– Anne, ben artık on yaşındayım, değil mi? – dedi Mert birdenbire, okuldan eve dönünce. – Ee, ne var bunda? – Annesi şaşkınlıkla oğluna baktı. – Nasıl yani, ne var bunda? Yoksa unuttun mu, on yaşına gelince bana izin vereceğinizi söz vermiştiniz! – İzin mi? Neyin iznini vermiştik ki? – Köpek sahiplenmeme izin verecektiniz. – Hayır! – dedi annesi korkuyla. – Ne istersen yapalım, yeter ki bu olmasın! Sana en pahalı elektrikli scooter’ı alalım, ama köpek konusunda bir daha açma bu konuyu! – Demek öylesiniz… – diye dudak büktü Mert. – Bir de bana sözünüzde durmanız gerektiğini öğretiyorsunuz… Siz kendi sözünüzü hemen unutuyorsunuz… Peki, peki… Mert odasına kapanıp babasının işten gelmesine kadar çıkmadı. – Baba, siz bana anneyle ne söz vermiştiniz… – yine konuyu açmaya çalıştı ama babası onu susturdu: – Annen aradı, ne istediğini anlattı! Ama anlamıyorum, neden bu kadar istiyorsun? – Baba, ben çok uzun zamandır köpek sahibi olmanın hayalini kuruyorum! Bunu biliyorsunuz! – Biliyoruz, biliyoruz! Herhalde Küçük Prens’i çok okudun, çocuk gibi davranıyorsun! Her neyse… Şunu biliyor musun, safkan köpekler çok pahalı. – Ben safkan istemem ki, – dedi hemen Mert. – Sokak köpeği de olur, hatta sahiplenilmeyi bekleyen bir köpek… İnternette kimsesiz köpeklerle ilgili okudum, çok üzgünler. – Hayır! – diye kesti babası. – Yani, sokak köpeği mi? Ne yapacağız onunla? Hem güzel de olmaz! Şöyle anlaşalım Mert: Eğer şehirde güzel, genç ve safkan bir sahiplenilmemiş köpek bulursan, annenle birlikte kabul edebiliriz. – Mutlaka öyle mi olmalı? – diye yüzünü ekşitti Mert. – Evet! – Babası annesine göz kırptı. – Sonra onunla ilgilenecek, eğitime götürecek, köpek yarışmalarına katılacaksın. Eski köpek eğitilmez. Eğer bulursan, kabul! – Tamam… – diye iç çekti Mert. Çünkü şimdiye kadar dışarıda hiç terk edilmiş safkan köpek görmemişti. Ama umut hep vardı, denemek istedi. Pazar günü Mert, en yakın arkadaşı Volkan’ı arayıp birlikte aramaya çıktılar. Akşama kadar şehrin yarısını yürüdüler ama sahipsiz bir tane bile safkan köpek göremediler. Güzel köpekler vardı ama hepsi sahipli ve tasmadaydı. – Yeter ya, – dedi Mert. – Zaten biliyordum bulamayacağımızı… – Haftaya barınağa gidelim, – önerdi Volkan. – Orada safkan köpek de oluyormuş. Sadece adresini bulmamız lazım. Ama şimdi bence biraz dinlenelim. Bir bankta oturup, barınaktan alacakları güzel köpekle hayaller kurdular. Sonra dinlenip evlerinin yolunu tuttular. O anda Volkan, Mert’in kolundan çekip bir yere işaret etti. – Mert, bak. Mert döndü ve kaldırımda topallayarak yürüyen, kirli beyaz kimsesiz bir yavru köpek gördü. – Sokak köpeği, – dedi Volkan ve ıslık çaldı. Yavru köpek ıslığı duyunca sevinçle onlara koştu ama tam iki metre kala durdu. – İnsanlara güvenmiyor, – dedi yine Volkan. – Belli ki başına kötü bir şey gelmiş. Mert de hafifçe ıslık çalıp elini uzattı. Köpek Mert’e usulca yaklaştı, ama kaçmadı; yalnızca kirli kuyruğunu korkarak salladı. – Hadi gidelim Mert, – dedi Volkan endişeyle. – Sen safkan arıyorsun. Safkan köpeğe güzel isim verilir. Buna olsa olsa Kıtır ismi gider. – Gözlerini kaçırıp uzaklaştı. Mert ise biraz daha yavruyu sevdi, sonra üzgün şekilde arkadaşının peşinden gitti. İçinden geçeni kimseye söylemedi: Bu köpeği seve seve sahiplenirdi. Bir anda yavru havladı. Mert olduğu yerde durdu, yavru inledi. Volkan da durup sessizce, – Mert, çabuk gel! Arkana bakma! – dedi. – Köpek sana öyle bakıyor ki… – Nasıl? – Sanki sahibiymişsin, şimdi de onu terk ediyorsun gibi… Hadi koşalım. Volkan koştu, ama Mert’in ayakları yerinden kıpırdamadı. Arkasına bakmakta korkuyordu. Sonunda koşmak için hareket ettiğinde, birden biri nazikçe pantolonuna dokundu. Aşağı baktı, karşısında içi umut dolu siyah iki göz vardı. O anda Mert, her şeyi unutarak köpeği kucakladı, göğsüne bastı. Kararını vermişti; anne babası kabul etmezse, bu gece evden kaçacak, köpekle beraber olacaktı. Ama meğer anne babasının da yüreği güzelmiş… Ertesi gün Mert’i okuldan hem annesi, hem babası hem de yıkanmış bembeyaz, neşeli Kıtır bekliyordu.

