Eşim bir hafta komada yattı, ben de yatağının başında ağladım. Altı yaşındaki kız çocuğu fısıldadı: “Üzgünüm, teyze… Siz gittiğinizde burada bayramlar yapıyor.

Murat bir hafta komada, ben yatağının yanında gözyaşlarıma yenik düşüyordum. Altı yaşındaki küçük kız, gözleri kocaman, fısıldadı: Üzülme teyze Sen çıktıktan sonra bir anda bayram çıkarıyor.

Murat, uyuyan bir prens gibi davranıyordu, ben ise günahkar bir peri gibi rol yapıyordum. Ta ki o altı yaşındaki kız, gerçekleri bir köşeden koktu; o koku hastane antiseptiklerinin acı, keskin aroması kadar yoğundu.

Dairenin içindeki sessizlik öyle yoğundu ki boğulacak gibi hissettiriyordu. Pencerenin dışındaki ışıklar uzun zamandır sönmüş, ama Elif hâlâ yanıp sönen monitörün önünde yeni bir tasarım projesi bitiriyordu. Masadaki saat, on birden beş dakika eksik gösteriyordu. Bir kez daha gece yarısı telaşı, bir kez daha yalnızlık; dağınık, şık, ama duygusuz bir evde. Kocası Murat, her zamanki gibi arkadaşlarla dışarı çıkmıştı. Haftada üçüncü kez, bu bitmek bilmeyen, yıprayan haftada üçüncü kez.

Elif koltuğa yaslanıp yanaklarını ovuştururken, göz kapakları kum gibi yanıyordu. Kulaklarında yorgunluğun ıslık çalan sesi çınlıyordu. Yine yalnızım, diye mırıldandı sessizliğe. Bir kez daha senin katıksız tavrın herkesi uzaklaştırdı. Aklında son tartışmalar dönerken: kendi suçlamaları, onun sessiz kızgınlığı. Belki de haklıydı; belki de sürekli eleştiren, sürekli şikayet eden biriydim. Belki de sert, doğrudan söyleyişim gerçekten de dayanılmazdı ve bu yüzden o evden kaçıp, sanki bir veba gibi kaçıyordu.

Elif, serbest çalışan bir grafik tasarımcıydı. İşleri çok talep görür, müşterileri kuyruğa dizilir, kazancı iki kişi için fazlasıyla yetiyordu. Murat ise bir yıl önce küçük işini kapatıp kendini bulma arayışına girmişti. Bu, kısacası, kanepede oyun konsoluyla saatler geçirme, interneti amaçsızca dolaşma ve arkadaşlarla dışarıda uzun süre kalma demekti.

Elif, bana çok zorlandığını söyleme, derdi Murat bir gün, yorgun bir yüzle, biliyorsun ben depresyondayım. Senin desteğine ihtiyacım var, eleştirilerime değil.

Elif bir an geri çekildi, içini kemiren suçluluk duygusuyla sessizleşti. Neden bu kadar sert davranıyorum? Ona zaman tanımalı, daha sabırlı olmalı diye düşündü.

Aniden telefon çaldı. Muratın telefonu, masanın kenarında unutulmuştu. Ekranda Zeynepten bir mesaj: Muracım, seni deli gibi özledim, ne zaman görüşürüz? Kalbi bir anda buz gibi serinledi, bir uçuşa geçti. Şifresiz telefon, gizlenecek bir şey yok demişti. Mesajları açınca yüzlerce satır buldu: Sevgilim, özlemim öldürücü, Ne zaman eşine gerçeği söyleyeceksin?, O seni hiç takdir etmiyor, ben.

Elif elleri titreyerek fotoğraflara baktı. Murat, yakışıklı kızıl saçlı bir kadınla kafede sarılırken, yağmurda bir parkta öpüşürken, yabancı bir dairede koltukta gülüşürken Her birinde Muratın o yıllardır görmediği neşeli gülümsemesi vardı.

Boğazında buruk bir yumru hissetti, tükürük akardı. Uzun bir nefes alıp Muratı aradı. Çalan zil uzun uzun çaldı, sonunda ses geldi: Alo? diye neşeli, hafif bir kız çocuğu kahkahayı andıran bir sesle.

