Git artık, Kaan

Tabaklarda soğumuş akşam yemeği öylece duruyordu masada. Zeynep gözlerini oradan ayıramıyordu ama sanki hiçbir şey göremiyordu. Bir tek saate bakıp, dakikaların acı bir yavaşlıkla ilerlediğini hissediyordu. 22:47.

Barış dokuzda evde olurum demişti. Hani her zamanki gibi işte

Telefon sessizdi.

Zeynepin içinde öfke kalmamıştı artık.

Canlı kalan her şey yanıp kül olmuş, geride sadece soğuk bir yorgunluk bırakmıştı.

Gece on bir buçuğa doğru kapının kilidi döndü.

Zeynep başını bile çevirmedi. Koltuğa oturmuş, dizlerine kadar battaniyeye sarılı, dalgın dalgın aynı noktaya bakıyordu.

Merhaba hayatım. Affet, işte kaldım yine, dedi Barış, yorgun sesinde sahte bir neşeyle. Barış ne zaman yalan söylese böyle konuşurdu zaten.

Yanına gelip yanağından öpmek istedi. Zeynep ise belli belirsiz bir geri çekildi. Fark edilmez sandı ama Barış hemen hissetti.

Bir şey mi oldu? dedi, atkısını çıkarırken.

Bugünün ne günü olduğunu hatırlıyor musun? dedi Zeynep, sesi hafif, cansız.

Barış bir an durakladı.

Çarşamba Niye ki?

Bugün annemin doğum günüydü. Beraber gidip ona pasta götürecektik. Sen de söz vermiştin.

Barışın yüzünde birden değişim oldu. Gülümsemesi silindi, yerine suçluluk ve telaş oturdu.

Off Zeynep, tamamen aklımdan çıkmış Affet valla! Bu iş Kafam çok doluydu. Yarın mutlaka ararım onu.

Mutfağa geçti. Zeynep onun buzdolabında oyalanıp tabaklarla uğraştığını işitti. Ne zaman sıkışsa Barış hemen mutfağa gider, tabak-çanak havlesine sığınırdı. Sanki orada sorulardan, tartışmalardan kaçardı.

Ama bu sefer Zeynep susmaya niyetli değildi. Kalktı, mutfağın kapısına geldi.

Barış bugün kiminle tam on bire kadar işte takıldın acaba?

Barış arkasını döndü, elindeki süt poşeti hafifçe titredi:

Takımda herkes vardı, yeni projeye başlıyoruz ya Sıkıştı tarih, biliyorsun işte.

Biliyorum, dedi Zeynep. Ve şunu da biliyorum: bugün saat üçte tuvaletten yüksek sesle Nur, inan anlıyorum ama bunu çözmem gerek, dediğini duydum.

Nur. Barışın eski eşi. Üç yıldır aralarında varlığını hissettiren, dilsiz sitemlerle göğüs kafesini titreten gölge gibi bir hayalet.

Barışın rengi soldu.

Kulak misafiri mi oldun?

Gerek yoktu ki. Banyodan öyle gürültülü konuşuyordun ki Her şeyi duydum.

Barış sütü masaya bırakıp sandalyeye çöktü.

Zeynep, düşündüğün gibi değil.

https://clck.ru/3R8onP
Ne düşünecektim peki Barış? sonunda Zeynepin sesi biraz çatladı. Zaten altı aydır huzursuzsun. Akşamları kayboluyorsun. Bana boş bakıyorsun sanki yanındayım ama görünmüyorum. Nedir senin derdin? Onu geri mi istiyorsun? Açık açık söyle, vallahi kaldırırım.

Barış, ellerine bakıyordu. Güçlü eller, her mekanizmayı söker-takar ama mutluluğu kurmayı bir türlü öğrenememiş eller.

Onu geri istemiyorum, dedi alçak sesle.

O zaman nedir? Yine onunla mı oldun?

Hayır! Gözlerinde o kadar samimiyet ve çaresizlik vardı ki Zeynep bir an kendinden şüphelendi. Zeynep, ne olursun inan. Hiçbir şey olmadı.

Peki ne? Neyin derdindesin orada? sesi artık neredeyse çığlığa dönüyordu. Borçlarını mı kapatıyorsun? Sorunlarını mı çözüyor, onun hayatını mı yaşıyorsun? Benimle yaşıyor gibi yapıp aslında onunla mı uğraşıyorsun?

Barış sessiz kaldı.

Bunca zaman Zeynepin yutkuna yutkuna biriktirdiği kelimeler, sel gibi çıktı:

Git Barış. Kime gerekiyorsa, ona git. Onu özlüyorsan ona dön. Kim hayatında önemliyse, onun peşinden git. Hatalarını düzelt ama beni artık bana bırak. Dayanamıyorum bu hayatı sürdürmeye, istemiyorum da!

Çıkmaya hazırlanırken Barış fırladı, kapının önünü kesti:

Gidecek bir yerim yok! Nur yok hayatımda, eskisi de yenisi de yok! Ne olduğunu ben de çözemedim. Tek isteğim, kendimi düzeltmek!

Barış bakışlarını kaçırıp yutkundu.

Açık açık konuş, dedi Zeynep zorlukla.