Anne, ben artık on yaşındayım, değil mi? dedi birden Mert, okuldan eve gelir gelmez.
E, evet? Anne şaşkın şaşkın oğluna baktı.
Hani, geçen yıl senle babam bana bir şey için söz vermiştiniz ya, unutmadınız, değil mi?
Ne sözü? Ne için söz verdik ki?
Hani, on yaşına gelince bana köpek alacaktınız ya!
Amanın! dedi annesi panikle. Ne istersen alırız, ama köpek hariç, başka bir şey iste benden! Mesela çok istiyorsan elektrikli scooter alalım sana, hem de en pahalısından. Ama köpek işini bir daha açmayacaksın.
Demek böyle siz yani dedi Mert küskün küskün. Hep derdiniz Söz verdin mi tut! diye, ama şimdi kendi sözünüzü unuttunuz Neyse neyse
Bir anda suratını asıp odasına kapandı, babası işten gelip eve dönene kadar da hiç çıkmadı.
Baba, hani sizle annem bana ne için söz vermiştiniz tekrar denedi, ama babası hemen sözünü kesti.
Annen aradı, anlattı derdini! Ama anlamıyorum, ne gerek var şimdi böyle bir şeye?
Babacım, ben küçüklüğümden beri köpek hayal ediyorum ama! Bunu biliyorsunuz!
Biliyoruz! Amaç ne, illa Küçük Prens okudun diye, sanki her istediğine ulaşacaksın diye bir şey yok! Hem, biliyor musun, ırklı köpekler çok pahalı, TL uçar gider!
Benim ırklı köpeğe ihtiyacım yok ki, dedi hemen Mert. Sokakta ne varsa, kırma da olur, hatta terk edilmiş daha da güzel. Geçen gün internette terk edilmiş köpekler gördüm, çok üzüldüm.
Olmaz! dedi babası bu sefer sertçe. Ne demek kırma köpek? Hem pis hem de çirkin olur. Bak Mert, şöyle yapalım: Ben kabul ederim, ama bulacağın köpek hem genç hem de ırklı olacak. Başka türlü eve alamam.
İlla öyle mi? diye suratını buruşturdu Mert.
Tabii, dedi babası, annesine bir göz kırptı. Sonra sen uğraşacaksın onunla, gezdireceksin, eğitim verip yarışmalara katılacaksın. Yaşlı köpeği kim neyle eğitecek? Hadi bakalım, şehirde terk edilmiş, genç, ırklı, güzel bir köpek bul da görelim, o zaman konuşuruz!
Peki diye içini çekti Mert. Çünkü daha önce hiçbir zaman sokakta terk edilmiş ırklı köpek görmemişti. Ama umut fakirin ekmeği, bir denemek gerek diye düşündü.
Pazar günü Mert, arkadaşı Vefayı aradı, birlikte öğleden sonra köpek aramaya çıktılar.
Öğleden akşama kadar neredeyse bütün mahallenin altını üstüne getirdiler, ama ortada ne terk edilmiş ne de ırklı bir köpek vardı. Şehirde bir sürü havalı köpek dolaşıyordu, ama hepsi sahipli ve tasmalıydı.
