“Ne Demek Sen Oğlumun Çocuğuyla İlgilenmeyeceksin! – Dayanamayan Kaynananın Sitemi ve Ritanın Hayat Dersi: İki Evi, Zorlu İşleri ve Kendi Ayakları Üzerinde Duran Bir Kadının İsyanı”

Nasıl yani, oğlumun çocuğuyla ilgilenmeyeceksin mi, diye kendini tutamadan patladı kayınvalidem.

Öncelikle, ben Emirkten kaçan bir insan değilim. Şunu hatırlatayım, bu evde işten eve gelip yine yemek, çamaşır, temizlik işleriyle uğraşan, ikinci bir mesai yapan namuslu bir eş ve anne benim. Yardımcı olurum, fikir de veririm ama tüm ebeveynlik sorumluluklarını üstüme almaya hiç niyetim yok.

Nasıl yani, üstüne almayacak mısın? Demek ki sen öyleymişsin; iki yüzlü!

Esra, sen de var ya Bir işin parası yoksa kim ister ki? dedi sınıf buluşmasında Sevda her zamanki gibi, eleştirilerinden vazgeçmemişti.

Ama o eski zamanlar geçti. Şimdi Esra lafı gediğine koymayı iyi biliyordu. Sevdaya da haddini göstermekte bir an bile tereddüt etmedi.

Eğer para nereden gelecek diye düşünmek zorundaysan, bu herkesin seninle aynı dertte olduğu anlamına gelmez, diye omuz silkti. Bana babamdan İstanbulda iki daire kaldı.

Biri, annemle boşanmadan önce oturduğumuz evdi, diğeri önce dedemgilden babama, sonra bana geçti.

Biliyorsun, İstanbulda kiralar burada gibi değil bana hem hayatımı sürdürmeye, hem de keyif aldığım işlere zaman ayırmaya yetiyor. O yüzden iş seçme konusu aman para olsun da ne olursa olsun şeklinde değil.

Sonuçta, sırf bu yüzden doktorluktan markette kasiyerliğe geçtin, değil mi?

Aslında bunu gizli tutacaktı. Esra da söz vermişti kimseye anlatmamaya.

Ama bir insan, birine aptal deyip durursa ve bunu kalabalıkta yaparsa, karşılığında bir tepki alacağını hesap etmeliydi herhalde.

Marketçi mi olmuşsun, cidden mi?

Bunu kimseye demeyecektin! diye bağırdı Sevda, alınmış bir şekilde.

Çantasını kapıp lokantadan çıkarken, gözyaşlarını zor tutuyordu.

Oh olsun, dedi Tolga kısa bir sessizlikten sonra.

Hak ettı valla, sinir oldum ben de. Kim çağırdı onu ki zaten? dedi Yasemin.

Ben çağırdım herkesi, dedi Ayşe, eskiden sınıf başkanı olan, şimdi buluşmanın organizatörü. Yani, okulda hiç iyi anlaşamazdık ama belki değişmiştir diyordum. Herkes değişiyor ya, bazen…

Ama her zaman değil, diye omuz silkti Esra.

Herkes gülüp geçiştirdi. Sonra Esradan işiyle ilgili sorular gelmeye başladı.

Bu, tamamen meraktan kaynaklanan ve Esranın tercihini yargılamayan bir ilgiydi.

Çok az insan bu alanda karşılaşıyor (karşılaşmak da istemezdi zaten), bu yüzden işine dair birçok yanlış algı ve efsane var.

Hepsini tek tek açıkladı Esra, eski arkadaşlarına.

Peki, sizce tedavi etmenin ne anlamı var? dedi birisi.

Kim demiş olmuyor diye? Mesela, beş yaşında bir çocuğum vardı. Doğumda komplikasyon olmuş, hipoksi yaşamış, o yüzden de zihinsel gelişimde geri kalmış.

Ama durumu gayet iyi şu an üç yaşında konuşmaya başladı ve şimdi ailesi durmadan nöroloji ve dil terapistlerine götürüyor.

Büyük ihtimalle normal bir ilkokulda okuyacak, ilerde hayatında problem yaşamayacak.

Ama ilgilenilmeseydi, durum bambaşka olurdu şimdi.

Yani özetle, TL peşinde koşmak yerine sosyal olarak anlamlı bir işe yöneldin, dedi Volkan.

Konuşma sonra herkesin hayatını ve ailesini tartışmaya döndü.

O ara Esra tuhaf bir dikkatle izlendiğini hissetti. Önce bir vehim sandı ama arkasını dönüp baktığında kimsenin ona bakmadığını fark etti.

Birkaç gün sonra, sabah işine giderken apartmanının otoparkında arabası başka bir araç tarafından kapatılmıştı.

Diğer arabanın üzerindeki numarayı aradı, bir sürü özür ve “hemen çekiyorum” dedi bir erkek sesi.

Vallahi çok özür dilerim, burada park yeri bulmak mümkün değil, ben de apar topar iş için geldim, dedi gülümseyerek adam. Bu arada, adım Kaan.

Esra, dedi gülümseyerek. Kaanın tavrı, giyimi, parfümü öyle hoşuna gitmişti ki, hemen bir kahveye çıkmayı kabul etti.

