Kötü Komşu

Mahallede her girişte bir hanımefendi vardır; penceresinden sigara içenleri uyarır, bana evimin içinde koku geliyor diye bağırır. Çocukların gece onda oturduğu bankta bağırıp uyumamalarını engeller, apartman yöneticisine çöp birikmediği için şikayet eder. Eğer böyle bir hanımı tanımıyorsanız, o da sizsiniz. Yani ben; Kötü Komşu.

Ben köpek sahiplisi komşulara tahammül edemem. Köpekleri bahçemdeki begonviller ve şakayıkların yanına dışkı bırakıyor. Hatta sokakta yürüyen kimselerin beslediği sokak köpekleri de daha da kötüdür; dışkılarını sadece toprağa değil, çiçeklerin arasına çamur gibi gömüyor, geceleri bağırıp havlayarak bir hafta boyunca kulaklarımızı kabartıyor, baharda da incecik ulumalar çıkarıyor. Kedili komşular da bir başka sorun. Kedi tuvaletinin kokusu evimin içine sızar! Yarı bahçede dolaşan kedileri ise tam bir felaket. Bir keresinde komşunun kırmızı kedisi balkona atladı, ben de çığlık atıp komşunun çocuklarını uyarmak için dışarı çıktığımda neredeyse beyazlatılmıştım.

Küçük cüceleri de sevmem. Onların kırılganlığı ve kontrol edilemezliği beni ürkütür. Bir keresinde teyzem beş yaşındaki kuzenimle vakit geçirmemi istedi; o bir buçuk saat içinde çay kaşığıyla beynimi yedi. Önce minik bir traktörle oynamış, beş dakika sonra annesi çıkana kadar beklemişti. Sonra yemek istedi ama ben hazırda bulundurduğum köfteyle birlikte kâseden çorbayı yemedi. Çorbayı masanın üzerine bastırdı, ben tabakları yıkarken çantamı karıştırıp Şanelin kırmızı rujumdan bir kaç damla buldu. Onun dudaklarına sürmesini izledim; ama en azından on beş dakikadır sessizdi. Sonra çorbayı bitirdi, kâseyi ve mutfak duvarındaki kağıdı minik parmak izleriyle yağladı.

Kız çocuğuna fazla kızartma vermemek gerektiğini biliyor muydunuz? Akşam olunca bütün daireyi kahve gibi kararmış bir koku sardı; çocuğun akciğeri aseton gibi yanıyor, ben ise aktif kömürle besleyince rahatladı, endişeli annesine çocuğu teslim ettim.

Ben komşularla kavga etmeyi on beş yaşında bir teyzemin bana gözetli bir bakış atmasıyla öğrenmiştim; bu kadın bir fahişeden farksız demesi beni çok etkilemişti. Hemen ona intikam almaya karar verdim; posta kutusuna bulduğum ücretsiz broşürleri, yani pencere kapı reklamlarını, çöp toplayıcı kutularına atmaya başladım. Bir ay boyunca posta kutusu çöple doldu; fatura ararken birikmiş kağıt yığınına rastladı. Sonra faturanı çaldım, bir sıfır daha ekleyerek yeni bir fatura bastırdım. O da Elektrik Dağıtım Şirketine gidip yetkililerle tartıştı, hiçbir şey çözülmedi.

Bahçemdeki begonvilleri korumak için bir parça toprak savaşı verdim; en iyi yetiştireceğim çiçekler aşkı çalan kızıl çiçek değil, begonvil. Alkol bağımlıları da bu çiçeği görmezden gelir; aroması onları çiçeklerin yanına yaklaşmaktan alıkoyar. Bir sabah bahçemde bir araba buldum; tekerlekleri beyaz kaldırıma değiyor, dev bir tampon kırmızı çiçeklerin üstünde asılıydı. Bu bir uyarıydı, o cüretkar suçluya karsi bir ceza!

Bu koroğunun kime ait? diye sorguladım komşum Fatmaya, yani şüphelinin komşusu. Fatma sabahları pazardan beş kedisine mama getirir, gözleriyle fareyi bile kaçırmaz. O da beşinci kattan bir suçlu olduğunu söyledi; arabayı uzun zamandır tanıyormuş ama kimseye söylemezmiş. Muratın 43 numaralı dairesine götürdükleri çocuğu aldılar, bacakları tutmuyor, astımı var dedi, gözleri parladı. Beş dakikalık sağlık raporu sonrası, beşinci kattaki daireyi işgal eden bir genç, şu anda tamirat yapıyormuş.

