Sonsuz Yüzsüzlük
Söylesene Elif, diye sızlandı Kadir, Evimizi kime kiraya vereceğimizin ne önemi var? Akrabamıza ya da yabancıya… Sonuçta para aynı para.
Elif çamaşırları askıya asmayı yeni bitirmişti. Keşke Kadir de zırlayacağına yardım etseydi.
Kadircim, dedi yavaşça, Sevgili kocam, işin farkı şurada: Akrabadan sonra o parayı alamıyorsun bir türlü.
Sen şimdi Yiğiti mi kastediyorsun? Ne kadar kötü konuşuyorsun… Yiğit benim öz ağabeyim! Söz veriyorum, parasını tıkır tıkır öder. Hem indirim de istemiyor ki! Evi tam fiyatına tutacak, bütün yaz boyunca. Kendi kiracı aramakla da uğraşmamış oluruz.
Kadir, bu ev denize sıfır. Beş dakika içinde elini sallasan gelen olur.
Ama neden ille yabancı kiracı istiyorsun, anlamıyorum?
Yabancıyla her şey kolay: Sözleşme, peşin ödeme, kira yatmazsa çıkarırsın, iş biter. Ama akrabalar başlar hemen Elif abla, biliyorsun çocuklar var, üzülmezsin değil mi? Veya Elifcim, biraz sonra yollarız parayı. Televizyonu yanlışlıkla kırdık ama ceza istemezsin tabii, aile dostusunuz! İnan, bu filmi çok izledim. Sen geçmişini bilmiyorsun.
Bu ev Elife annesinden kalmıştı. Anne babası da İzmirde yaşarken evi yazın kiraya verir, onları hep mağdur eden dostlar yüzünden dertlenip dururlardı. Elif buna direnmiş, ne akraba, ne eski arkadaş! kuralını kendine ilke edinmişti. Parasız kalan aile dostlarından bıkmıştı.
Sonu ne oldu yani? dedi Kadir.
Şu oldu: Akrabalar hem kira ödemediler, hem de özür bile dilemediler! Ne var ki ayol, gezmeye gelmişiz, kırk yılın başı açtınız kapınızı! Ama yok, bu iş öyle değil! Ev, işim benim! Kimseye bedava otel açmam.
Yiğit daha geçen ay karar vermişti, Eşim ve üç çocuğumla üç ay yazlıkta vakit geçireceğiz, doktorun emri! İşler de tam yazın yavaşlıyordu; canı tatil çekmişti. Elif biliyordu ki, Yiğitin niyeti kira ödemek falan değildi.
Yiğit senden bedavadan oturt bizi diye istekte bulunmuyor ki! bastırdı Kadir Bak yine de söz veriyor, paranı alacaksın.
Hepsi baştan söz verir zaten.
Niye bu işle uğraşalım ki? Zaten kapıda onlarca insan bekliyor, pazarlık bile etmeden verir. Ben de huzurlu uyurum. Hayır, akraba yok, arkadaş yok! Dost dostluğunu bilecek, para ayrıdır!
Elifin kararlılığına laf anlatmak zordu ama Kadir nasıl ikna edeceğini biliyordu sanki.
Peki. Yiğite inanmıyorsun ama bana inanırsın!
Elif gözlerinin içine baktı.
İnanırım da ne olacak?
Diyelim ki Yiğit bizi mağdur etti. O zaman ben sana o kirayı cebimden öderim! Kahramanlık yapıyor, ne ala!
Ama argümanı zayıf kaldı.
Harika çözüm. Ortak hesabımızdan bana paramı mı ödeyeceksin yani?
Ee başka ne yapabilirim… şey… Bir iş bulurum. Akşamdan akşama, hafta sonları kovalarım. Kazandığım her kuruşu veririm, tamamen senin olur. Anlaştık mı?
Elif, Kadirin bu kadar ısrarcı olması karşısında şaşırdı. Madem eşim Yiğitten bu kadar emin, ben de biraz güveneyim belki…
Senin diline kimse yetmez, dedi, Tüm sorumluluk sende, Kadir. Tamam.
Yaz gelene kadar zaman vardı, Elif de biraz huzur buldu.
Haziran geldi, sorunlar da başladı. Kadir, her üç günde bir Yiğit’i arayıp bir aylık kiranın en azından peşin ödenmesi gerektiğini hatırlatıyordu. Ama hep oyalama…
Evet evet Kadir, sıkıntı yok! Parayı mı? He, onu büyük müşteriden bekliyorum, ay sonunda geçecekmiş, hemen yollarım. Kusura bakma, gecikti biraz, ama merak etme!
Haziran bitti.
Para gelmedi.
Elif bir ay boyunca sessiz kaldı, sorgulamadı ve eşine güvendi. Onun özgüveni zedelenmesin diye fazla kurcalamıyordu; fakat bir gün Kadirin yine Yiğitle konuştuğunu duyunca sordu:
Ne oldu? Ödedi mi?
Müşteriden para daha çıkmadı, gelince ilk iş ödeyecekmiş yine…
Bir ay aynı laf.
Elifin dilinin ucuna Bunu hiç tahmin etmemiştik! cümlesi geliyordu.
Ne dedim ben sana? Daima akrabalarda çok önemli bahaneler olur.
Tesadüf canım! savunmaya geçti Kadir Bilerek yapmıyor ki Şans işte! Sabretmemiz lazım biraz daha.
Anlaşıldı, eylül sonunu bekleyelim en iyisi. Üç bavul toparlayıp Çok güzel tatil oldu, borcumuzu da bir ara yollarız! dedikleri gün gelsin diyorsun.
