– Bizim ailede dört kuşak erkekler hep demiryolunda çalıştı! Peki sen ne getirdin? – Galina’yı, – diye fısıldadı Anna karnını okşayarak. – Adını Galina koyacağız

Bizim ailede dört kuşaktır erkekler demiryollarında çalıştı! Sen ne getirdin? diye söylendi Hatice Hanım, yüzünde memnuniyetsizlikle.
Elifi, diye sessizce cevap verdi Zeynep, karnını okşayarak. Adını Elif koyacağız.

Yine mi kız? Bu da bir çeşit alay galiba! diye burun kıvırdı kayınvalidesi, ultrason kağıdını masaya fırlatarak. Bizim ailede dört kuşaktır erkekler hep raylarda! Sen neyle geldin şimdi?

Elif, dedi Zeynep tekrar usulca.

Elif ha diye homurdandı Hatice Hanım. İyisiyle kötüsüyle, adı güzel en azından. Ama ne işe yarar? Kim ister kız çocuğunu?

Ali ise telefonuna gömülmüş, hiç ses çıkarmıyordu. Eşi ona fikrini sorduğunda omuz silkti sadece:

Olan oldu. Belki bir dahaki sefere oğlumuz olur.

Zeynepin içi sızladı. Bir dahaki sefer mi? Elif o zaman prova mıydı?

Elif, soğuk bir Ocak günü dünyaya geldi minicikti, kocaman gözleri ve simsiyah saçları vardı. Ali, hastaneye sadece taburcu olduğunda uğradı; elinde bir demet karanfil ve bir poşet bebek kıyafetiyle.

Çok güzel, dedi dikkatlice bebeğe bakarak. Sana benziyor.

Burnu da senin, gülümsedi Zeynep. Çenesi de inatçı senin gibi.

Geç bunları, diyerek savurdu Ali. Bütün çocuklar bu yaşta birbirine benziyor.

Hatice Hanım onları evde asık suratla karşıladı.

Komşumuz Ayşe Hanım dün sordu, torununuz erkek mi kız mı diye. Cevap verirken utanır oldum. Bu yaşımda bebekle mi uğraşacağım şimdi…

Zeynep Elifi kucağına alıp çocuk odasında sessizce ağladı.

Ali evde daha az vakit geçirir oldu, komşu sitelerde ek iş buldu, fazla mesai aldı. “Aile masraflı, çocuk büyütmek özellikle,” deyip geç saatlere kadar dönmez, bitkin ve sessiz olurdu.

Kızın seni bekliyor, derdi Zeynep, Ali yanlarından geçip çocuk odasına bakmadan. Elif, senin adımlarını duyunca hep neşeleniyor.

Yoruldum Zeynep. Sabah erken işe gideceğim.

Ama ona bir merhaba bile demedin…

O daha çok küçük, anlamaz ki

Ama Elif anlıyordu. Zeynep, kızının babasının ayak sesini duyunca başını kapıya çevirdiğini, sesler uzaklaşınca uzun uzun kapıya baktığını görüyordu.

Elif sekiz aylıkken hastalandı. Önce ateşi otuz sekize çıktı, ardından otuz dokuza. Zeynep hemen doktora başvurdu. Evde takip edilsin dedi doktor, ateş düşürücü verdi. Ertesi sabah ateş kırka fırladı.

Ali, uyan! diye seslendi Zeynep. Elifin durumu kötüleşti!

Saat kaç?

Yedi. Bütün gece başında bekledim. Hemen hastaneye gitmemiz lazım!

Şimdi mi? Akşama kadar bekleyelim mi? Bugün işte önemli bir vardiyam var

Zeynep ona yabancı biri gibi baktı.

Kızın ateşten yanıyor, sen hâlâ vardiyayı düşünüyorsun?

Ölümcül değil nasılsa. Çocuklar sık sık böyle olur.

Zeynep kendi başına taksi çağırdı.

