Oğlumun Boşanması İçin Uğraştım, Sonra Çok Pişman Oldum… Dün yine gelinim torunumu hafta sonu için bana getirdi diye yakınıyordu komşum Lütfiye Hanım apartman merdivenlerinde karşılaştığımızda. Çocuğu doya doya yediremiyorum bir türlü! “Annem dedi ki, prensesler fazla yemezmiş!” diye cevap veriyor, iki kaşık yiyor ve bırakıyor! Açlıktan zayıf düşmüş, neredeyse ışık saçıyor! Lütfiye Hanım, oğlu Emre’nin eşi Asuman’a daha ilk gördüğü anda ısınamamıştı. Sebebi de Asuman’ın oğlundan tam yedi yaş büyük olmasıydı. Oğlu ise daha çocuktu, yeni liseden mezun olmuştu. – Ondan önce kız arkadaş bile bilmezdi! diye dert yanıyordu Lütfiye Hanım. – Tecrübeli haliyle aklını çeldi oğlumun, olan bu! Oysa Asuman çok bakımlı, güzel ve alımlı bir kadındı. Formuna özen gösterir, modayı takip eder, kariyerine önem verirdi. Oğlana neden cazip geldiği bana hiç tuhaf gelmemişti. Erkekler gözleriyle sever sözü boşa değil. Ve burada bakılacak çok şey vardı. Diyetine dikkat eder, bilinçli beslenirdi; kızına da bunu öğretmekten yanaydı: Az yemek, sağlığına ve vücuduna dikkat etmek… Kısa süre sonra Asuman hamile kaldı. Kayınvalideyi kızdırmak mı istedi, yoksa gerçekten Emre’yle evlenmek mi istiyordu bilinmez, belki de tesadüftü. Ama Emre kararlıydı; henüz 18 yaşında olmasına rağmen Asuman’la evlenecekti. Sevgilisi ise 25 yaşındaydı. Diplomasını alır almaz Emre bir meslek yüksekokuluna girdi. Hem okuyor hem çalışıyordu; evlendiler ve ailesinden ayrı yaşamaya başladılar. Önce ev tuttular, sonra küçük bir oda aldılar eski bir apartman dairesinde. Gençler mutluydular ama kaynana pes etmedi; türlü bahanelerle gelinine her fırsatta sataşıyordu. Yok yemeği güzel değil, yok Emre’ye gömlek ütülememiş, yok torunumu doğru giydirmemiş… Hiçbir olumlu yönü yoktu, sadece kusurları vardı. Sürekli huzursuzluk, dedikodu… Sonunda Asuman kayınvalidesiyle iletişimi minimuma indirdi. Kızını kreşe, jimnastik kursuna, satranç okuluna hep kendi götürdü; işten eve koşar, kurslara yetiştirir, sonra da kendi işlerini halletmeye çalışırdı… Spor salonu, kuaför, manikür derken evde geçirdiği vakit azalmıştı. Emre eve geldiğinde ise çoğunlukla ev bomboştu: Kızı kursta, eşi ise ya onunla ya da başka işleriyle meşguldü. Bir akşam üzeri, apartmandaki komşuları – 38 yaşındaki dul ve iki çocuk annesi Ayşe Hanım kapısını çaldı. Mutfakta musluk bozulmuş, alt komşunun evi su basmak üzere… Emre tamirden anladığı için hemen ilgilendi. Ayşe Hanım o sırada mutfakta makarna ve köfte hazırlamıştı; teşekkür etmek için Emre’ye de bir tabak ikram etti. Emre, Asuman’ın ona köfte vs. ev yemeği nadiren yapmasından dolayı bu teklife sevinerek kabul etti. O günden sonra Ayşe Hanım, Emre’yi sıklıkla yemeğe çağırmaya başladı. Eşi ve kızı evde değilken, apartmanın ortak mutfağında sıcak sohbetler, mantılar, çörekler eşliğinde akşam ettirirlerdi. Aralarındaki ilişki ilerledi ve bir süre sonra işin adı ‘komşuluk’tan çıktı; birlikte geçirdikleri akşamlardan vazgeçemez oldular. Tabii ki apartman hayatında her şey göz önünde. Dedikodusu hemen Asuman’a ulaştı: Eşi işten eve değil, Ayşe Hanım’ın evine gidiyordu. Büyük kavga kopunca, Asuman gururuna yediremeyip Emre’yi kapı dışarı etti, eşyalarını toplayıp koridora fırlattı. Gece vakti ortada kalan Emre’ye kapısını açan yine Ayşe Hanım oldu. O dönemde Asuman ve Emre’nin kızları 6, Emre 25, Asuman 32, Ayşe ise 39 yaşındaydı. Lütfiye Hanım, oğlunun eşiyle ayrılıp evden çıktığını duyduğunda sevindiğini gizlemedi – zafer! Ama sonra öğrendi ki, Emre kendisinden 14 yaş büyük ve iki çocuklu bir kadına gitmiş… Bu kez sessiz kaldı. Yıllarca yaş farkı yüzünden Asuman’ı eleştiren Lütfiye Hanım’ın bu yeni ilişkiye sessiz kalması bana çok tuhaf geldi. Yoksa kendi yenildiğini mi kabul etti? Asuman ve Emre’nin boşanmasıysa yıllar önce gerçekleşti, yaklaşık 15 yıl geçti. O zamandan beri Emre, Ayşe Hanım’la beraber. Çocukları olmasa da huzur içindeler. Şimdi Emre 40, Ayşe 54 yaşında. Lütfiye Hanım hiç şikayet etmeden, onları sevgiyle evinde ağırlar; evde artık huzur var. Ve görüyorum ki Emre gerçekten mutlu. Siz ne düşünüyorsunuz; kadının erkekten büyük olması mutluluğa engel mi?