Murat, ben Elif.

Sessiz bir an, ardından arkasındaki kahkaha bir anda sustu.

Elif? Bir şey mi oldu?

Bir şey oldu dedi Elif, sesi metalik bir hâlde. Telefonunu buldum, mesajlarını da. Zeynepten.

Telefonun karşı tarafı ağır bir yoğunluğa büründü; bir çamur gibi kalıcı bir sessizlik.

Yarın boşanma dilekçesi veririyorum dedi Elif soğukkanlı bir kararlılıkla. Dönmek istemiyorum. Eşyalarını da binanın girişine bırakacağım.

Elif, bekle, açıklayabilirim! diye bağırdı Murat.

Fakat Elif telefonu kapattı, telefon kayıp ellerinden düştü ve zemine çarptı. Diz çökerek kanepede oturdu, başını elleriyle sardı. On iki yıl On iki yıl ki onu idealden çok sağlam bir yolda tutmuştu. On iki yıl boyunca sevmiş, dayanmış, desteklemişti. Murat ise… İhanet etmişti. Mesajlara bakılırsa en az altı aydır bir yalan ve aşağılamayla yaşamış.

Bütün gece ağladı; acı, umutsuz, çaresiz gözyaşları döktü. Sabah, şişmiş gözleriyle ama içindeki yeni bir sertlikle eşyalarını büyük bir bavura doldurup giriş kapısına bıraktı. Avukata telefon etti, bir toplantı ayarladı. Elif bir kez daha her şeyi sonuna kadar savunacaktı; bu onun kuralı, onun felsefesiydi.

Murad gelmedi. Aramadığı, mesaj atmadığı iki gün sürdü. Elif sinirlenmeye başladı. Gerçekten umursuyor mu? diye düşündü.

Üçüncü sabah, telefon çaldı. Tanımadığı bir numara. Aliye Hanım? dedi resmi bir kadın sesi. 12. Devlet Hastanesi. Kocanız Murat, hipertansif krizle geldi. Durumu ağır, hızlı gelmeniz gerekiyor.

Dünya bir anda parçalandı. Tüm öfkesi, acısı bir anda hayvan gibi bir korkuya dönüştü. Ben suçluyum! Onu bu hastaneye sürükledim! diye içini çırpındı. Çantayı kapıp taksiye atladı, hastaneye koşturdu. Murat, yoğun bakımda soluk alıp vermeyen bir haldeydi; damarları kateterle dolu, monitörler çığlık çığlığa ses çıkarıyordu. Beş elli yaşlarında yorgun bir doktor, aşırı stres ve ani tansiyon yükselişi hakkında konuşuyordu.

Hafif komada, ilaçlı uyku, teorik olarak sizi duyabilir dedi doktor, sesi alçak. Konuşmak uyanış için çok önemli.

Elif yatağın yanına oturdu, soğuk elini tutarak: Murat, affet beni, diye fısıldadı, gözyaşları af dileğiyle doluydu. İstemeden, ne olduğunu tahmin edemezdim

Günler geçtikçe, Elif odada oturup ondan kitap okudu, ona şarkı söyledikçe, doktorlar ilerleme kaydedemediğini söylese de, Seni seviyorum, tüm hatalarımı affediyorum diyerek ona yalvardı.

Bir cuma akşamı, hastanenin koridorunda, altı yaşında iki ince örgülü saçlı küçük bir kız, mavi kurdeleli iki topuz içinde, geniş mavi gözleriyle Elife yaklaştı:

Teyzem, amcana gidiyor musun? dedi usulca.

Evet kızım zor bir gülümsemeyle yanıtladı Elif. O benim kocam.

Kız başını salladı. Ben Lale. Babam burada güvenlikte çalışıyor. Ben de okul çıkınca ona geliyorum, bazen ona kahve getiriyorum.

Kahve mi? Elif şaşırdı. O hâlâ komada, kahve istemez.

Lale gözleriyle kararlı bir şekilde baktı. O uyanıyor! Konuşuyor, hatta gülüyor! Sadece siz odadan çıktığınızda yatağa geri dönüyor.