Hastanede Elifi hemen enfeksiyon servisine yatırdılar. Omurilikten sıvı almak için izin lazımdı, menenjit olabilirdi.

Babası nerede? dedi doktor. Her iki ebeveynden onay gerekli.

O… çalışıyor. Gelir şimdi.

Zeynep bütün gün Aliyi aradı, telefonu kapalıydı. Akşam yedi civarı nihayet açtı:

Zeynep, istasyondayım, iş var…

Ali, Elife menenjit teşhisi koydular! Acil senin iznin lazım! Doktor bekliyor!

Ne? Menenjit mi? Anlamadım…

Lütfen hemen gel!

Gelemem, vardiyam on birde bitecek. Sonra arkadaşlarla konuştuk…

Zeynep telefonu sessizce kapattı.

İzni tek başına imzaladı. Elife genel anesteziyle belden sıvı alındı. Kocaman sedyede o kadar küçük gözüküyordu ki…

Sonuçlar yarın çıkar, dedi doktor. Eğer menenjitse, uzun süre hastanede yatacak.

Zeynep hastanede kaldı. Elif serumda, bembeyazdı, kıpırdamıyordu. Yalnızca göğsü hafif inip kalkıyordu.

Ali ertesi gün, öğle saatinde geldi. Yorgun, traşsız.

Durumu nasıl?.. dedi utanarak oda kapısında.

Kötü, dedi Zeynep kısaca. Sonuçlar daha çıkmadı.

Ona ne yaptılar? Hani şu…

Belden sıvı aldılar. Analiz için.

Alinin yüzü bembeyaz oldu.

Acıdı mı?

Anesteziyleydi. Hiçbir şey hissetmedi.

Ali yatağa yaklaştı, baktı. Elif uyuyordu, minik eli serum bandajında.

Ne kadar küçük… diye kekeledi Ali. Farkında değildim…

Zeynep sessizce baktı.

Analiz iyi çıktı menenjit yoktu. Sadece ağır bir virüs. Evde tedavi olabilirdi.

Şanslısınız, dedi doktor. Bir gün gecikseydiniz durumu çok kötüleşirdi.

Eve dönerken Ali sessizdi. Giriş kapısında, fısıltıyla sordu:

Ben… gerçekten çok mu kötü bir babayım?

Zeynep uyuyan kızını yerine yerleştirirken kocasına baktı.

Sence?

Zamanımız var sanıyordum. Daha çok küçük, bir şey anlamaz diye düşünüyordum. Ama… susup kaldı. Hastanede onu o halde görünce kaybetmekten korktum. İnsan ne kaybedeceğini anladığında bazen çok geç oluyor.

Ali, kızının babaya ihtiyacı var. Sadece para getiren birine değil. Adını bilen, onun favori oyuncaklarını söyleyebilen bir babaya.

Hangileriymiş? diye kısık sesle sordu Ali.

Lastik kirpisi ve zilli çıngırağı. Sen eve gelince kapıya doğru sürünüyor hep, bir an önce kucağına alınmak için.

Ali başını eğdi.

Farkında değildim…

Artık farkındasın.

Evde Elif uyanıp ağladı ince, üzgün bir sesle. Ali yanına gitti, durdu.

Alabilir miyim? diye sordu Zeynepe.

Tabii, o senin kızın.

Ali dikkatlice Elifi kucağına aldı. Elif sustu, babasının yüzüne ciddi gözlerle baktı.

Merhaba küçük kızım, diye fısıldadı Ali. Baban yanında olmamış, affet…

Elif minik elini babasının yanağına uzattı. Alinin boğazı düğümlendi.

Baba, dedi Elif.

Bu onun ilk kelimesiydi.

Ali, şaşkınlıkla Zeynepe döndü.

Dedi… gerçek mi bu?

Bir haftadır diyor, gülümsedi Zeynep. Ama sadece sen yokken. Belki de doğru zamanı bekliyordu.

Akşam olunca Elif, babasının kucağında uykuya daldı. Ali onu yatağına bırakırken, Elif babasının parmağına daha da sıkı sarıldı.

