AİLEDE ÇATIRDAK, EVDE HUZUR YOK

AİLEDE KAZANMAK, KALBUYU HUZURLA DOLDURMAK

Onu sevmiyorum! Babam değil! Senden kurtul! Onun olmadan yaşayacağız diye öfkeyle bağırdı Lale, hayatındaki en kötü damadına. Ben ise bu aile dargınlığını bir türlü kavrayamıyordum. Neden barış içinde yaşamıyorlar? İçlerindeki fırtınaları hissetmek bana yabancıydı.

Lalenin annesinin başka bir evliliğinden bir kız çocuğu vardı: İdil. İdil, anne ve üvey babanın çocuğuydu. Bana göre, üvey baba hem kan bağını, hem de yeni evlatlığı Laleyi aynı ölçüde seviyor gibiydi. Fakat bu dışarıdan bakıştı. Gerçekte Lale, okuldan sonra evine pek dönmezdi. O, birincil düşmanınefret dolu üvey babasıgörevden ayrılmadan kalkışını planlardı. Ama Tanrının bir cilvesiyle, planı bozulur, babası hâlâ kapıda bekler ve Lale suların kıyısından kaçar.

Fısıldayarak bana seslenirdi:
Bu evde! Vildan, odama otur.
Kendini gösterişli bir şekilde banyoya kilitler, üvey babasının çıkmasını beklerdi. Kapı kapanınca, sanki bir mahkûmdan kurtulmuş gibi derin bir nefes alır,
Nihayet gitti! Vildan, sen şanslısın, gerçek babanla yaşıyorsun. Ben ise bu evde sürükleniyorum. Ne kadar da hüzünlü der, ardından Vildanı mutfağa çağırır, akşam yemeğine davet ederdi.

Lalenin annesi Ayşe, evin baş tacı bir hanımefendi, mutfağı bir kutsal tapınaktı. Sabah kahvaltısı, öğle yemeği, ikindi çayı, akşam çorbasıher şey zamanına, kalorisine, vitaminine göre düzenlenmişti. Ne zaman Lalenin evine uğrasam, sıcak bir pilav, taze ekmek, zeytinyağlı enginar ve bir kâse ayran masada beklerdi. Tencere ve tava örtülerle örtülmüş, misafirlerin gelmesini bekler gibi sessizce dururdu.

Hatırlıyorum da Lale, on yıl küçüklükteki İdili hiç sevmezdi. Onu aşağılayıp, alay eder, kavga ederdi. Yıllar geçse de bu düşmanlık su gibi akıp gider, bir gün kardeş gibi birbirine karışırdı. Lale evlenip bir kız çocuğu dünyaya getirince, bütün aile, üvey babayı bırakıp bir gün bir akşam İstanbulun bir mahallesinde kalıcı bir hayat kurdu.

On iki yıl sonra Lale ikinci bir kız doğurdu. İdil hâlâ bekar bir kadın kalacaktı, ama kızlarına yardım eder, uzak bir diyarda aile bağlarını daha da güçlendirirdi. Lale, gerçek babası Muratla ölümüne kadar mektuplaşır, onun başka bir eşinin olmadığı gerçeğinde teselli bulurdu. Lale, Muratın tek çocuğuydı.

Benim arkadaşlarımın çoğu babasız büyümüş, anneleriyle tek başına mücadele etmişti. O zamanlar onların üvey babalarına dair şikayetlerinden habersizdim. Gerçek şu ki, dostlarımın hayatları acı doluydu.

İremin annesi ve üvey babası alkolle dolu bir evde yaşıyordu. İrem ondan utanır, kimseyi evine davet etmezdi. Üvey babası bağırır, annesi ise ağır bir toka gibi tokat çarardı. On beş yaşını geçince, İrem kendini savunabilecek hâle geldi, o yüzden ev halkı onu sessiz bırakmayı öğrendi.

Vildan, doğum gününe davet ediyorum dedi İrem sevinçle.
Ben şaşkınlıkla sordum:
Eve mi? Biraz çekiniyorum, İrem. Üvey baba bizi çıkarmaz mı?
Bırak denesin! Yetkisi bitti. Annem bana gerçek babamın adresini verdi. Şimdi o benim koruyucum. Baba çok yakın. Gel, Vildan. Annem hazırlık yapıyor, telaşlanıyor diyerek kendinden emin bir tavır takındı.

İremin on altıncı doğum günü geldiğinde, ona küçük bir hediye hazırladım, kapıyı çaldım. Kapıda süslü bir İrem duruyordu:
Merhaba, arkadaşım! İçeri gel, masaya otur.
İremin annesi ve üvey babası masanın yanında duruyordu. Sessizce selam verdim, çift aynı anda başını salladı.