Elif başını salladı, Lale, gerçekten gördün mü? diye sordu.

Dün annesiyle dans ettiler, kızıl saçlı kız çok güzel. Yemek getiriyor, beraber kahkaha atıyorlar. Lale heyecanla anlattı.

Elif birden boğazında bir düğüm hissetti, Neden bana bu kadar çok şey söylüyorsun? diye sordu.

Lale, çocuksu bir merhametle, Sizi üzüyor, teyze. O da sizinle dalga geçiyor, ben bunu sevmiyorum, dedi.

Elif, Sağ ol Lalem, diye fısıldadı, Sen çok cesur ve dürüst bir kızsın.

Hastaneden çıkıp arabasına bindi, anahtarı takarken elleri titredi; sanki her şey bir sahne gibi gösteriliyordu.

Akşam saat dokuzda, Elif hastaneye geri döndü. Girişte, Lalenin babası, sert bakışlı bir güvenlik görevlisi, sadece başını sallayarak içeri geçmesine izin verdi. Kapı aralandı, hafif bir ışık sızıyordu, uzaktan gelen kahkahalar duyuluyordu.

Murat! bir ses bağırdı, Vazgeç, bu sahte oyun bitti! bir başka ses, Sen de sahteymişsindir, Lale!

Elif aniden kapıyı iterek içeri girdi. Murat, hastane pijamasında, yanındaki kız kızıl saçlarıyla oturuyordu; bir şişe lüks şarap, plastik kaplarda artık yemek kalıntıları vardı.

O an, sahnedeki oyuncular gibi donup kaldılar.

Aliye Murat kaçmaya çalıştı.

Elif elini kaldırdı: Sus! Konuşma.

Sesinde bir çelik gibi sertlik vardı; Murat geri çekildi. Elif telefonunu çıkardı, net fotoğraflar çekti: Murat, kız, şarap şişesi, dağınık kıyafetler.

Mahkemeye, soru sormak için dedi soğukkanlı.

Murat bir kez daha yataktan atladı, kızın üzerine oturdu. Aliye, anlatabilirim! diye bağırdı.

Mahkemede anlatacaksın. Şimdi özgürlüğünün tadını çıkar. dedi Elif, odadan çıktı, sırtı dik, kalbi soğuk bir öfkeyle yanıyordu.

Aracına oturup banka müşteri hizmetlerini aradı: Hesabımda bulunan tüm kartları, kocamın kartları da dahil, lütfen iptal edin.

Sonra hastane muhasebesine bağlandı: Ben Aliye Novak, eşimin tedavisini ödedim, lütfen ödemeyi durdurun. O sahte bir hastalık gösteriyor.

Eve döndüğünde tüm kilitleri değiştirdi, Muratı kara listeye ekledi, kalan eşyalarını çöp torbalarına doldurup binanın ön katına bıraktı. Gece yarısı, kanepede otururken gözyaşları akmadı; bu gözyaşları rahatlamanın, on iki yıl süren zehirli yalanın sonu olduğunu hissettirdi.

Tanrım, ne kadar aptal bir köleydim, mırıldandı, Küçük tavuk gibi gördüm kendimi.

Ertesi sabah, Murat kapıyı çaldı, farklı numaralardan aradı, interkomda bağırdı. Elif cevap vermedi, polisi aradı; polis geldi, onu uyarı ile evden uzaklaştırdı.

Boşanma davası hızlıca sonuçlandı. Elif elindeki fotoğraflar, mesajlar, Lalenin ifadesiyle kesin kanıtlar sundu; hâkime bu kanıtlar çok açıktı. Murat hiçbir şey almadı, bir kuruş bile.

Aliye, bir şey verir misin? diye yalvardı mahkeme sonrası.

Kendi başına kaldı. dedi Elif, kendi tavuk gibi.

Hâkim sertçe ekledi: Novak, sahte hastalıkla maddi çıkar sağlama girişimi suçtur. Kadınıma dava açmazsanız, cezanız hafifletilir.

