Bizim Anne Pek de Anne Sayılmazmış: Kayınvalideyle Aynı Çatı Altında Yaşam, Soğukluk ve Torun Üzerinden Kurulan Tuzaklar — Anya, yine ıslak havluyu banyoda askıda mı bıraktın? Kayınvalidenizin sesi daha kapıdan girdiğiniz an koridordan yükseliyor. Valentina kollarını kavuşturmuş, sizi gözleriyle delip geçiyor. — Kurusun diye astım, — Anya ayakkabılarını çıkarır. — Askı o yüzden var. — Düzgün evlerde havlular kurutucuya asılır. Ama tabi, nereden bileceksin ki… Anya cevap vermeden geçip gider, iki üniversite bitirmiş, yönetici olmuş, yirmi sekiz yaşındaki kadın; ama her gün havlu yüzünden azar işitir. Her gün… Valentina ise gelinini alttan alta izler, her hareketini gözlemler, not eder. Anya’nın soğuk, mesafeli, “evin kraliçesiymiş” gibi tavırlarından hiç hoşlanmamıştır… (Aşağıda, kurgusal hikaye Türk aile yapısı, isimler ve motiflerle tamamen uyarlanmış halde devam ediyor – bütün metin değişmeden başlıkta özetlenmiş ve ana tema korunmuştur.)

Bizim evde anne meseleleri

Elif, yine banyo havlusunu ıslak ıslak askıya mı astın?

Kayınvalidem Sema Hanımın sesi, eve yeni girdiğimde hemen koridordan geldi. Sema Hanım, kollarını göğsünde kavuşturmuş, bana sert bir bakış atıyordu.

Kuruması için astım, ayakkabılarımı çıkardım. Zaten askı da bu işe yarıyor.

İyi evlerde havluların yeri havlupan olur. Tabii bunu senin bilmen zor tabii.

Cevap vermeye tenezzül etmeyip yanından geçip gittim. Yirmi sekiz yaşındayım, iki üniversite bitirdim, kendi alanımda yönetici oldum… Ama hâlâ havlu yüzünden azar işitiyorum, her gün aynı hikaye.

Sema Hanım arkamdan bakmayı sürdürdü. Şu tavrı… Sessiz, umursamaz, sanki evde kraliçe o. Elli beş yaşında, insanlardan iyi anlarım; bu kızı en başından beri sevemedim diye iç geçiriyordu kendi kendine. Soğuk biri. Kibirli. Oğlum Sinana sıcak, evine bağlı bir eş lazımdı, bu heykel gibi kadını nereden bulduysa…

Günlerce gözetledi beni. Her hareketimi gözlemledi, aklında tuttu…

Kerem, yemekten önce oyuncaklarını toplar mısın?
İstemiyorum.
Bu bir soru değildi, toparla lütfen.

Altı yaşındaki Kerem dudak büktü, ama dağınık asker oyuncaklarını toplamak için gönülsüz adımlarla salona gitti. O sırada ben, mutfakta salata doğramaya devam ediyordum.

Sema Hanım, salondan izliyordu bizi. İşte bak, soğukluk burada; ne bir gülümseme, ne yumuşak bir söz. Sadece emir. Zavallı çocuk…

Babaanne, Kerem koltuğa sokuldu yanına, ben çamaşırları odaya götürdüğümde. Annem neden hep kötü davranıyor bana?

Saçını okşadı Sema Hanım, fırsat kaçmazdı.

Bak güzel oğlum, bazı insanlar sevgisini gösteremez, bilmezler. Üzülüyorum tabii.
Sen biliyor musun?
Elbette ki biliyorum. Babaannen seni çok seviyor. Babaannen kötü değil.

Kerem ona daha çok sokuldu, Sema Hanım yüzünde memnun bir tebessümle devam etti.

Her yalnız kaldıklarında, resme yeni vurgular eklemeye devam etti. Dikkatlice, adım adım…

Annem bugün çizgi film izlememe izin vermedi, diye yakındı Kerem bir hafta sonra.
A canım benim, annen biraz fazla mı katı acaba? Bazen bana da öyle geliyor. Sen üzülme, bana gel, ben hep seni anlarım.

Kerem her kelimeyi pür dikkat dinliyordu. Babaannesi iyiydi. Babaannesi anlıyordu. Ya annesi…

Bak Keremciğim, Sema Hanım sesini fısıltıya indirdi, bazı anneler yumuşak olamaz, öyle. Senin suçun yok güzelim, annende sorun var.

Kerem babaannesine sarıldı. Annesiyle ilgili içine buz gibi soğuk bir his yerleşti.

