Günlük: 12 Haziran
Bugün kendimi çok yalnız hissettim; düşüncelerim kafamda bir oraya bir buraya savrulup duruyor. Nedense tüm bu olanlar bana eski günlerden bir masal gibi geliyor, ama içim de kırık. Oğlum Efenin gözlerindeki mahcubiyet ve umudu bir türlü unutamıyorum.
Öğleden sonra eve geldiğimde Efe yanıma yaklaştı; sesi ürkekti:
Handan abla, bana matematikte yardımcı olabilir misin? Yarın sınavım var, baba işten geç geliyor.
Gözümü bilgisayardan kaldırmadan cevapladım:
Vaktim yok, Efe. İki haftaya kadar düğünümüz var, hâlâ eksikler bitmedi. Sen de babanla güzel bir düğünümüz olsun istemez misin?
Çocuk başını öne eğdi, sonra sessizce odasına gitti. Efeyi zaten içten içe hiç sevemedim; ama Yavuz çok mutlu, sırf onun hatrına sabrettim. Çünkü onun hayatı kolay değil; Efenin annesi hastalığıyla boğuşurken Yavuz, oğlunu yanında büyütmeye karar verdi. Sekiz yaşındaki bir çocuk için annesinin acılarını izlemek büyük haksızlık. İşte böyle düşünerek Efe eve geldi. Benim için ise sadece bir yabancıydı; küçükten hoşlanmak ne zor bir şey! Yavuz eve gelince sevgi pıtırcığına bürünürdüm; o gittikten sonra Efe gözümde tıpkı bir gölgeydi.
Düğünden birkaç gün önce Yavuz’un bilgisayarı bozuldu; benim dizüstüne geçti. Sadece bir mail gönderecekti, ama şeytan dürttü herhalde, tarayıcı geçmişine de baktı.
Yüzü bir anda soğudu, fırtına öncesi bir sessizlik oldu. Kapattı bilgisayarı, salona yanıma geldi.
Oğlumu yurda vermek gibi saçma fikirler de ne oluyor? dedi, sesi titrekti.
Ne diyorsun sen? diye karşılık verdim, kaşlarım çatık. Sadece mail atacağım dedin, her şeyi karıştırmaya utanmadın mı?
Bana ahlak dersi okuma, dedi. Sadece şunu söyle: kimden izin aldın Efe hakkında karar vermek için?
Başka çocuk bakmak istemiyorum, anlıyorsun değil mi? dedim öfkeyle. Kendi çocuğum olsa, o başka; bizim de çocuklarımız olacak. Efe ise sadece engel. Zaten dersleri de iyi değil, kötü örnek!
Çocuk ne yaşadı, biliyor musun? Annesi ölüm döşeğinde! O kadar alıştığı ortamdan koparıldı; ona destek olmak yerine planlar yapıp nasıl başımızdan atsam diye uğraşıyorsun, dedi. Yavuzun yüzünde öfke vardı ve sesi titriyordu; şükür ki Efe okuldaydı.
Bana bağırma! Diye bağırdım. Senin oğlunu büyütmek zorunda değilim. Git, annesine bırak!
Bunu bana ne zaman söyleyecektin? dedi, sesindeki sakinlik ürkütücüydü.
İki güne söylerdim, zaten her şeyi hazırladım. Arkadaşım sosyal hizmetlerde, hemen yerleştiririz. Oğlan yurtta daha rahat olur.
Eğer anlamadıysan, açıkça söylüyorum; asla oğlumu senden üstün görmem, dedi. Benim her şeyim Efe, onu asla feda etmem.
Ya ben? Benim için ne ifade ediyorsun? Ben de mi önemsizim? Artık bıktım: düğün sonrası Efe bizimle yaşamayacak, dediğimde ya beni ya onu seçeceksin!
Efeyi seçiyorum, dedi tek kelimeyle, gözü bile kırpmadan. Kadın bulunur, evlat bir tane.
