Akrabalar, yine, eski bir alışkanlıkla, kalabalık bir aile sofrasında buluşmuşlardı. Buluşmanın sebebi her zamanki gibi maddiydi ama bu, “aile yemeği” adı altında gizlenmişti. Zehra, annesi Nermin Hanımın ve anneannesi Şerife Hanımın emekli maaşını sakladığı eski mendilleri elinde evirip çeviriyordu Şerife Hanım artık kendi parası üzerinde söz sahibi değildi, hafızası zayıflamış, kimseyi tanımaz olmuştu. Yine de Zehra, alışkanlıkla, ona gelen maaşı aynen bu mendillerin içine yerleştiriyordu.
– Bak yine kaybolmuş, – diye inledi Zehra, akrabalarına dönerek, – On bin lira gitti, hem de az değil! Karışmam imkânsız, ben saymıştım! Nereye gidiyor bu paralar? Anne, sen hatırlıyor musun ne kadar vardı?
Nermin Hanım başını çevirip… Zehra’ya değil, eski günlerden kalma rahmetli eşi Halil Beyin fotoğrafına döndü.
– Ah Halilim… Ne güzel zamanlardı – diye dalıp gitti, sonra torunu Elife baktı, – Sen, kızım, sakın benim şekerlerimi karıştırma, onlar misafirlere… E Efe nerede? Okulda mı?
Zehra, büyük kâğıt paraları mendile sarmaya devam etti. Annesinin ne kadar para olduğunu hatırlamayacağı kesindi. Ama Zehranın içine kurt düşmüştü; birileri mutlaka çalıyordu. Düşünmesi bile delilikti, çünkü eve sürekli giren çıkanlardan yabancı yoktu; hepsi aileden. Ama biri kesin çalıyordu! Hem de kimden? Yaşlı bir kadından…
Derken, Şerife Hanımın sık sık hatırladığı Efe geldi.
– Toplanmışsınız yine, sanki mevlide geldik, – dedi, araba anahtarlarını masaya bırakarak.
Annesi Zehranın gözleri doldu:
– Efecim, büyük dert! Para! Anneannenin on bin lirası yine yok… Ben emekli maaşını aylardır şu dolaba koyuyorum… Birisi çalıyor!
Efe, hafif bir tebessümle masaya göz gezdirdi. Annesi herkese güvenir ama Efe kimseye güvenmezdi.
– Para diyorsun? Yine mi kayboldu? – diye sordu gözlerini kısıp, – Ben biliyorum aslında, nereye gittiğini!
Kalktı, antreden Elifin meşhur çizgili sırt çantasını getirdi. Elif, ne olduğunu anlayamadan Efe fermuarı çekip bütün içindekileri eski masa örtüsünün üstüne döktü.
Ruj, anahtar, ayna ve… paralar.
Bir sürü para.
Kırışık, ama gayet tanıdık banknotlar Efenin elindeydi. Beş bin lira, beş yüzlükler hâlinde!
– Bakın! – diye bağırdı Efe, bir banknotu kaldırıp göstererek, – Az önce çantayı aldım, yere düştü, kaldırırken içinden beş yüzlükler çıktı. Ve… hepsi tanıdık!
O esnada salata kaşıklayan Gül abla, bir anda boğazına kaçan lokmasıyla öksürmeye başladı.
Her banknotun köşesinde belli belirsiz bir tükenmez kalem çizgisi vardı – incecik mavi bir çizgi.
– Hatırlıyor musunuz, – dedi Efe, – geçen ay benim oğlum Kerem, annenin parasını sayarken üzerine kalemle çizik çekmişti? İşte onlar! Anneannenin maaşından çıkan beş yüzlükler!
Herkes Elife çevirdi bakışlarını.
Elif, o zamana kadar kaskatı beklerken hafifçe titredi.
– Efe, ne yapıyorsun?
– Ben mi? – şaşırmış numarası yaptı Efe, – Bir şey yaptığım yok, sadece çanta düşünce para çıktı. Hepsi bu!
Elif, Efe’ye çıkışacak zaman olmadığını fark etti; hemen kendini savunmalıydı.
– Vallahi ben almadım! diye birdenbire ayağa kalktı, masayı devirecek gibi.
Babaannesi Nermin Hanım bile sese döndü.
– Kimdir bu gürültü? Benim terliklerim nerede?
Herkesin gözleri fal taşı gibi açılmıştı.
– Elifim, – Zehra ayağa kalktı, – Kızım, nasıl yaptın böyle bir şeyi? Niye? Sen çalışıyorsun, ben de yardım ediyorum Anneannenden para çalınır mı?
– Anne, ben almadım! – diye feryat etti Elif.
– Kim aldı peki? Efe sertçe yaklaştı, – Anneannenin odasında olan, her gün uğrayan sensin. Başka kimin erişimi var? Annemin olabilir, ama o asla böyle bir şey yapmaz. Geriye sadece sen kalıyorsun!
Elif, dayak yiyecekmiş gibi geriledi.
– Yemin ederim, hiçbir şeye elimi sürmedim!
Elif, yüreği yanan gözlerle Zehraya, annesine baktı; onun bile inanmasını isterdi ama Zehra ona canavar gibi bakıyordu.
– Yalan söylüyorsun… dedi Zehra fısıltıyla, – Bize bunu nasıl yaptın…
– Ben anneannemi çok seviyordum! – diye ağladı Elif, – Yalnızca ona yardımcı olmak için geldim, yemin ederim ben almadım!
Ama işin mantığı ona karşıydı. Para onun çantasından çıktı, başka şüpheli yoktu.
– Bitti, olay kapanmıştır, – dedi Efe, – Yazıklar olsun Elif. Bizden isteseydin verirdik, ama yaşlı anneannenden çalmak… Kimse senden beklemezdi.
