ETRAFINA BAK!
Eşi iş seyahatine çıktı, kızı anneannesine gitti, Veli ise bir başına kaldı. Biraz tuhaf, ama öyle de.
Eşi Meral nadiren dışarı çıkar, ama bu sefer bir meslektaşı hastalandı ve önemli bir sözleşme imzalanması gerekiyordu. Veli, işin ne kadar kritik olduğunu bildiği için onu tren istasyonuna bıraktı, ardından evine döndü.
Yolda aklına geldi ki, akşam yemeği yok. Meral gitti, artık kendisinin halletmesi gerekiyordu.
Eve gitmek yerine annesinin evine uğrayabilirdi, ama o zaman kızı İlayda eve gelmek isteyecek, dersleri, koşuşturması ve anne kontrolü olmadan evde bir çılgınlık başlatacaktı. Veli ise iş yerinde yılbaşı öncesi artan yoğunlukla biraz dinlenmek istiyordu.
İlk başta yemek siparişi vermeyi düşündü, ama sonunda markete girmeye karar verdi. Market kalabalığını pek sevmezdi; insanların arabalarını doldurması, kasaya koşması ve sıranın gelmesini beklemesi onu çilederdi.
Tam bir sepeti yarı yarıya doldurduktan ve iki kutu koyu, köpüklü bira aldığını fark ederken, Veli kasaya girdi.
Kasada, önünde incecik, yaşlı bir kadın duruyordu; eski, koyu bir kaban ve turuncu bir eşarp takmıştı, başı sürekli kaymamak için çabukça düzeltiyordu. Kadın, sabırla sırasını bekliyordu.
Kasaya geldiğinde tezgâhta ekmek, bir paket şeker, eritilmiş kaşar, birkaç paket bulgur ve diğer birkaç şey daha vardı. Kadın, tezgâha bırakılan para yığınına baktı ve kasiyer, yorgun bir ifadeyle saymaya başladı.
Yirmi lira eksik! diye bağırdı sonunda.
Kadının elleri çabuk çanta içinde dolaşıyordu, bir şeyler arıyordu.
Şimdi, canım, bir yerlerde bulurum dedi.
Kasiyer ise gülümseyerek, Ben zaten canım değilim, acele edelim, sıra bekliyor. dedi.
Veli, durumdan sıkıldı ve kasiyere eksik tutarı bağırarak fırlattı:
Hadi bitirelim bunu, sonunda.
Gerginlik bir an için dağıldı; fakat yaşlı kadın, alışverişini topladıktan sonra Veliye döndü ve Teşekkür ederim evlat, ama bir şeyim var dedi.
Kasiyer, yüksek sesle, Şimdi gidin, bir tanıdık olsanız! diyerek kadını azarlamaya çalıştı.
Kızgın kasiyere ve Velinin sabırsızlığına maruz kalan kadın, beyaz, çamurlu zeminde huzursuz adımlarla dışarı çıktı.
Veli, kadına acıdı. Ah, insanlar! Ne zaman merhamet ve şefkat göstermeyiz ki? diye düşündü ve morali bir nebze bozuldu.
Nihayet bu mini felaketten kurtulduğunda, kapıda ona gülümseyen aynı yaşlı kadın belirdi.
Buldum! Cüzdanda ufak bir bozukluk vardı. Al, al, dedi ve çürük bir kese içinde sıkıntılı bozuk paraları uzattı.
Veli, bir an için utanarak, Aa, lütfen, bu kadar ufak bir şey… Ben biraz acele ettim, çok yorgunum. dedi.
Kadın, Yine de çok teşekkür ederim. Eğer istersen evine kadar götürürüm, diye önerdi.
Hayır, köşedeyim, yürürüm, diye cevap verdi Veli.
Fakat yine de ona eşlik etti; yürüyerek evine doğru ilerlediler. Yolda ufak bir sıkışıklık, parkta arabaya binmekten daha uzun sürecek bir yol vardı, ama kadının bir şey demedi.
Yalnız mı yaşıyorsunuz? Yardımcı birisi var mı? diye sordu Veli yavaş adımlarla.
Ben yalnızım. Kocam öldü, tek çocuğum da… O benim gibi, akıllı ve iyi bir adam. O, bir otomotiv atölyesinde çalışıyordu. Altın gibi elleri vardı. Beşinci sınıftan onu büyütürdüm; babam vefat ettiğinde ona bakardım. dedi kadının sesi titredi.
Veli, bir anda bir anı çaldı; bir arkadaşının adı aklına geldi. Geçen yıl sergiliğimdeki Ahmet diye mırıldandı.