Kadın bulunur ha? Koca dünyada benden başkası bakmaz sana! dedim. Hem, hangi kadın senin oğlunu kabul eder ki? Herkes öz evladına sahip çıkmak ister!
Bir saat içinde neyin var neyin yok topla, git. Hediyeleri de alabilirsin; gözüm kalmaz, dedi Yavuz, kapıdan çıkarken. Seni görmek istemiyorum. Ben sadece Efeye yeni bir anne bulmak istemiştim.
Durdur, Yavuz! Düğün ne olacak dedim, ama gözümde kibirden başka bir şey yoktu. O ise gayet soğukkanlı:
Artık anlamıyor musun? Düğün filan yok! Seçimimi yaptım; senin lehine olmadı, dedi ve çıktı.
Ardından kapı gürültüyle kapandı. Evde bir başıma kalakaldım. En güzel hayallerimi bu evde kurmuştum, şimdi ise bir gecede her şey elimden alınmıştı.
Kapı tekrar çaldı; umutlandım. Belki Yavuz fikrini değiştirmiştir…
Kargonuz geldi, diye kibarca konuştu kurye. Uzattı kalemi; imzamı atarken sinirle kalemi neredeyse kıracaktım. Kurye acelesi varmış gibi hemen çekip gitti.
Koca kutunun içinden göz alıcı, çok pahalı bir gelinlik çıktı; etrafa sinirle fırlattım, tepinip perişan ettim. O güzelim gelinliği bir bez parçasına çevirdim, öfkemle birlikte hayallerimi de ezdim.
Telefonu kaptım, Zeynepi aradım.
Noldu yine? Bitmedi mi telaşın? dedi uykulu sesiyle. Nikâh heyecanı mı bastı? diye de güldü.
Düğün olmayacak! dedim dişim sıkılı, bavulumu hazırlarken. Al beni buradan, dedim.
Biraz anlatsana? diye sesi ciddileşti. Sana kötü mü davrandı?
Hem de nasıl, dedim. Her şeyi anlattım. O an uzun bir sessizlik oldu, Zeynep neredeyse hiç ses çıkarmadı. Uyudun mu Zeynep?
Sen gerçekten o çocuğu başından göndermek mi istedin?
Tabii, bana ne ya, dedim. Kendi çocuğum olsa ona bakardım.
Sana bir şey diyeyim mi? dedi, sesinde buz gibi soğukluk. Seni anlayamıyorum, anlamak da istemiyorum. Böyle biri olduğunu hiç düşünmemiştim.
Umurumda değil Zeynep, alacak mısın beni?
Hayır, dedi ve kapattı. Başkasına sor, ben seni almam.
Öfkeyle bavulu kapatırken içimde koca bir boşluk hissettim; kimsem yoktu, istenmeyen bir fazlalıktım artık…
**************************************
Ertelenen hayatımızı, Efeyle, baş başa geçirdik bugün. Okuldan aldıktan sonra parkta kuşlara yem attık. Oğlum yanımda huzurlu görünüyordu ama biraz da tedirgindi:
Baba, Handan ablayla düğün işleri bitmedi mi? dedi, sonra hemen sustu; sanki olumsuz cevap bekliyordu.
Yok oğlum, dedi Yavuz. Düğün olmayacak. Handan artık bizimle yaşamayacak, üzülür müsün? dedim. Belki de kötü bir baba mı oldum diye korktum.
Hiç üzülmem, dedi gözlerinde gerçek bir ışıltıyla. Zaten beni sevmiyordu.
Sıkıca sarıldım ona, içimden şimdilik iki kişiyiz ama eminim ki bir gün seni kendi oğlu gibi seven bir kadın çıkar karşımıza dedim. Efe ise gülümseyerek yanıma sokuldu, kalbimi yerinden oynattı…
Belki yolumuzun başındayız; ama oğlumla birbirimizi seçtik, her şeyin en güzeli de bu.