Tamam, yeter dedi Mert, yorgun bir şekilde. Zaten bulamayacağımızı biliyordum…
Bir dahaki hafta köpek barınağına gidelim mi? diye önerdi Vefa. Orada mutlaka ırklı da buluruz. Ama önce adresini öğrenmemiz lazım. Şimdi oturalım biraz dinlenelim.
Bir banka oturup hem dinlendiler hem de ya orada çok güzel bir köpek bulurlarsa diye hayal kurdular, sonra yavaş yavaş eve doğru yürümeye başladılar.
O sırada Vefa, Mertin kolundan çekti ve işaret etti:
Mert, bak şuraya!
Mert baktı, minik, kirli beyaz bir yavru köpek trotuarda aksayarak yürüyordu.
Sokak köpeği, dedi Vefa kesin bir şekilde, düdüğünü çaldı.
Yavru döndü baktı, koşarak çocuklara gelmek istedi ama iki metre kala durdu.
İnsanlara güveni kalmamış, dedi yine Vefa. Demek ki çok korkutmuşlar bunu
Mert de sessizce ıslık çaldı, elini yavruya doğru uzattı. Yavru, Merte doğru kafasını uzattı. Mert iyice yaklaşınca, kaçmadı, sadece ürkekçe kuyruğunu salladı.
Hadi gidelim Mert, dedi Vefa huzursuzca. Sen ırklı arıyorsun, buna ne iddialı isim konur, ancak Boncuk veya Fındık yani… Ben gidiyorum.
Mert, biraz daha sevmek istedi köpeği, sonra üzgün üzgün Vefaya doğru yürüdü. Aslında içinden bu minik yavruyu hemen eve almak geçmişti.
O sırada arkadan bir inleme sesi duydu.
Mert kala kaldı, yavru köpek acıklı acıklı ağladı.
Vefa da durdu, köpeğe bakıp fısıldadı:
Mert, hadi gidelim. Ama bakma geriye! Köpek öyle bakıyor ki
Nasıl bakıyor?
Sanki sen onun sahibiymişsin de, terk ediyormuşsun gibi. Hadi koş!
Vefa koşup gitti ama Mertin ayakları saplandı, olduğu yerde kaldı. Sonunda tam kaçacakken bir şey, nazik bir şekilde pantolonunun paçasından çekti. Başını eğdi, siyah gözlerini gördü.
İşte o an, dünyayı unuttu. Yavruyu kucakladı, sımsıkı sarıldı. O an kesin karar verdi: Eğer ailesi kabul etmezse, o akşam evden kaçar, yine de bu köpeği bırakmazdı.
Ama meğerse annesiyle babası da yufka yürekliymiş Ertesi gün Merti okuldan almaya gelen sadece annesiyle babası değildi; bembeyaz, yıkanmış, neşeli Boncuk da kapıda patilerini sallayarak bekliyordu.

Rate article
Lifequest
– Anne, ben artık on yaşındayım, değil mi? – dedi Mert birdenbire, okuldan eve dönünce. – Ee, ne var bunda? – Annesi şaşkınlıkla oğluna baktı. – Nasıl yani, ne var bunda? Yoksa unuttun mu, on yaşına gelince bana izin vereceğinizi söz vermiştiniz! – İzin mi? Neyin iznini vermiştik ki? – Köpek sahiplenmeme izin verecektiniz. – Hayır! – dedi annesi korkuyla. – Ne istersen yapalım, yeter ki bu olmasın! Sana en pahalı elektrikli scooter’ı alalım, ama köpek konusunda bir daha açma bu konuyu! – Demek öylesiniz… – diye dudak büktü Mert. – Bir de bana sözünüzde durmanız gerektiğini öğretiyorsunuz… Siz kendi sözünüzü hemen unutuyorsunuz… Peki, peki… Mert odasına kapanıp babasının işten gelmesine kadar çıkmadı. – Baba, siz bana anneyle ne söz vermiştiniz… – yine konuyu açmaya çalıştı ama babası onu susturdu: – Annen aradı, ne istediğini anlattı! Ama anlamıyorum, neden bu kadar istiyorsun? – Baba, ben çok uzun zamandır köpek sahibi olmanın hayalini kuruyorum! Bunu