O akşam Elifi evden kovdular; hayatı baştan aşağı değişti. Ne annesi ne de diğerleri ona kulak verdi. Zehra bir süre sonra daha yumuşak olmalarını rica ettiyse de…
– Artık Elifi evine alma, Zehra, – diyordu Gül abla telefonda, – Nasıl utanmazlık! Anneannen bir şey hatırlamasa bile bilse ne kadar üzülürdü, Elifin bu hale geldiğini görse
Zehra da itaat etti. Kızını aramayı neredeyse bıraktı. Elif aradığında, kısa ve soğuk cevaplar veriyordu: Meşgulum, sonra konuşuruz…
Elif, mücadele etmeye çalıştı. Akrabalarını farklı numaralardan aradı ama sesini tanıdıkları an kapattılar. Kendi araştırmasını yaptı, ama kimse konuşmak istemediği için bu da kısa sürdü; anneannesinin evine de alınmadı.
Sadece annesiyle dışarıda görüşebildi.
– Anne, lütfen, diye neredeyse yalvardı Elif, – Biliyorum bahane gibi olacak ama yemin ederim ben yapmadım! Neden bana inanmıyorsun?
Annesinin derdi en büyüktü; sonuçta kendi kızıydı.
– Elif Benim de gönlüm acıyor. Ama para sende çıktı. Olayı kapat artık. Sadece ben görseydim unutulurdu belki ama diğerleri unutmaz… Bana da ağır geliyor. Anneannen sana çok emek verdi.
– Ama ben suçsuzum! Belki para önceden çıkmıştır? Belki başka çantadan düşmüştür? Ya biri başka yerden…
– Artık yeter! – diye kesti Zehra, – Ben senin annenim, sana inanmak isterim ama gerçekler ortada! Gerçekler senin hırsız olduğunu gösteriyor!
Bunu söyleyip hızla uzaklaştı, Elifi soğukta öylece bıraktı.
Anneannesine veda etmeye bile izin vermediler
Ama Elif, herkesin dağıldığını fırsat bilip, umutsuzca anneannesinin evine geldi, belki annesi oradadır diye. Annesi bazen zor da olsa konuşmaya razı olurdu, belki bu defa anlatabilirdi.
Ama karşısında yine Efe çıktı.
Efe, uzun boyluydu. Elif kafasını kaldırıp ona bakmak zorunda kaldı. Belki de bu iyi oldu.
– Efe, ne olur konuşalım, bir defalığına dedi Elif.
– Ah Elif. Hâlâ iyi adını kurtarabileceğini mi sanıyorsun? Artık çok geç, – dedi abisi, – İtiraf et, belki affederler.
Elif, haksız yere suçlanmaya hiç alışık değildi.
– Hayır. Gerçeği öğrenmek istiyorum. Belki karıştırdın? Belki para başka bir çantadan düştü? Hatırlamaya çalış
Birden Efenin bakışları buz kesti.
– Karıştırdım mı diyorsun? Elif, sen gerçekten bu kadar saf mısın? Efe ona eğildi, – Tabi ki sen almadın. Parayı ben senin çantana koydum.
Elif iyice şaşırdı.
– Ne?..
– Evet.
– Neden? Neden yaptın?
– Rakibimi saf dışı bıraktım.
– Senin anlayacağın, eltili, miras kavgasında her yol mubahtır. Anneannenin ömrü az kalmıştı, sen de biliyordun. Ev annemin üstüne geçti ki noterle sıkıntı çıkmasın diye. Ama asıl mesele oydu. Annem, biliyorsun, duygusaldır. Evi sana vermek istiyordu.
Elif, hâlâ şaşkındı.
– Niye?
– Çünkü sevgili Elifçik, her akşam anneannene yemek götüren, evini silip süpüren, kitap okuyan sendin. Torunların en iyisi, tıpkı eski günlerdeki gibi… Annem bunu görünce yufka yüreğiyle sana hak verdi. Sanki ben torun değil miyim? Ben hak etmiyor muyum? Bu yüzden seni devre dışı bırakmam gerekti.
– Ben o eve göz dikmedim ki! – diye bağırdı Elif, – Anneannemi seviyordum!
Efe alaycı bir kahkaha attı.
– Hadi oradan! Herkes insan neticede. Zavallı, mağdur, bakıcı torun rolüyle evi kapacaktın ama ben seni solladım. Olayı 1-0 kapattım.
Elif susup kalınca, Efe son noktayı koydu.
– Artık hırsız oldun, Elif. Annem beni bırakmaz, çünkü ben örnek evlat. Sen ise yüz karasısın. Ev elbette benim; bu kapıyı, kavga çıkmadan artık açamazsın.
– Ne büyük adamsın sen, – dedi Elif acı acı.
– Ne yapalım, hayat böyle. Hoşça kal.
Kapıyı açtı.
Elif kıpırdamadı. Aslında o eve ihtiyacı vardı. Kiralar ateş pahası, ev almak hayaldi. Ama gerçek şu ki, anneannesini severdi. Şerife Hanım deliliğinde bile ona bir gün yanağını okşayıp: İyi ki geldin, güzelim. Sen tam Halilim gibisin, demişti.
Şimdi tekrar adını aklamak için Efe’nin yalan söylediğini ispatlaması gerekiyordu. Ama nasıl?
İmkânsızdı.
Evden çıkıp kapıyı üzerine çekti. Biliyordu; bir yıl sonra kimse onun asla kötü biri olmadığını hatırlamayacak, herkes yalnızca tek şey söyleyecekti: Elif, yaşlı anneannesinin parasını çaldı.
Efe ise çoktan kazananı oynamaya başlamıştı.