Ya Elif, neticede senin bir kaybın yok. Ben ikinci işe başlarım!
Sen? Şimdi mi?
Kadir bir anda sönüverdi.
Biraz daha vakit verelim, iki hafta mesela. Gerekirse ben öderim. Senin için önemliyse…
Ben seni hiç zorlamadım Kadir! Sen kendin bu sözü bir kabadayılık gibi ortaya attın, iyice ispatla o zaman!
Ve evdeki huzur kaçtı; Kadirin konuşmaları neşesizleşti.
Temmuz. Aşırı sıcaklar bastırmıştı. Elif ise akşamları Kadiri internetten iş ararken yakalıyor, ama hiçbirine başvurmuyordu.
Bugün ayın otuzu Kadir, hatırlattı, Yazın üçte ikisi bitti, hala kira duruyor.
Hala para yok ki… Ama…
İlk fırsatta ödeyecekmiş!
Hepsini halledecekmiş, hem de fazlasıyla, dedi.
Ben inanmıyorum artık. Sen kefil oldun, bana Ben öderim! dedin. Hadi, göster işe girişini.
Anlaşılan, ek iş fikri önce Kadirin hoşuna gitmişti, şimdi ise gözünde büyümüş, kaçınmaya başlamıştı. Lafla değerli olmak kolay ama iki kişilik çalışmak yürek isterdi.
Piyasa kötü de… sırtım sakat, yük taşıyacak halim yok Elif.
En iyisi Yiğiti çağır, gelsin birlikte çuval yükleyin. Sen bana söz verdin. Ya şimdi iş bulup başlarsın, ya da ben Yiğiti arar, yasal süre dolmazsa evi boşaltacaklarını ve hukuki işlem başlatacağımı söylerim!
Kadirin yüzü bembeyaz kesildi.
Aman arama Yiğiti! Hangi yüzle? Sonra aile ne der? Anneme ne söylerim? Kardeşini mahkemeye verdim. Kimse anlamaz bunu.
Yiğit parayı vermiyor, Kadir sözünde durmak istemiyor ama ortalığı bana yıkmaya kalkıyor diye düşündü Elif.
Bak ben bu kadar seni düşünüyorum; kocamsın sonuçta! Hiç utanmıyorsun başıma dert açmaya?! İki iş yapıp sana gönül borcumu ödeyeyim mi istiyorsun şimdi?
Kimse sana bir şey zorla söylemedi Kadir! Sen istedin bunu!
Nereden bileyim Yiğitin bizi sonunda kandıracağını!
Ben biliyordum, dedi Elif. Çünkü daha önce de yaşadım ben bunu. Hem de defalarca. Ama sen beni dinlemedin.
Anladım, anladım tamam! Kadir mağduru oynamaya başladı, Ama sen de iyi değilsin yani! Beni çalışmaya zorlayarak ne kadar sevmediğini ispatlıyorsun! Para mı önemli yoksa ben mi? Hasta olsam, kalp krizi geçirsem ne olacak? Yine de bana ek iş bulmamı istiyorsun…
Kimse seni zorlamıyor! Sadece senin teklif ettiğin yöntemi uyguluyorum!
Peki, bağırdı Kadir, Gider, çalışır, Yiğitin kirasını ben öderim. Para varsa var, yoksa yok!
Kadirin koyduğu şartlar suya düştü ama Elif sonunda muradına erdi. Kadir akşamları kuryelik yapmaya başladı, Elife ise hep öfkeyle bakıyordu.
Hepsi senin yüzünden! dedi bir gün.
Benim yüzümden mi?
Evet!
Belki de bu sayede anlarsın, diye düşündü Elif, Lafla iyi insan olmak kolay. Git, bir de kardeşinin borcunu cebinden öde, o zaman gör bakalım.
İçten içe Elif, Yiğitin belki son anda utanıp borcunu ödeyeceğini umuyordu yine de. Tam bunu düşünüyordu ki, Yiğit aradı hem de ilk defa doğrudan Elifi.
Yoksa yanlış mı düşündü? Parayı yollayacak mı?
Elif, ya sana bir şey danışacağım…
Yiğit, konuşacak başka mevzum yok. Zaten ağustosa ödemeniz gerekirken biz hala temmuzun kirasını bekliyoruz. Bir daha konuşmayacağım, zaten artık Kadirin sorumluluğu.
Evet, Kadir bana söyledi! Vah zavallı çocuk… Neyse, burada bir küçük sıkıntı çıktı. Arabada sorun oldu, elimde ne var ne yoksa oraya harcadım. Aileyi götürmek için yol parası kalmadı, kirayı da ileride bir şekilde hallederiz…
Tahmin ettiğinden farklı değildi.
Elif telefonu suratına kapattı.
Kadir, Elifin yüz ifadesinden her şeyi anladı.
Tamam, dedi, Yanılmışım, fazlasıyla güvenmişim. Ama sen de… bana hata yapma hakkı tanımıyorsun! Destek vereceğine iyice köşeye sıkıştırıyorsun…
Ben de gülümseyip, Ne olur Kadir, bırak tatile gelsinler bedavaya, ben bir şekilde hallederim! mi demeliydim? Sen kendin öderim dedin!
Evet, ben dedim ama… Sen benden sağlık pahasına fedakarlık bekliyorsun! Düşünüyor musun beni biraz?
Peki Yiğit seni düşünmüş mü?
O da kötü bir insan değil, öyle oldu işte…
Yani? O hem beni hem seni mağdur edip iyi adam oluyor, ben hakkımı isteyince kötü mü oluyorum?
Kadir sesini çıkarmadı.
Sanırım evliliğimizde zorlu bir dönemece giriyoruz…