biliyorsunuz! – Biliyoruz, biliyoruz! Herhalde Küçük Prens’i çok okudun, çocuk gibi davranıyorsun! Her neyse… Şunu biliyor musun, safkan köpekler çok pahalı. – Ben safkan istemem ki, – dedi hemen Mert. – Sokak köpeği de olur, hatta sahiplenilmeyi bekleyen bir köpek… İnternette kimsesiz köpeklerle ilgili okudum, çok üzgünler. – Hayır! – diye kesti babası. – Yani, sokak köpeği mi? Ne yapacağız onunla? Hem güzel de olmaz! Şöyle anlaşalım Mert: Eğer şehirde güzel, genç ve safkan bir sahiplenilmemiş köpek bulursan, annenle birlikte kabul edebiliriz. – Mutlaka öyle mi olmalı? – diye yüzünü ekşitti Mert. – Evet! – Babası annesine göz kırptı. – Sonra onunla ilgilenecek, eğitime götürecek, köpek yarışmalarına katılacaksın. Eski köpek eğitilmez. Eğer bulursan, kabul! – Tamam… – diye iç çekti Mert. Çünkü şimdiye kadar dışarıda hiç terk edilmiş safkan köpek görmemişti. Ama umut hep vardı, denemek istedi. Pazar günü Mert, en yakın arkadaşı Volkan’ı arayıp birlikte aramaya çıktılar. Akşama kadar şehrin yarısını yürüdüler ama sahipsiz bir tane bile safkan köpek göremediler. Güzel köpekler vardı ama hepsi sahipli ve tasmadaydı. – Yeter ya, – dedi Mert. – Zaten biliyordum bulamayacağımızı… – Haftaya barınağa gidelim, – önerdi Volkan. – Orada safkan köpek de oluyormuş. Sadece adresini bulmamız lazım. Ama şimdi bence biraz dinlenelim. Bir bankta oturup, barınaktan alacakları güzel köpekle hayaller kurdular. Sonra dinlenip evlerinin yolunu tuttular. O anda Volkan, Mert’in kolundan çekip bir yere işaret etti. – Mert, bak. Mert döndü ve kaldırımda topallayarak yürüyen, kirli beyaz kimsesiz bir yavru köpek gördü. – Sokak köpeği, – dedi Volkan ve ıslık çaldı. Yavru köpek ıslığı duyunca sevinçle onlara koştu ama tam iki metre kala durdu. – İnsanlara güvenmiyor, – dedi yine Volkan. – Belli ki başına kötü bir şey gelmiş. Mert de hafifçe ıslık çalıp elini uzattı. Köpek Mert’e usulca yaklaştı, ama kaçmadı; yalnızca kirli kuyruğunu korkarak salladı. – Hadi gidelim Mert, – dedi Volkan endişeyle. – Sen safkan arıyorsun. Safkan köpeğe güzel isim verilir. Buna olsa olsa Kıtır ismi gider. – Gözlerini kaçırıp uzaklaştı. Mert ise biraz daha yavruyu sevdi, sonra üzgün şekilde arkadaşının peşinden gitti. İçinden geçeni kimseye söylemedi: Bu köpeği seve seve sahiplenirdi. Bir anda yavru havladı. Mert olduğu yerde durdu, yavru inledi. Volkan da durup sessizce, – Mert, çabuk gel! Arkana bakma! – dedi. – Köpek sana öyle bakıyor ki… – Nasıl? – Sanki sahibiymişsin, şimdi de onu terk ediyorsun gibi… Hadi koşalım. Volkan koştu, ama Mert’in ayakları yerinden kıpırdamadı. Arkasına bakmakta korkuyordu. Sonunda koşmak için hareket ettiğinde, birden biri nazikçe pantolonuna dokundu. Aşağı baktı, karşısında içi umut dolu siyah iki göz vardı. O anda Mert, her şeyi unutarak köpeği kucakladı, göğsüne bastı. Kararını vermişti; anne babası kabul etmezse, bu gece evden kaçacak, köpekle beraber olacaktı. Ama meğer anne babasının da yüreği güzelmiş… Ertesi gün Mert’i okuldan hem annesi, hem babası hem de yıkanmış bembeyaz, neşeli Kıtır bekliyordu.