Bir ay sonra ben de bir değişiklik hissettim oğlumda.

Kerem, gel bakalım bana sarıl.

Oğlum kaçındı benden.

İstemiyorum.
Neden?
Öylesine.

Babaannesine koştu hemen. Ellerim havada kalakaldı. Her şey alıştığım gibi değildi artık. Nerede bozulmuştu bu düzen, anlayamıyordum.

Koridordan izlemişti bunu Sema Hanım. Ağzında mutlu bir gülümseme vardı.

Kerem, yanaştım akşam, bana kırgın mısın?
Hayır.
Peki neden benimle oynamak istemiyorsun?

Omuz silkti. Bakışları uzakta, yabancı.

Babaanneme gitmek istiyorum.

İzin verdim, içimde ağrı büyüyordu.

Sinan, Kerem’i tanıyamıyorum, dedim eşime geceleyin. Benden uzaklaşmaya başladı. Eskiden böyle değildi.
Abartıyorsun ya, çocuk bunlar. Bugün böyle, yarın öyle. Dert etme.
Hayır, küçük bir mesele değil. Bana başka gözle bakıyor sanki, kötü bir şey yapmışım gibi.
Elif, fazla takılıyorsun. Annem bakıyor ya ona, alıştı belki.

Bir şeyler daha diyemedim. Sinan çoktan telefonuna gömülmüştü zaten.

O sırada Sema Hanım, Kerem uyuturken kulağına fısıldıyordu: Annen seni sever ama kendince. Soğuk, katı. Her anne şefkatli olamaz anlıyor musun? Babanene gel sen, seni asla üzmem.

Kerem bu laflarla uyuyordu. Her sabah annesine biraz daha çekingen bakıyordu artık.

Açıkça eğilimini göstermeye başladı.

Kerem, gel beraber parkta yürüyelim mi? elimi uzattım.
Ben babaannemle gitmek istiyorum.
Oğlum…
Babaannemle!

Sema Hanım hemen elinden tuttu Keremin.

Ne zorladın çocuğu? İstemiyor işte. Gel Keremciğim, sana dondurma alırım.

Gittiler. Arkalarından bakarken yine göğsüm daraldı. Kendi oğlumun bile bana sırt çevirmesiyle, içimde tanımlayamadığım bir huzursuzluk büyüdü.

Akşam Sinan beni mutfakta buldu, uykulu gözlerle bir noktaya dalıp gitmiştim.

Elif, konuşacağım Keremle, söz veriyorum.

Başımı salladım sadece, konuşacak halim yoktu.

Sinan, oğlumun yanına girdi.

Kerem oğlum, hadi babana anlat. Neden annenden uzaklaştın böyle?

Gözlerini kaçırdı çocuk.

Öylesine.
Öylesine gerçek cevap değil. Annen kırdı mı seni?
Hayır…
O zaman niye böyle oldun?

Kerem sustu. Altı yaşındaki çocuk, kendi bile bilmediğini açıklayamaz ki… Babaannesi annen kötüdür, soğuktur dediyse, öyledir. Babaannesi yalan söylemezdi ki ona.

Sinan odadan net bir cevap alamadan çıktı.

Bu arada Sema Hanım ileri adımı planlıyordu. Gelin iyice çöktü, belli. Az kaldı, biraz daha üstüne gitse kendi kendine evi terk eder. Sinana gerçek bir eş, buz gibi biri değil, sıcak bir kadın gerek diye geçirdi içinden.

Keremciğim, koridorda yanına çekti onu, ben duşta olduğum bir gün, biliyorsun değil mi, babaannen seni dünyadaki herkesten çok seviyor?
Biliyorum.
Annen biraz… bilirsin işte, iyi biri değil sanki, değil mi? Sarılmaz, okşamaz, hep huysuz. Yazık benim güzel oğluma!

O anda arkasındaki ayak seslerini işitmedi.

Anne.

Sema Hanım döndü, Sinan kapıda durmuş, yüzü bembeyaz.

Kerem, odana git, dedi Sinan. Sesi alçak çıkıyordu, ama Kerem hemen gitti.

Sinan, ben sadece…
Hepsini duydum.

Aralarında sessizlik oldu.

Sen… Yutkundu Sinan. Sen bilinçli olarak Keremi Elife karşı doldurdun, aylarca?
Torunuma sahip çıkıyorum! Onun yanında hapiste gibi çocuk!
Akıl almaz bir şey bu!

Sema Hanım geri adım atıyordu. Oğlu ona ilk kez tiksintiyle bakıyordu.