Karar sonrası Elif işe koyuldu; ev ofisinde tasarımları bitirdi, yalnızca kendini yormadan.

İki hafta sonra, tanımadığı bir numara çaldı: Aliye Hanım, ben Mihail, Lalenin babası. Lalenin yarın doğum günü var. İyi kalpli teyzenizi istiyoruz. Gelmek zor olur mu?

Aliye gülümseyerek cevap verdi: Tabii, adresi gönderin. Lale neyi sever?

Bratz bebeklerini ve unicorn temalı her şeyi! dedi Mihail.

Doğum günü günü, Aliye dev bir kutu, mor saçlı bir bebek ve bir unicorn krallığıyla geldi. Kapıyı açan, kırk yaşında, uzun boylu, yorgun ama sıcak bakışlı bir adam: Aliye Hanım? Lütfen içeri.

Ev, çocuk çizimleriyle dolu, bir köşe Lego kutusuyla, taze pişmiş poğaçalar ve elma turta kokusuyla doluydu. Lale koşarak Teyzem, geldin! diye bağırdı, omzuna sarıldı.

Üç kişi çayın, elma turta ve Lalenin çizimleriyle dolu bir akşam geçirdi. Mihail utangaçça, Bir çocukla tek başına zor karısı doğumda vefat etti, o zamandan beri Laleyle yalnızız, dedi.

Aliye, Burada çok güzel bir enerji var, diye yanıtladı. Hayat burada, gerçek hayatta.

Mihail, Lale, senin dürüstlüğün sayesinde bir şeyler fark ettim. Özür dilerim, biraz fazla sert oldum, dedi.

Aliye, Ben de sana borçluyum. On iki yıl boyunca bir ‘kasa’ gibiydim, kendimi suçlu hissettim. Şimdi anlıyorum, toksik insanlar suçlayıcı silahlarını kullanır, biz sadece hedef oluruz, dedi.

Akşam ilerledikçe, Mihail Aliyeye bir yürüyüş teklifi etti. Parkta kaykayla Lale, sahilde ördek beslerken, Aliyenin içi hafifledi, gülmek yeniden doğal geldi.

Sen mükemmel bir kadın, dedi Mihail bir akşam, Lale yorgun bir şekilde Aliyenin omzunda uyurken. Neden değerini göremedim?

Onun bir geçmişi, diye yanıtladı Aliye hafif bir tebessümle. Artık bir sayfa. Sen ise iyi bir insan.

Üç ay sonra, Murat son bir girişimde, Aliyeyi merdivenlerde yakaladı, Dönelim. İş buldum, Ksenyayla her şey bitti, diye bağırdı.

Aliye sakin bir sesle: Ben evleniyorum. Dürüst, iyi bir adamla. Sen bir kabus, artık bir anı, dedi, arabasına bindi, Mihail ve Lale onu bekliyordu, şehir dışındaki bir turistik köyde.

Lale, Baba, çadır kuracak mıyız? Gölde yüzebilir miyiz? Teyze Aliye hep bizimle kalacak mı? diye sordu.

Mihail ve Aliye bir bakıştılar, gözlerinde aşk ve umut ışıldadı. Sonsuza kadar, dedi Mihail.

Aliye, Rica ederim, diyerek gözyaşlarıyla gülümsedi. Ben çok memnun olurum.

Köyde, ahşap bir kulübede, Mihail kebap yaparken, Lale gururla yardımcı oldu, Aliye veranda masasında oturup çay içti. Akşam ateş başında, marshmallow kızartırken, Lale Teyzem artık annem gibi! dedi.

Aliye, Teşekkür ederim, diyerek içten bir mutlulukla, bana hayatı yeniden öğrettin.

Ve o gün, Lalenin kahkahasıyla yankılanan evde, Aliye sonunda gerçek huzurun kendini affetmekten ve sevgiyle yeniden doğmaktan geçtiğini anladı.

Rate article
Lifequest
Eşim bir hafta komada yattı, ben de yatağının başında ağladım. Altı yaşındaki kız çocuğu fısıldadı: “Üzgünüm, teyze… Siz gittiğinizde burada bayramlar yapıyor.