Kadın, Benim de bir oğlu var. O… Senin gibi bir genç. Savaşta şehit oldu, iki kişi sadece kurtuldu, hatta onlar da sakat. dedi.
Veli, hafızasını zorlayarak, Ah, o… Sercan, diye bağırdı.
Kadın, Sercan Pınar. Nasılsın evlat? diye sordu.
Ben de Sercanın sınıf arkadaşıyım. O, senin arabandan hep bir şeyler alırdı; onun cenazesinde ben de bir şeyler söylemiştim. dedi Veli.
İkisi evin ikinci katına çıktılar ve Nuriye Pınar, Veliyi içeri davet etti.
Haydi, çay içelim, acele etmeyelim, dedi.
Veli, masaya kendi getirdiği yiyecekleri koydu: salam, tereyağı, bir kutu lüfer, bir paket bisküvi, muz ve elma suyu. Al, bir şey istemezsen, dedi.
Bu ilk yardım oldu, ama sonu değildi. Veli sık sık Nuriye Pınarı ziyaret etti; ev işleri, tamir işleri ya da usta çağırma konusunda bir şey ihtiyacı olup olmadığını sordu. Kadın, neredeyse her şeyi reddederken, minik bir şeyler için teşekkür ederdi.
Bir gün çay eşliğinde, Nuriye Pınar hayat hikayesini anlattı:
Ben otuz sekiz yaşındayken doğdum. Küçük bir erkek kardeşim vardı. Babam cephede, annem tek başına bizi büyütmeye çalıştı; o da bir gün vefat etti. Kamyonlarla ölen insanları toplayan bir işte çalıştım. Annemizi de bir kamyon alıp götürdü Ben de peşinden koşarak ona seslendim, ama o küçüktü, anlamadı.
Sonra bir yetimhaneye götürüldük, amcam ve teyzem bizi buraya getirdi. Babam geri dönmedi; burada büyüdüm, evlendim.
Veli, Aileniz nerede? diye sordu.
Hiç kimse kalmadı. İlk eşim hastalandı, sonra kızım ve damadım Bir gün denize gittik, gece yüzmeye çıktık. Fırtına çıktı, damadım kurtarmaya çalıştı ama dalgalar bizi kıyıya götürmedi. İkisi de kayboldu. Şimdi yalnızım. dedi hüzünle.
Kardeşiniz?
Kardeşim yurt dışına gitti, para gönderiyor; ama kart numarasını unuttum, bir yere kaybettim. dedi.
Veli, Telefonunu arayalım, dedi. Nuriye Pınar, eski bir çekmeceden bir not defteri çıkardı; içinde Aleks adıyla bir numara vardı. Veli hemen aradı, karşı taraf neşeyle cevap verdi.
Ali Bey, merhaba. Biz Nuriye Pınarın evindeyiz, ben Veli, Ahmetin sınıf arkadaşıyım.
Konuşma sırasında Nuriye gözyaşları döktü ama gülümseyerek, Çok sevindim, uzun zamandır birini konuşmadım. Telefonu tutamıyorum; komşuya haber verir. dedi.
Veli, bu yeni dostluğun, yaşlı bir kadının taşıdığı acıyı bir nebze hafiflettiğini düşündü. Ne kadar büyük bir yük taşıyor bu incecik kadın! diye içinden geçirdi.
Artık sık sık Nuriye Pınarı ziyarete gitti, ona ucuz bir akıllı telefon (Samsung) hediye etti, numarasını kaydetti, hatta ona banka kartı nasıl kullanılacağını öğretti; böylece kasiyerler sabırsızlanmasın diye.
Meral, kocasının bu duyarlılığını övdü, Nuriyeyi birkaç kez akşam yemeğine davet etti. Veli, onu arabaya bindirdi; yaşlı kadın ilk başta utanıyordu ama Meralla çabuk arkadaş oldu. Meralin anneannesi iki yıl önce vefat etmişti, bu yeni arkadaşlık ona iyi geldi.
Küçük bir ilgi, bir parmak uzatmak yeterlidir; yalnız bir yaşlı insan için büyük bir dünya demektir. Tanrı seni korusun, canım çocuğum. Teşekkür ederim. diye seslenirdi Veli, Nuriye Pınarı uğurlarken.
***
Nuriye Pınar artık aramızda değil. Bu hikâye onun ve benzer yalnız insanları hatırlatmak için yazıldı. Bazen bir göz atmak yeter; kimseye yardım elini uzatmayı unutmayalım.