Bırakmak istemiyor, dedi Ali şaşkınlıkla.

Korkar ki yine gideceksin, dedi Zeynep.

Ali yarım saat Elifin yanında kaldı, parmağını çıkarmaya kıyamadı.

Yarın izin alacağım, dedi sonra Zeynepe. Sonra bir gün daha. Elifi daha iyi tanımak istiyorum.

Peki ya iş, fazla mesailer?

Başka yol buluruz, gerekirse daha mütevazı yaşarız. En önemlisi, onun büyüdüğünü kaçırmamak.

Zeynep kocasına sarıldı.

Geç de olsa, iyi ki…

Eğer ona bir şey olsaydı ve ben onun favori oyuncaklarını bile bilmeseydim, hiç affetmezdim kendimi, dedi Ali. Ya da baba dediğini kaçırmış olsaydım…

Bir hafta sonra Elif tümüyle iyileşince üçü birlikte parka gittiler. Elif, babasının omzunda oturup kahkahalarla sarı yaprakları avucuna aldı.

Bak Elif! Ne güzel ağaçlar! Orada bir sincap var! diye gösterdi Ali.

Zeynep, yavaşça gülümseyerek düşündü: Bazen insan, en kıymetli şeyini neredeyse kaybetmeden kıymetini tam anlayamıyor.

Evde Hatice Hanım yine memnuniyetsiz karşıladı onları.

Ali, bak Ayşe Hanım’ın torunu futbola başlamış. Seninki ise hâlâ bebek oyununda.

Benim kızım dünyanın en güzel kızı, dedi Ali sakince, Elife lastik kirpiyi uzatıp yere oturtarak. Kız çocukları da vazgeçilmezdir.

Ama aileni kim devam ettirecek?

Devam edecek. Farklı bir şekilde, ama devam edecek.

Hatice Hanım bir şey demeye hazırlanıyordu ki, Elif ona doğru sürünüp kollarını uzattı.

Babaanne! dedi Elif kocaman gülümseyerek.

Şaşkınlıkla aldı torununu kucağına kayınvalide.

Konuşuyor! dedi şaşkınlıkla.

Bizim Elif çok akıllı bir kız, dedi Ali gururla. Değil mi, kızım?

Baba! diye sevinçle çırptı Elif ellerini.

Zeynep bu manzaraya bakarken, bazen en büyük sevgilerin sabırla ve sınavlarla büyüdüğünü düşündü. Ve gerçek mutluluğun, zorluklardan geçtiğini anladı insan; kaybetme korkusuyla.

Gece, Elifi yatırırken Ali yavaşça ninni söyledi. Sesi çok kuvvetli değildi ama Elif gözlerini kocaman açıp babasını dinledi.

Ona hiç ninni söylememiştin, dedi Zeynep.

Eskiden çoğu şeyi yapmazdım, dedi Ali. Artık zamanımı ona ayıracağım.

Elif sıkıca babasının parmağını tuttu. Ali yine çekmedi parmağını; karanlıkta kızının nefesini dinlerken, hayatta neleri kaçırabileceğini, asıl önemli olanların neler olduğunu düşündü.

Elif uykusunda gülümsedi. O artık biliyordu babası hep yanında olacaktı.

Bu hikâyeyi bize bir okuyucumuz gönderdi. Bazen hayat, insanın içindeki ışığı uyandırmak için zorlu sınavlar çıkarır karşısına. Gerçek sevgi, bazen kaybetme korkusuyla, yavaş yavaş ve sabırla büyür. Çünkü insan, en değerli olduğu şeyi ancak yitirme noktasında fark eder; önemli olan, geç olmadan bunu anlayabilmektir.

Rate article
Lifequest
– Bizim ailede dört kuşak erkekler hep demiryolunda çalıştı! Peki sen ne getirdin? – Galina’yı, – diye fısıldadı Anna karnını okşayarak. – Adını Galina koyacağız