Dinle oğlum…
Hayır, sen dinle. Sinan yaklaştı. Sen oğlumu annesine düşman ettin. Karıma! Ne yaptığının farkında mısın?
Ben iyilik olsun istedim!
Nasıl iyilik? Kerem annesinden kaçıyor, Elif kendini suçluyor! Bu mu iyi niyet?

Sema Hanım başını biraz daha dik tuttu.

O kadını sana layık görmedim. Soğuk biri, duygusuz…
Yeter artık!

Sinan’ın haykırışı odayı buz gibi etti. Derin derin nefes aldı.

Eşyalarını topla. Bugün. Hemen.

Beni kovuyor musun?
Ailemizi koruyorum. Senden.

Sema Hanımın gözleri kısılıp kaldı. Oğlunun bakışında kesin karar vardı; ne pazarlık, ne ikinci şans. Saatler sonra, sessizce evden ayrıldı.

Sinan, beni yatak odasında buldu.

Neden Kerem değiştiğini şimdi anladım.

Gözlerimin kızarıklığına baktı.

Annem… Annem sana kötü, sevgisiz, soğuk dediğini Kereme. Oğlumu sana karşı doldurmuş, aylarca.

Donakaldım. Sonra derin bir nefes aldım.

Ben… deliriyorum sandım. Kötü anne olduğumu düşündüm.

Sinan yanıma gelip sarıldı.

Sen harika bir annesin. Annem… bilmiyorum ona ne oldu. Ama artık Kereme yaklaşamaz.

Sonraki haftalar zordu. Kerem babaannesini sordu, neden gittiğini anlamadı. Oğlumuzla yavaşça, sevgiyle, açıklamalar yaptık.

Bak oğlum, saçlarını okşadım, babaannenin benimle ilgili söylediği şeyler… doğru değil. Ben seni çok seviyorum.

Şüpheyle baktı.

Ama sen kötüsün.
Kötü değil, sadece biraz sertim. Çünkü senin iyi, doğru biri olmanı istiyorum. Bazen sertlik de sevgiden gelir, tamam mı?

Kerem düşündü, sessizce.

Sarılır mısın bana şimdi?

Sarıldım, öyle sıkı ki Keremin yüzü güldü…

Zamanla, her gün biraz daha eski Kereme döndü: Resmini ilk bana gösteren, ninnimde uyuyan oğlum. Sinan bizi odada oyun oynarken izliyordu; annesini defalarca arayan Sema Hanımın aramalarına ise hiç cevap vermedi.

Sema Hanım evinde yapayalnız kaldı. Ne torunu, ne oğlu… O kadar uğraştı, Sinanı uygun olmayan eşten koruyacak diye uğraşırken, iki sevgili insanını kaybetti.

Başımı Sinanın omzuna koydum.

Teşekkür ederim her şeyi düzelttiğin için.
Özür dilerim, bu kadar geç fark ettiğim için.

Kerem kucağımıza atladı.

Baba, anne, yarın hep birlikte hayvanat bahçesine gidelim mi?

Demek ki hayat, bazen düzeliyor…
Bu hikayeden öğrendiğim: Ailede sevgiyi çoğaltmak, araya fitne sokan olursa korumak her şeyden önemliymiş. Kimi zaman sevgi için mesafe koymak da gerekebiliyormuş.

Rate article
Lifequest
Bizim Anne Pek de Anne Sayılmazmış: Kayınvalideyle Aynı Çatı Altında Yaşam, Soğukluk ve Torun Üzerinden Kurulan Tuzaklar — Anya, yine ıslak havluyu banyoda askıda mı bıraktın? Kayınvalidenizin sesi daha kapıdan girdiğiniz an koridordan yükseliyor. Valentina kollarını kavuşturmuş, sizi gözleriyle delip geçiyor. — Kurusun diye astım, — Anya ayakkabılarını çıkarır. — Askı o yüzden var. — Düzgün evlerde havlular kurutucuya asılır. Ama tabi, nereden bileceksin ki… Anya cevap vermeden geçip gider, iki üniversite bitirmiş, yönetici olmuş, yirmi sekiz yaşındaki kadın; ama her gün havlu yüzünden azar işitir. Her gün… Valentina ise gelinini alttan alta izler, her hareketini gözlemler, not eder. Anya’nın soğuk, mesafeli, “evin kraliçesiymiş” gibi tavırlarından hiç hoşlanmamıştır… (Aşağıda, kurgusal hikaye Türk aile yapısı, isimler ve motiflerle tamamen uyarlanmış halde devam ediyor – bütün metin değişmeden başlıkta özetlenmiş ve ana tema korunmuştur.)