GEÇ KALMADAN ÖNCE

Buna bir daha geç kalmadan söylemek istiyorum, canım. 12 yaşında olduğunda Nazlının ameliyatı vardı. Basit bir planlı operasyon, bir saatlik anestezi, birkaç kolay müdahale ve aynı gün taburcu. Ben gitmek zorunda kaldım ama o ısrar etmedi; ben meşguldüm zaten. Yeni bir şube açma hazırlıkları da içindeydim.

Her şey yoluna girer, dedi Nazlı, bitince seni ararım.
Yüzüne bir öpücük kondurup, çamaşırlardaki bir kaç paket kedi mamasını çantasına atıp kapıdan fırladı.

Ben de kravatımı düzelttim, bir kez daha aynada kendime baktım, projeyi içeren dosyayı aldım ve işe doğru yola çıktım. Şirketin genel müdürü olarak, birkaç yılda firmamızı sektörün liderine taşıdığım için tam anlamıyla kendimi işime adadım. Boş zamanlarımı bile ona, ona ve Nazlının bodrum katındaki sokak kedilerine ayırıyordum. Kedi beslemek onun bir tutkusu; ben bunu bir anlamdan yoksun, gereksiz bir şey gibi görüyordum. Bir nevi sevdiği birinin eksik yanını kabullenmek gibi bir şeydi.

Bu yüzden sahipsiz kedileri eve getirmeye çalıştığımda hep kesin bir hayır diyordum. Ne anlamı vardı, ne faydası? Çözülemeyen bir sorun… Ya da belki de vazgeçilemez bir statü gibi bir bahane, bir kedi türü öneriyordum: Oriental kediler, bir nevi prestij. Bodrum kedileri ise ne elde edebilirdik ki? Bunu ona anlatmaya da üşenmiştim.

Operasyon Basit Planlı Hiç de bir şey yok Ben onunla birlikte gitmeliydim!! diye kendine tekrar tekrar mırıldandı. Kaç kez? Bin kez mi? On bin? Hastaneye koşarken, beyaz önlüğün kolunu tutarken kalp atışını hissederken, projenin kısıtlayıcı zorunluluğundan kopup ona, yatağın kenarında oturup alnını ellerimle tutarken Lütfen beni bırakma, geri dön, gözlerini aç, bir söz söyle deyince… Ama o sessizdi.

Doktor Her şeyi yapıyoruz, elimizden geleni, dediğinde ben Hiçbir şey yapmıyorsunuz! diye bağırdım, ayrı bir odaya transferini ödediğimde sinirleniyordum. Hemşire İmkân var, beklemek lazım, dedi, ben ise Bu imkan nerede?! diye koridor boyunca bağırdım; bir hafta geçti ama Nazlı hâlâ kendini toparlayamamıştı.

En iyi uzmanlara danıştım, müzik çaldım, sohbet ettim. Odasını çiçeklerle doldurdum. İşten neredeyse hiç çıkmadım, boş anlarımı onun yanına ayırdım. ısrar ettim, vaat ettim, hatta biraz şantaj bile yaptım; anlık bir şehvetle öptüm, uyuyan güzel peri masalını hatırlatarak her geçen gün içine bir daha giren karanlık bir umutsuzlukla boğuldum. Çılgın bir öfkeyle sandalye devrildi, vazo kırıldı, çantam dağınıklık içinde yere savruldu; içindeki renkli kedi maması paketleri yere saçıldı. O kedileri beslemeye hiç yetişemedi; o anlamsız kediler bana sadece sahte bir kayıtsızlık maskesi takıyordu.

Allahım, ne kadar aptal! dedim bağırarak.

Keşke her şeyi geri alabilseydim, geçmişi silseydim. Nazlının kedileri için çırpındığımda, çamur içinde sürünerek, hatta sevseydim…

Birden adrenalinin dalgası sönmüş, odadaki dağınıklığı gözlerimle süzdüm, titreyen ellerimle renkli mama paketlerini topladım; on dakikada yine bodrum katının kapısını çalmazdım…

Doktor ciddi bir ifadeyle, Bu felinoterapi denir; ama benzer durumlarda kayda değer bir örnek yok dedi, Altıncı taşıma kutusunu odasına getirirken.

O zaman biz ilk olacağız, ben gözlerimde biriken hıçkırıkla, kafeslerden çıkardığım kedileri serbest bırakırken söyledim.

Bunlar onun kedileri, anlıyor musun? Her şeyi feda ederim ona bunu söylemek için, sadece dedim.

Personeli uyarırım, doktor yanıtladı.

Teşekkür ederim, daha önce yapmalıydım… iç çekerek, Umudu hiç kaybetme; hep hatalarımızdan öğreniriz, unutma. dedim.

Unutmayacağım, bir daha unutmayacağım, sesim titredi.

12 yaşında yine bir kez daha Nazlının operasyonu var. Basit, planlı, bir saatlik anestezi, aynı gün taburcu. Bu sefer de yanımda olmamı ısrar etmiyor, ama gülümsediği an Kravatını bir kenara bırakıp, altıncı tasma setini bir bir takarken, kaçmaya çalışan kedilere bakıyor. O bodrum kedileri; bir yıl önce onun üzerindeki ağırlığı hâlâ hatırlıyor; nefes alırken bile ne olduğunu kavrayamıyor.

Yedi çift gözünü delip, altı rahat nefes, bir sevinç çığlığı Hepsini asla unutmayacak. Belki de bu yüzden, şimdi tekrar aynı süreci yaşayacakken korkusu yok. Güçsüz bir adam, gömleğinin üzerinde renkli tüy parçaları, ona küçümseyen bir bakış attığında, daha da geniş bir gülümseme çıkar yüzünden.

Sokakta, altı bakımsız ama bir o kadar bakımlı kediyi tutan şık bir takım elbiseli adam, Miyav? diye bağırıyor; bu sahne tam bir dram ama gözüne çarpan bir komedi.

Operasyon, basit, planlı, bir saat anestezi, aynı gün taburcu. Ve bir daha bu kedileri ısırmazsan, bir dahaki sefer evde kalacaksın! diye fısıldıyor hastane avlusundaki bir adam, kedileriyle birlikte otururken, hafifçe ısırılmış ama hâlâ güzel bir gül buketi kolunda.

Saatine bakıyor, altı renkli tasma arasında geçiş yapıyor, çekiç gibi ölçüyor, hafifçe gevşemedi mi diye kontrol ediyor. Sonra Nazlının odasının penceresine bakıyor; yakında oraya girecekler. Sonunda o altı tembel kuyruklu kediyi, kendisi olmadan dinlemeyecekleri birine anlatacak.

Ve ona Seni çok seviyorum, her zaman seveceğim. Şirketim bir kaç ay önce finanse ettiği kedi barınağında kaybolsan bile.

Kafasını çevirip, o günü hatırladıkça anlıyor ki; Nazlı yanımda olduğu sürece hayatımda daha önemli bir şey yok. Ve her zaman, henüz zaman dolmadan, ona o çılgın ama onu çok mutlu eden isteklerini gerçekleştirmeye devam edeceğim.

Rate article
Lifequest
GEÇ KALMADAN ÖNCE