Yıpranmış bir lamine masa üstünde, büyük bir çanak pilav, dilimlenmiş ekmek ve granit bardaklarda limonata vardı. Bardakların üzerine çıtır çıtır simitler konmuştu. Hepsi kadar sadeydi, ama İrem bu kutlu sofrayla gurur duyuyordu.

Günlük yemekler mi? Akla bir kez doğum günüm geldi. Annem bütün gün ocakta, kavurur, tencereler çırpar, salatalar hazırlar, balık, köfte, börek, pastalar, meyve suyu, komposto Her evin kendine has bir çılgınlığı vardır.

Şaşkınlığımı gizleyerek pilavı ekmekle birlikte yedim, limonatayı yudumladım. Simidi yutmaktan kaçındım; parçalanıp lamineyi kirletmekten korktum.

İremin annesi ve üvey babası masada hareketsiz oturup bizi izlerken, köşede bir yatak vardı; üzerine İremin büyükannesi oturmuş,
Zeynep, içme! Unutma beni ve bana yemek vermeyi. diyordu.

İrem utanarak:
Anneanne, merak etme, annem içmez. Sadece limonata var, alkol yok. yanıtladı. Büyükanne duvarı dönüp, kekeledi:
Lezzetli ikram için çok teşekkür ederim! dedim, masadan kalktım.

İrem ve ben çabuk ayrıldık; gençliğin çokça eğlencesi varken, yaşlılarla vakit geçirmek bize göre değildi.

İrem, bir yıl içinde annesini, üvey babasını ve büyükannesini kaybeder; yirmi beş yaşına tek başına kalır. Evlenmez, çocuğu olmaz; hayranları da daima yanılgıya düşer. Onun etrafında, eski eşim de dahil olmak üzere, bir dizi talihsiz aday belirir

Bir başka arkadaşım Tülin, on dört yaşındaydı, büyük kardeşi Aylinle birlikte yaşamaktaydı. Aylin on sekizinde evlenmiş, olgun ve sert bir kızdı. Aylinnin annesi, birinci eşinden iki çocuğu, ikinci eşinden Tülini doğurmuş; ikinci evli olduğu iki yıl içinde Tülini dünyaya getirdikten sonra birinci eşine geri dönmüş, Tüline özgürlük bahşetmişti. Tülin, annesinin birinci eşine karşı duyduğu bir pişmanlık ve ikinci eşine duyduğu bir öfkeyle büyümüştü.

Tülin evlenip bir kız doğurdu, kocası uzun bir hapis cezasına çarptırıldı. Tülin alkolle başa çıkmaya çalıştı; bir gün Aylin, Tülinin ölümünü buldu. Tülin kırk iki yaşındaydı.

Nika, sınıfımızın yeni üyesiydi; güzel, ince yapılı, sesi çiçek gibi. Erkekler ona hayran bakar, ama Nikanın kalbi Kostana aitti. Kostan ders bitiminde arabasıyla gelip tanrıçasını alıp bilinmeyen bir yola götürürdü.

Nikanın babası onun on yaşına gelmeden vefat etmişti. Nika okulda başarısızdı, ama şarkı söylemekte ustaydı. Kostan ve Nika bir müzik grubu kurmuş, okul kutlamalarında sahne alırlardı. Kostan askerlik çağrısına gittiğinde, Nika onu tren istasyonunda uğurladı, gözyaşını sakladı, ama beklemedi. Bir gün babasız bir çocuğu dünyaya getirdi, annesine taşındı.

Kostan döndü, Nikayı affetti, ama Nika ona şöyle dedi:
Bütün hayatım boyunca beni suçlayacaksın. Tek başıma yaşamayı tercih ederim.

Gelecekte Nikanın oğlu büyüyünce, bir köylüyle evlenip köyde yaşayacak.

Tüm bu arkadaşlarım aynı anda hayatlarını paylaşırlardı ama aralarında hiç dostluk yoktu; birbirlerine tahammül edemezlerdi.

Şimdi nadiren Lale ile mesajlaşırım; çocukluk dostum, ailesini her koşulda koruyacağını söyler:
Kızlarımın, benim yaşadığım üvey baba kabusunu yaşamasını istemiyorum. Çözüm, gerçek babayla bir arada olmak, yabancı bir amcayla değil. Kan bağları içinde her şey çözülür. Üvey baba, ömür boyu süren bir ruh yarasıdır.

Bazen Lale ile okul yıllarımızın şakalarını hatırlar, güleriz.

İrem ve Nikanın izleri zaman içinde silinmişti.

Rate article
Lifequest
AİLEDE ÇATIRDAK, EVDE HUZUR YOK