Alper, seni hiç anlamıyorum. Aklını mı kaçırdın sen? Ne demek gidiyorum?
Ya işte, aynen öyle. Benim uzun zamandır başka bir sevgilim var! Benden tam 16 yaş küçük! Ve düşündüm ki, onunla hayat daha güzel olacak!
Kız evladı olacak yaşta o!
Yok artık, o kadar da değil! Yirmi yaşında kız, reşit yani.
Alper ona doğru yürüdü.
Hem de Esranın babası çok zengin. Sonunda hayalini kurduğum gibi yaşama imkanım olacak! Anladın mı şimdi? Esra bana bir de çocuk doğuracak, senin yapamadığını!
Onun her sözü, Selmanın yüreğini delip geçti. İçten içe biliyordu, er ya da geç olacak diye. Çünkü evlilikleri boyunca bir çocukları olmamıştı.
Ama düşünse bile, böyle rezil bir şekilde olacağını asla tahmin etmemişti.
Alper ile neredeyse 15 yıl evliydiler. Her ailedeki gibi iniş çıkışlar olmuştu. Ama Selma, saygısız bir aile düşünemezdi, en önemli şey buydu onun için.
Selma, bari biraz ağlasan da, benim vicdanım rahat etse.
Kadın başını dik tuttu.
Niye ağlayacakmışım ki? Senin adına çok sevindim ben! Gerçekten! Bari birimiz hayallerine kavuşsun.
Adam suratını ekşitti.
Yine başladın ama. Şu fırçalarını niye her fırsatta önüme sürüyorsun? O ne iş mi sanki!
Evet, hobi işte. Ama yani, biraz daha az çalışsam, sen de biraz daha çok kazansan, ben de gönlümce ressamlık yapabilirdim.
Off Selma, bana masal okuma! Ne yapacaksın başka? Çocuk yok, çalış çalış!
O arada Alper bavulunu kapamaya uğraşıyordu. Selma ona döndü:
Alper, yeni aşkın. O da çalışmayacak. Ne yapacaksınız? Sen öyle çalışmaya bayılmazsın hani?
Artık o benim işim değil! Ama bugün iyiyim, anlatayım. Kendi paramızla yaşarız az süre. Sonra Esra hamile kalınca, babası bizi paraya boğacak! Merak etme, para pul sıkıntımız kalmaz!
Alper sonunda bavulu kapatıp, evin kapısını öyle bir çarptı ki, apartman sallandı. Selma ürperdi, yüksek sesten hiç haz etmezdi. Yine pencereye döndü.
Az sonra aşağıda kıpkırmızı, son model bir araba durdu. İçinden fırlayan genç bir kız, Alperin boynuna sarıldı.
Tabii, apartmandaki bütün emekli teyzeler pencereye yapıştı. Adam yakışıklı ama bu terbiyesizlikten belliydi! Selmayı rezil etmeden gidemeyecekti.
Fakat Selma, şimdi tuhaf bir şekilde rahatladı. Zaten son zamanlarda hayatları tam bir tiyatro olmuştu.
Alper evde neredeyse hiç görünmüyordu. Selma her şeyi seziyordu, ama ayrılmayı göze alamamıştı.
Telefonunu eline aldı.
Sevil, selam. Akşama ne yapıyorsun?
Arkadaşı şaşırdı:
Hayırdır, depresyonundan mı çıktın birden?
Aman Sevil, abartma. Depresyon falan değil, biraz can sıkıntısıydı işte. Akşam azıcık çıkalım, bir şeyler içelim mi? Hem bahanemiz var.
Kısa bir sessizlikten sonra Sevil kısık sesle sordu:
Selma, iyi misin? Ne ilaç aldın sen bugün? Başın ağrıyor mu, ateş mi var?
Sevil, uzatma!
Cidden misin? Valla ben varım. Suratındaki limon kabuğuna bakmaktan daraldım! Ama
Ne? Gelemeyecek misin yoksa?
Yok yok, mesele o değil. Senin Alper Paşa seni nasıl bırakacak? O yemekleri kim ayağına getirecek, sümüğünü kim silecek?
Sevil, saat yedide Yakamozdayız!
Selma telefonu kapadı. Allah canını almasın Sevilin, bir gün öldürecek onu! Hem de yakın bir zamanda.
Selma kendi kendine gülümsedi. Zaten onu tanıdığı ilk günden beri bir şey yapmak istiyordu. Ama bu, onların dostluğuna asla zarar vermemişti. Selma çantasını kaptığı gibi çıktıkapıya. Gün ortası, yetişmesi gereken nice şey vardı.
Sevil de restoranda saate bakıp bakıp söyleniyordu. Selma hiç geç kalmazdı, beş dakika gecikti bu kez.
Derken Selma içeri girdi. Sevilin ağzı bir karış açık kaldı. Aslında herkesin ağzı açık kaldı.
Selma hep uzun saçlıydı, topuz falan yapardı. Ama şimdi kısa, açık renkli bir saç modeli vardı.
Makyaj desen, ancak rimel ve krem; şimdi yüzünde harika bir makyaj çekmiş!