Neyimi düzeltiyorum diyorsun ya, sonunda patladı Barış, Kendimi! Aslında, beceremiyorum işte Sen Nur değilsin. Çok daha sabırlısın, iyi kalplisin. Bana hep destek çıktın, kendime inancım kalmadığında bile. Seninle her şey olması gerektiği gibi olmalıydı. Ve ben de değişmeliydim; hatasız, olması gereken bir insan olmalıydım. Ama yapamıyorum Zeynep! Yine mahvediyorum; doğum gününü unutuyorum, işte oyalanıyorum, senin beni beklediğini bile bile. Susuyorum. Gözlerine bakıp oradaki ışığın sönüşünü izliyorum. Tıpkı bir zamanlar Nurun gözlerinde izlediğim gibi.

Zeynep sustu.

Başkasını aramak istemiyorum, sesi kısıldı Barışın, Çünkü yine aynısını yapacağım diye çok korkuyorum. Yine bir şeyleri kaybedeceğim. Yine ağlatacağım, yine çaresiz bırakacağım. Evlilik bana göre değil demek ki Bir hayatı paylaşmayı, sıradanlığı, her günü, kavgasız gürültüsüz yaşayamıyorum. Etrafımda ne varsa yıkıyorum. O yüzden sanki ipte yürüyorum, bir adımda düşeceğim diye yaşıyorum. Ve sen, sen de sanki yanımda ama ruhun yok

Sonunda Zeynepe döndü. Gözleri kayıp, ama içtendi:

Sorun sende değil Nurda da değil. Hep bende

Zeynep bu dağınık itirafları dinlerken birden anlayıverdi: Barış onu başka biriyle aldatmamıştı. Onu kendi korkularıyla aldatmıştı. Bir kötü değildi, sadece yolunu şaşırmış bir adamdı. Nereye gideceğini, nasıl yaşayacağını bilmiyordu.

Şimdi ne olacak Barış? dedi yargıdan uzak bir sesle. Farkına vardın, peki ya sonra?

Bilmiyorum, dedi Barış dürüstçe.

O zaman önce kendinle mücadele et, patladı Zeynep. Git bir uzmandan destek al, kitap oku, kafanı duvara vur, ne yapacaksan yap! Ama artık bu döngüden çıkmasını öğren. Kimsenin sihirli düğmesi yok, hataları bir çırpıda silsin. Sadece kendinle çalışabilirsin. Git, çabala. Tek başına.

Bensiz.

Mutfaktan çıktı, holü geçti. Ceketini aldı ve sessizce kapıdan çıktı.

***

Kapı kapanınca sadece Barış ve yağmurun tıkırtısı kaldı evde. Pencereye yürüdü, Zeynepin gölgesinin yağmurlu karanlıkta eriyişini izledi ve tarifsiz bir ağırlık çöktü içine. Yanında kalan tek şey, işte buydu.

Onun çözemediği şey artık bir hayalet değildi. Buradaydı; soğumuş yemeklerde, bu dört duvarda, ellerinde hiçbir şeyi tutamayan Barışta.

Zeynepin ardından koşmak yerine, Barış dolaptan bir konyak şişesi çıkardıBir an, Barış elini masanın üzerine koydu; soğuk tabağın kenarını parmak uçlarıyla yokladı. O anlarda, boş bir odadaki ses kadar kendini duydu: ne öfke vardı, ne bahane. Sadece sessizlik ve garip bir açıklık. İlk kez gerçek bir kaybın ne demek olduğunu içten içe kavrıyordu; birinin yokluğuyla, kendi yarım kalmışlığının birbirine karıştığı ani bir boşluk.

Perdeyi araladı. Yağmur, sokağın sarı ışıklarını bulanıklaştırıyor, kaldırımı silip geçiyordu. Zeynepin adımlarını artık göremiyor, ama nereye gittiğini merak edecek halde de değildi. İçinde tuhaf bir hafiflik vardı; acının ucunda bekleyen o tanımsız serbestlik.

Mutfağa dönüp sandalyeye oturdu. Derin bir soluk aldı. Kolunu masaya dayayıp başını ellerinin arasına aldı. İlk kez, hiçbir yere saklanmadan kendi içindeki dağınıklığın ağırlığını taşımaya razıydı. Bu razılık, bir cevapsızlık değil, yeni bir başlangıcın gerektiği türden ağır bir sessizlikti.

Bir süre öylece oturdu. Sonra, usulca sobanın üzerindeki çaydanlığa uzandı. Kırık fincana bir bardak çay koydu. İlk yudumu içerken, soğuk yemeğin önünde kendi kendine mırıldandı:

Her şeyi yeniden öğrenmem gerek Her şeyi.

Dışarıda yağmur devam ediyordu ama içeride, ilk kez bir şeylerin geride kaldığını ve başka bir şeyin, sessizce, ağır ağır başladığını hissetti.

Ve o gece, Barış uyumadı. Her zamanki kaçışın yerine, kendine sessiz bir söz verdi: Bu kez hiçbir şeyi düzeltmeye çalışmadan, sadece kendisiyle yüzleşerek sabahı bekleyecekti. Çünkü bazen en doğru onarım, hiçbir şey yapmadan, kaybı ve kendini olduğu gibi kabul etmekle başlardı.

Rate article
Lifequest
Git artık, Kaan