Sonra bir buluşma daha… Üç ay sonra Kaansız hayat düşünemez oldu neredeyse.

Zaten Kaanın annesi de oğlu gibi Esrayı baştan kabul etmiş, Kaanın ilk evliliğinden olan oğluyla da çok iyi anlaşmışlardı.

Çocuk özel bir çocuktu ama Esranın mesleki tecrübesiyle Yamanla hemen ortak bir dil buldu.

Kaanın ricasıyla, ona da oğluyla daha iyi iletişim kurması için yeni bazı yöntemler öğretti.

Birinci yılın sonunda taşındılar; Esra, Kaan ve Yamanın evine yerleşti.

Kendi küçük dairesini, alıştığı emlak ofisiyle birlikte başkalarına kiraya verdi, İstanbuldaki evleri ise zaten aynı şekilde kiradaydı.

Taşınınca ilk huzursuzluklar başladı.

Önce minik şeyler Yamanı hazırlanır mısın?, Ben markete kadar gidiyorum, oğlanı sen tutuver.

Bu, çocukla iyi anlaşmaları nedeniyle başta tolere edilebilirdi. Zaten bunlar, Esranın da başka işi olmadığında oluyordu.

Ama zamanla bu tür talepler ağırlaşmaya başladı.

Ve Esra açık açık Kaana şunu söyledi: Yaman senin oğlun, baş sorumlusu sensin. Ben elimden geldiği kadar yardımcı olurum, ama bir başkasının çocuğunun bakımıyla ilgili yüklerin çoğunu üstlenmem. Zaten mesleğimde yeterince özel çocukla ilgileniyorum.

Kaan başta anlamış gibiydi, ama düğünden hemen önce Kaan ve annesi Yamanın rehabilitasyon programını uzun uzun anlatıp, bunu boş vakitlerinde Esra’nın yüklenmesini ima etmeye başladılar.

Bir dakika, hele bir durun, dedi Esra. Biz seninle konuştuk zaten, oğlunla sen uğraşacaksın. Anneme temizlik yapmanı, eve boya badana çekmeni istiyor muyum? Herkes kendi işini hallediyor.

Onu buna mı benzettin şimdi, dedi kayınvalidesi. O senin annen, koca kadın. Burada ise bir çocuk var.

Yani evlenince de mi Yamandan uzak duracaksın? Biz bunu normal mi karşılayalım?

Öncelikle ben Yamandan kaçmıyorum. Evin işini, yemeğini, temizliğini zaten ben üstleniyorum.

Ama rehabilitasyonunu da bana yıkmaya kalkmayın. Burası Kaanın çocuğu, öncelikle onun görevi. Fikir verebilirim, yardım edebilirim ama ebeveynliği bütünüyle yüklenmeyeceğim.

Yani üstlenmeyeceksin, öyle mi? Demek ki iki yüzlülük buraya kadar… Arkadaşlarına işinden anlatınca mangalda kül bırakmıyordun ama iş gerçekten çocuğa gelince ortalarda yoksun.

Ne anlatıyorsunuz siz? dedi Esra.

Sonra jetonu düştü, Kaanın annesinin o gün çalıştığı lokantanın, o sınıf buluşmasının yapıldığı yer olduğunu hatırladı.

İşin kurgusu bir anda kafasında yerli yerine oturdu.

Demek ki, başından beri bana çocuğunuzu yıkmak için ayarladınız her şeyi?

Seninle gerçekten bir gelecek düşünür müydüm sence? dayanamadı Kaan. Yaman ve işin olmasa dönüp bakmazdım sana!

Öyle mi? O zaman bir daha bakmazsın, dedi Esra, yüzüğünü parmağından çıkarıp eski nişanlısının suratına attı.

Pişman olursun, diye tehdit etti kadın ve oğlu. Sağlam adam ot gibi, geleceği olmayan bi işte çalışan, parasız birini istemez!

Bende iki daire var İstanbulda, param olur yani, Diye gülüp geçti Esra.

Kaan ve annesinin suratlarındaki şaşkınlygy izlemek çok keyifliydi. Hemen peş peşe aramalar, barışma teklifleri, Artık her şeyle ben ilgileneceğim, sana bir daha asla böyle davranmam, işten kafam karışıktı, özür dilerim, çok seviyorum, bir daha asla yapmam cümleleri döküldü.

Ama Esra, aptal değildi ve bu laflara asla inanmazdı. Son bir kahkaha ile, Kaan, elindeki fındığı kaybettin, bence ben hiç de pişman değilim deyip gitti.

Sonra bu hikayeye sınıf arkadaşlarıyla da sağlam güldüler. Esra ise, bir gün gerçekten onu para ya da yetenekleri için değil, kendisi olduğu için sevecek doğru insanı bulacağına inancını hiç yitirmedi.

Şimdilik ona işi de, dostları da yetiyordu. Hatta belki bir kedi sahiplenir; neticede, kedi eğitmek bazı erkeklerden daha kolay…

Rate article
Lifequest
“Ne Demek Sen Oğlumun Çocuğuyla İlgilenmeyeceksin! – Dayanamayan Kaynananın Sitemi ve Ritanın Hayat Dersi: İki Evi, Zorlu İşleri ve Kendi Ayakları Üzerinde Duran Bir Kadının İsyanı”