Dün gelinim yine torunumu hafta sonu için bana bıraktı, diye yakınmaya başladı bana, apartman boşluğunda karşılaştığımızda, komşum Gülşen Hanım. Kız çocuğu doğru düzgün besleyemiyorum! Annem dedi ki, prensesler çok yemezmiş! diyor, iki kaşık yiyor, sonra bırakıyor tabağı! Açlıktan solgunlaştı kızcağız, yüzü sarardı!

Gülşen Hanım, oğlu Kadirin eşi Elifi daha ilk gördüğü an hiç sevemedi. Sırf Elif, oğlundan tam yedi yaş büyük olduğu için… Oysa Kadir daha çocuktu, liseyi yeni bitirmişti.

Daha kadını bilmezdi oğlum! diye öfkelenirdi komşum. Ne olacak, kadın tecrübesiyle ağına aldı Kadiri, kandırdı onu bir şekilde!

Elif gerçekten çok güzel ve alımlıydı. Dış görünüşüne özen gösterir, zarif giyinir, kariyerine önem verirdi. Kadirin ona tutulmasında tuhaf bir şey görmüyordum; malum, erkek dediğin gözüyle sever. Gözünün önüne gelen de böyleydi…

Elif sağlıklı yaşamaya ve dengeli beslenmeye dikkat ederdi. Bunun için de kızını doyasıya yedirmek yerine, ölçülü yemeye, kendi sağlığına dikkat etmeye alıştırıyordu.

Onların buluşmalarından birkaç ay sonra Elif hamile kaldı. Belki de kayınvalidesine inat yaptı, belki de Kadirle evlenmek istedi, kim bilir. Neyse ki oğlan Elifle evlenmekte kararlıydı. Kadir yalnızca on sekiz, Elif yirmi beş yaşındaydı.

Liseden mezun olan Kadir, meslek yüksekokuluna kaydoldu. Hem okuyor hem çalışıyordu; çünkü kendi ailelerinden ayrı, yeni kiraladıkları küçük bir evde beraber yaşamaya başlamışlardı ve geçimi sağlamak Kadirin omuzlarındaydı. Önce ev kiraladılar, sonra apartman dairesinde tek bir oda satın aldılar.

Gencin mutluluğu yüzünden okunuyordu, ancak kayınvalidesi Gülşen Hanım rahat durmadı: Elife sürekli kusur buluyor, bir türlü kabullenemiyordu. Yok yemeği güzel pişirmedi, yok oğlunun gömleğini ütülemedi, yok torunu yanlış giydirdi Ona kalsa Elifin hiç bir artısı yoktu, her şeyi eksikti. Her fırsatta onu incitiyor, oğluna şikâyet ediyordu…

Bunun üzerine Elif, kayınvalidesiyle tüm iletişimi azaltıp, kızını anaokuluna da, cimnastik kursuna da, satranç okuluna da kendi götürmeye başladı. İş çıkışı, soluğu ya bir spor salonunda, ya bir kuaförde alırdı; ev işlerine de güç yetmez oldu. Dolayısıyla evdeyken geçirdiği zaman giderek azalmıştı.