Pantolon ustası Selma, bu defa bedenini daha da ortaya koyan dökümlü bir elbiseyle gelmişti.
Selma, valla bravo sana!
Selma zafer edasında çantasını sandalyeye bıraktı, oturdu.
Nasıl, olmuş mu?
Hem de nasıl! On yaş gençleşmişsin. Sakın deme ki Alperi kapı dışarı ettin.
Demem, zaten adam kendi gitti.
Bir süre bakıştılar, sonra gülmekten kırıldılar.
Yarım saat sonra, yakındaki masadan otuzlu yaşların sonunda bir adamdan onlara içecek ikramı geldi.
Sevil kurnazca baktı:
Aaa, bak hayranların varmış hemen!
Selma başını sallayıp adamı masalarına buyur etti. Sevil şaşkın şaşkın bakıyordu:
Bugün sana bayıldım!
Gece geç vakte kadar oturdular. Adamın adı Buraktı, hem neşeli, hem akıllı, hem kibardı, üstüne üstlük normalde de alımlıydı.
Ritayı taksiyle uğurladıktan sonra, Burak Selmaya eşlik etmeyi teklif etti.
Vallahi şehrin öteki ucuna yürümeye hazırım! Arabam var ama bu kafayla direksiyona geçemem.
Boşuna zahmet etme, iki sokak ötede oturuyorum zaten.
Evine tek tük sabah kuşları cıvıldarken vardılar. Gece boyunca yürüdüler, sohbet içinde kayboldular.
Selma, fark ettim bir şey kutladınız siz. Doğum günün falan mı?
Yoo, ama öyle de sayılır. Kocam dün beni terk etti, ona kutlama!
Selma hayatının en içten gülümsemesini takındı. Burak şaşırdı, gözleri büyüdü:
Vay be Selma Siz harbiden şaşırtıyorsunuz insanı.
Üç hafta sonra, Selma ve Sevil yine bir kafede oturuyordu.
Selma, Burakla aranız nasıl?
Kadın gülümsedi:
Sevil, hiç bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum. Hiçbir şeyimi saklamıyorum ondan. Adam bir eliyle ruh halimi düzeltiyor resmen.
Ama kafana takılan bir şey mi var?
Yani Alper rahat bırakmıyor hala! Sebebini bilmem ama düğününe davetiye gönderdi!
Şaka yapıyorsun! Neden acaba?
Galiba gözü yaşlı, mahvolmuş eski karısını görmek istiyor ya da yeni karısına gösterecek.
Ne pislik! Selma, Burakı al git, uğrayın, tebrik edin, sonra vurun göze göze, çıkın! Burnunu sürt biraz!
Alper, Esraya bakıyordu:
Çok güzelsin bugün
Bilmez miyim? Sence babam gelecek mi?
E sen onun kızısın, tabii gelir.
Kız dediysek Bir yıldır bir kuruş vermedi, beni çalıştırmak istiyor! Ne biçim baba bu?
Alper Esrayı kucakladı.
Takma kafana, kızını evlendiriyor adam, gelir kesin!
Düğünü krediyle kotardılar. Alper ve Esra, baba affeder, musluğu açar diye umutluydu.
Alper?
Ne var?
Seninki, o eski karın geliyor mu?
Düşün, evet! Dün aradı.
Yok artık!
Evet, kesin barışmak isteyecek. Bayılırım böyle dramalara!!!
Selma, Buraka ne yapmasını istediğini anlatınca şaşkına döndü adam.
Kaçta başlıyor nikah?
Saat ikide. Çok işin mi var?
Yok. Bu arada o eski beyefendinin adı neydi?
Alper. Nolacak ki?
Allahın işi işte ya. Tabii, gelirim Selma.
Burak, her şeyi arabada düğüne giderken anlattı. Selma o kadar şaşkındı ki, hiçbir şey değiştirmeye takati olmadı.
Gençlerin masasına doğru kol kola ilerlediler, Selma gururla gülümsedi.
Ama Alper ve Esra hiç de öyle mutlu gözükmüyordu. Yanlarına vardılar.
Esra fısıldadı:
Baba?
Ama Alper anca kekeledi:
Selma?
Kadın o kadar değişmişti ki, tanımadı bile. Onun da böyle görünebileceği aklına gelmemişti.
Burak; Esraya çiçek, bir zarf verdi ve dedi ki:
Evlenip kendi yoluna gitmen harika bir şey. Biz de Selmayla dünyayı dolaşacağız.
Alpere döndü:
Siz de bilirsiniz ki, bir kaynana da dinlenmeli. Kızımı size emanet ediyorum, kusura bakmayın ayrılmamız lazım.
Dışarı çıktılar. Selmanın gülmekten içi için için gidiyordu, ama Burak ne tepki verir diye tutuyordu kendini.
Burak birden döndü:
Şimdi mecbur kaldın bana evet demeye, değil mi?
Selma bir an düşündü, sonra ciddiyetle dedi ki:
Ne yapalım, kaderde varsa olur!
Kol kola arabaya yürüdüler. Burak, çoktan sıcak denizlere bilet bakmaya başlamıştı bile.