Bu olay beni asansöre koşmaya, arabayı benzer bir Raversonla bir kenara çekmeye itti; kapı ziline bastım ama kimse çıkmadı. Gecenin soğuğunda arabayı dışarıda bırakmış, kapıyı bir de derim kâğıtına çarptım; ama kimse cevap vermedi. Sonra bir not bıraktım: Sayın yabancı, lütfen arabayı bahçemden alın, aksi takdirde sorumluluğu ben alırım. Ertesi gün de araba aynı tehditkâr şekilde begonvillerin üzerine gölgeler düşürüyordu.

Fatmaya koşarak Bugün 43 numaralı daireden bir suçlu geldi mi? diye sordum. Hayır, başka bir arabayla geldi, bir kaç saat kaldı, sonra gitti. dedim. O zaman o başka arabayla dolaşıyor, bizim çiçeklerimizi mahvediyor mu? diye sormam üzerine Fatma, Arabanın numarasını bıraktı, sürücüsü yöneticidir, belki de bir şef dedi. Şef nasıl bir suçlu olur? diye merak ettim. Suçlular nazik olmazlar, diye cevap verdi, bir arkadaşım balık satıyor, kedilerime tavuk ciğeri getiriyor, bu yüzden balıkçının arabası her gün gelir dedi.

Kafamı karıştıran bir hayal, şimdi girişte sadece kediler değil balık da kokacak, nefretim bir anda patladı. Hemen telefonu elime aldım ve çaldım: Alo, notu gördün mü? Neden arabayı bahçemden çıkarmıyorsun? diye sordum. Almadım, dedi. Neden çöp kutusunu çıkarmıyorsun? Böyle bir kelimeyi unuttun, diye cevap verdi. Ben, Lütfen arabayı çektir, çiçeklerimi koruyalım diye nazikçe istedim; ses tonumda bir yumuşaklık vardı, ama bir anda sesi kulağımda tatlı bir melodi gibi yankılandı.

Hayır, benim işim bu, dedi. Şimdi ben de çiçeklerinizin üzerine bir şeyler ekledim. Derken arabadan bir çakıl yağmuru gibi çamur döküldü, ben de tarlada birikmiş buğday tanesi gibi çimlenmemiş tohumları toprağa serperek arabayı bir günlüğüne gölgeli bir bahçeye çevirdim. Ertesi sabah arabayı izlerken, gökyüzünde uçan kuşlar tekerleklere oturdu; Bu bir ders olur mu? diye düşündüm. Ardından bir kedi, bir balık ve bir köpek, hepsi bir arada dolaşarak bir köşede balıkları yedi, bir başka köşede çöp topladı. O an bir şey anladım: nefret, bir nehir gibi akar, ama akıntısının bir kısmı da her zaman bir göl oluşturur; bu göl de bizden vazgeçenlerin, yani hatalarımızın yansımasıdır.

Gün sonunda, apartman yöneticisi Serkan, benzer bir kamera sistemi kurmuş, Fatmanın hediyelerini video kaydına aldık. İzlerken herkes birbirine baktı, gözleriyle bu ne kadar saçma! dedik. Serkan Fatmayla konuşacağım dedi, ben de konuş dedim, ilk defa birine çabuk karar vermiş oldum. Akşam bir çikolatalı kurabiye yaptım, ama birden kapı çaldı; karşımda bir adam duruyordu, gözleri mavi, kot pantolonu ve yeşil tişörtüyle. O, bir zamanlar tanıdığım bir eski iş arkadaşım gibi bakıyordu, ama ellerinde bulaşık deterjanı vardı. Bulaşıklarını burada yıkamadan önce daha dikkatli olmalıydın, dedi, kapakları yağlayıp, kilitleri kayganlaştırdım. Ben de bir çay bardağı alarak Kahvem vardı ama sen kahve içtim dedim, o da Harika, affetmek istiyorum diye cevap verdi.

Birkaç gün sonra, o adam arabasının tekerleklerini benzinli bir çamurla kapladı, ben de onu bir çift çiviyle kilit deliğine sakladım. Sonra bir sabah, arabayı tekrar bahçemde gördüm; çamur ve balık kokusu bir arada, kedi ve köpekler onu izliyordu. Kısa bir an için düşündüm ki, Belki de ben de bir zamanlar bir çocuğu, bir köpeği, bir kediyi çok sevmişimdir. Ve o gün anladım ki, en büyük düşmanımız, içinde taşıdığımız öfke değil, o öfkeyi nasıl yönlendirdiğimizdir.

Hayat bir apartman blokudur; herkes aynı duvarları paylaşır. Komşularımızı kırmak kolaydır, ama o duvarları birlikte onarmak bir erdemdir. Bu yüzden, birileri size çamur biriktirdiğinde, onu bir çiçek tohumu gibi ekin; sonunda çiçekler büyür, nefret yerine anlayış filizlenir. Bu, en güzel dersimizdir.

Rate article
Lifequest
Kötü Komşu