Kadir akşam eve geliyor, ev bomboş: Kızları kurslarda, eşi ise ya kızıyla buralarda, ya kendi işinde gücünde oluyordu.

Bir akşam, kapısı çalındı. Karşısında apartmandan komşusu Ayla Hanım; kırk yaşlarına yakındı, dul kalmış, iki genç çocuk büyütüyordu. Ortak mutfaktaki musluk patlamış, su akıntısı başlamıştı. Ayla, Kadirden yardım istedi, yoksa alt kattaki komşular su altında kalacaktı.

Kadir maharetli biriydi, hemen suyu kapadı, tamire girişti. Ayla ise bir yandan mutfakta akşam yemeği hazırlıyordu: makarna ve köfte. Teşekkür etmek için masaya bir tabak da Kadire getirdi; Kadir de memnuniyetle kabul etti. Zira Elif yağda kızartma yapmaz, son zamanlarda da ev yemeğine pek zaman bulamaz olmuştu.

O günden sonra Ayla Hanım, Kadiri sık sık akşam yemeğine davet etmeye başladı. Karısı ve kızı evde yokken, apartmanın ortak mutfağında akşamları beraber geçiyor, ev mantısı ya da poğaça eşliğinde sohbet ediyorlardı. Hiç fark etmeden aralarında bir yakınlık oluştu. Birlikte bu akşamlar olmadan yapamaz hale geldiler.

Ama apartmanın hayatı göz önündeydi, dedikodu eksik olmazdı. Elife de bir komşu, Kadir seni komşuyla aldatıyor! diye haber uçurdu.

Büyük bir kavga yaşandı; apartmandaki herkes duydu. Elif, gururlu bir kadındı, eşi Kadirin eşyalarını toplayıp koridora attı, kapıyı yüzüne kapattı.

O saatte ailesine gitmek mümkün değildi, başka yolu da yoktu; doğal olarak doğruca Ayla Hanıma sığındı ve o da sevinerek Kadiri kabul etti.

O sıralar Elifle Kadirin kızları altı, Kadir yirmi beş, Elif otuz iki, Ayla ise otuz dokuz yaşındaydı.

Gülşen Hanım, oğlunun karısından ayrıldığı haberiyle büyük bir keyif aldı: zafer onun olmuştu! Fakat oğlunun, kendisinden tam on dört yaş büyük, iki çocuklu dul bir kadına gittiğini duyunca bir anda sessizliğe büründü

Yıllarca Elifi sırf yaşı yüzünden aşağılayan Gülşen Hanımın bu tavrı bana şaşırtıcı ve garip gelmişti. Şimdi ise sessizdi, belki de kendi yenilgisini anlamıştı.

Elifle Kadirin boşanması dün olmadı, aradan on beş yıl geçti. Bunca zaman Kadir ve Ayla birlikte yaşadılar. Ortak çocukları olmadı ama birbirlerine çok bağlılar. Yaş farkına rağmen huzurlu, dingin bir evlilikleri var: Şimdi Kadir kırk, Ayla elli dört yaşında. Gülşen Hanım ise onları evine buyur ediyor, sorun etmiyor; kavgalar bitmiş, evlerinde tam bir huzur hâkim. Kadirin mutluluğu gözlerinden okunuyor.

Sizce, bir kadın erkekten büyük olunca mutlu olmak mümkün mü?

