Sen, evlat, burada bana lazım!
Anne, üç odalı dairemiz var. Senin odan, bizim odamız, oturma odası boş; arkadaşın oraya oturabilir.
***
İlk kez bu kadınla tanıştığımda anladım ki iş zor olacak. İrem Hanim, bizim evliliğimize karşıydı. Düğünümüzü bile gitmek istemedi; kızı Veli’nin kız kardeşi zorla getirdi. Düğünden iki ay sonra annesi hâlâ bizi aileye kabul etmiyordu. Şimdi Velinin ebeveynlerinin evinde yaşıyorduk; babası bir yıl önce vefat etmişti ve İrem Hanim yalnızlıktan korkuyordu.
Tamam, dedi anne, O zaman gelinin odasından çıkmasın.
İrem Hanim, nasıl bir şey düşünüyorsunuz? diye öfkelendim.
Bir şey bulurum.
Anne, gizemli arkadaş ne zaman gelecek?
Zaten burada olmalı, diyerek saatine baktı.
O anda kapı zili çaldı.
Ne dakikilik bir zaman! dedim şaşkın.
İrem Hanim kapıyı açtı, ben ve Veli onun peşinden girdik.
Günaydın, Sibel!
Merhaba, İrem!
İçeri büyük bir kadın ve ardından kızı girdi.
Tanışın, benim prensesim!
Ne güzellik! diye İrem Hanim ellerini çırptı.
Prensesin adı ne? diye Veli kıkırdadı.
Aylin! dedi kız, 120 kilo ağırlığında iri bir genç kız.
İrem, tanıştırın bizi, dedi Sibel, bana ve kocama bakarak.
Bu benim oğlum Veli, bahsettiğim gibi, dedi İrem.
Hatırlıyorum, tatlı bir çocuk, gülümsedi Sibel.
Bu da, İrem bana bakarak, kız kardeşi, kuzen!
Ağzım açık kaldı, Veli ise yüksek sesle güldü.
İrem Hanim, siz o anda eşim beni odaya çekti.
Lale, kim olduğumuzu söylemeyelim şimdilik.
Neden? diye merak ettim.
Burada neler olup bittiğini anlamadın mı?
Açıkla.
Anne, arkadaşını sadece bir misafir olarak değil, başka bir amaçla çağırmış gibi görünüyor.
Sanırım anlıyorum. Annen yeni bir eş bulmuş.
Bakalım ne yapacaklar, gerçeği söylemeyi asla kaçırmayacağız.
Koridorda misafirler soyunuyordu.
Veli, Aylinin çantasını çıkar, diye komut verdi anne.
İrem, apartmanlarımız nerede?
Gel, Sibel, diye İrem Hanim onları oturma odasına yönlendirdi.
Akşam yemeği için masayı süsledik; İrem Hanim yeni yıl gibi bir sofra kurdu. Ortada Aylin oturuyordu, yanlarda annesi ve anneanne. Ben kocamdan ayrı bir köşeye oturdum; İrem Hanim bunu istedi. Prenses tavuk ve patates topladı, iki yaşlı kadın ona bakıp gözyaşına boğuluyordu.
Aylin, yemeğini çekinmeden ye! diye bağırdı anne.
Son zamanlarda iştahı azalmış, diye şikayet etti Sibel. Kilo verdi, zayıfladı.
Ne oldu? diye sordu anne.
Paylaşılamayan aşk! Bir çocuğa âşık oldu, o ise ondan kaçtı!
Belki de onu yiyebilirdi! diye Veli dayanamadı.
Ben kahkahalar içinde neredeyse masaya yuvarlandı.
Veli, nezaket nerede? dedi İrem Hanim öfkeyle.
Affedersiniz, hakaret etmeye niyetim yoktu!
Masada yemekler ilerledi, anneler bir iki kadeh sardunya içti.
Önemli bir beyanatım var! dedi Sibel.
Şimdi nişanlanacaklar, fısıldadı Veli, yanımda oturan.
Sevgili İrem Hanim, Veli, kardeşim! Aylin benim prensesim, Veliye evlenmesi şart!
Kabul ediyoruz! bağırdı anne, ellerini çırptı.
Veli bir kez daha kahkahayla patladı, ben mutfaktan koşarak çıktım.
Ben de bir beyanat yapmak istiyorum! bir dakika içinde geri döndüm.
Ne söyleyeceksin? bağırdı anne.
Çocuk bekliyorum! diye haykırdım.
Uçurdun yine, yanıtladı anne.
İrem Hanimın çocuğu, ama işte kanıt! dedim, iki çizgili bir test sonucu gösterdim.
Aylin tavuğu yutarcasına ağzı doluyordu, Sibelin vodkası boğazına takılmıştı.
Kuzeninden mi? diye gözleri büyüdü.
Ne fark eder, beraber uyuyoruz, saklamıyoruz! Düğün bile yaptık! diye Veli savundu.
Aylin, hemen kalk ve çık! diye Sibel komut verdi.
Anne, henüz tavuğu bitirmedim, dedi kız kırgın.
Bu kirli evde kalmayacağız!
Anne ve prenses çıkışa yöneldi, İrem Hanim peşlerinden koştu.
Sibel, umursama, şaka yapıyorlardı.
Şakalarınız çirkin! diye bağırdı İrem, Sanırım artık bu teması kesmeliyiz!
İki kalın kadını gönderip, ben ve Veli tek başına masada gülmeye devam ettik.
İrem Hanim bir hafta boyunca kırgın dolaştı; biz ise ona pek takmadık.