Rate article
Lifequest
Oğlumun Boşanması İçin Uğraştım, Sonra Çok Pişman Oldum… Dün yine gelinim torunumu hafta sonu için bana getirdi diye yakınıyordu komşum Lütfiye Hanım apartman merdivenlerinde karşılaştığımızda. Çocuğu doya doya yediremiyorum bir türlü! “Annem dedi ki, prensesler fazla yemezmiş!” diye cevap veriyor, iki kaşık yiyor ve bırakıyor! Açlıktan zayıf düşmüş, neredeyse ışık saçıyor! Lütfiye Hanım, oğlu Emre’nin eşi Asuman’a daha ilk gördüğü anda ısınamamıştı. Sebebi de Asuman’ın oğlundan tam yedi yaş büyük olmasıydı. Oğlu ise daha çocuktu, yeni liseden mezun olmuştu. – Ondan önce kız arkadaş bile bilmezdi! diye dert yanıyordu Lütfiye Hanım. – Tecrübeli haliyle aklını çeldi oğlumun, olan bu! Oysa Asuman çok bakımlı, güzel ve alımlı bir kadındı. Formuna özen gösterir, modayı takip eder, kariyerine önem verirdi. Oğlana neden cazip geldiği bana hiç tuhaf gelmemişti. Erkekler gözleriyle sever sözü boşa değil. Ve burada bakılacak çok şey vardı. Diyetine dikkat eder, bilinçli beslenirdi; kızına da bunu öğretmekten yanaydı: Az yemek, sağlığına ve vücuduna dikkat etmek… Kısa süre sonra Asuman hamile kaldı. Kayınvalideyi kızdırmak mı istedi, yoksa gerçekten Emre’yle evlenmek mi istiyordu bilinmez, belki de tesadüftü. Ama Emre kararlıydı; henüz 18 yaşında olmasına rağmen Asuman’la evlenecekti. Sevgilisi ise 25 yaşındaydı. Diplomasını alır almaz Emre bir meslek yüksekokuluna girdi. Hem okuyor hem çalışıyordu; evlendiler ve ailesinden ayrı yaşamaya başladılar. Önce ev tuttular, sonra küçük bir oda aldılar eski bir apartman dairesinde. Gençler mutluydular ama kaynana pes etmedi; türlü bahanelerle gelinine her fırsatta sataşıyordu. Yok yemeği güzel değil, yok Emre’ye gömlek ütülememiş, yok torunumu doğru giydirmemiş… Hiçbir olumlu yönü yoktu, sadece kusurları vardı. Sürekli huzursuzluk, dedikodu… Sonunda Asuman kayınvalidesiyle iletişimi minimuma indirdi. Kızını kreşe, jimnastik kursuna, satranç okuluna hep kendi götürdü; işten eve koşar, kurslara yetiştirir, sonra da kendi işlerini halletmeye çalışırdı… Spor salonu, kuaför, manikür derken evde geçirdiği vakit azalmıştı. Emre eve geldiğinde ise çoğunlukla ev bomboştu: Kızı kursta, eşi ise ya onunla ya da başka işleriyle meşguldü. Bir akşam üzeri, apartmandaki komşuları – 38 yaşındaki dul ve iki çocuk annesi Ayşe Hanım kapısını çaldı. Mutfakta musluk bozulmuş, alt komşunun evi su basmak üzere… Emre tamirden anladığı için hemen ilgilendi. Ayşe Hanım o sırada mutfakta makarna ve köfte hazırlamıştı; teşekkür etmek için Emre’ye de bir tabak ikram etti. Emre, Asuman’ın ona köfte vs. ev yemeği nadiren yapmasından dolayı bu teklife sevinerek kabul etti. O günden sonra Ayşe Hanım, Emre’yi sıklıkla yemeğe çağırmaya başladı. Eşi ve kızı evde değilken, apartmanın ortak mutfağında sıcak sohbetler, mantılar, çörekler eşliğinde akşam ettirirlerdi. Aralarındaki ilişki ilerledi ve bir süre sonra işin adı ‘komşuluk’tan çıktı; birlikte geçirdikleri akşamlardan vazgeçemez oldular. Tabii ki apartman hayatında her şey göz önünde. Dedikodusu hemen Asuman’a ulaştı: Eşi işten eve değil, Ayşe Hanım’ın evine gidiyordu. Büyük kavga kopunca, Asuman gururuna yediremeyip Emre’yi kapı dışarı etti, eşyalarını toplayıp koridora fırlattı. Gece vakti ortada kalan Emre’ye kapısını açan yine Ayşe Hanım oldu. O dönemde Asuman ve Emre’nin kızları 6, Emre 25, Asuman 32, Ayşe ise 39 yaşındaydı. Lütfiye Hanım, oğlunun eşiyle ayrılıp evden çıktığını duyduğunda sevindiğini gizlemedi – zafer! Ama sonra öğrendi ki, Emre kendisinden 14 yaş büyük ve iki çocuklu bir kadına gitmiş… Bu kez sessiz kaldı. Yıllarca yaş farkı yüzünden Asuman’ı eleştiren Lütfiye Hanım’ın bu yeni ilişkiye sessiz kalması bana çok tuhaf geldi. Yoksa kendi yenildiğini mi kabul etti? Asuman ve Emre’nin boşanmasıysa yıllar önce gerçekleşti, yaklaşık 15 yıl geçti. O zamandan beri Emre, Ayşe Hanım’la beraber. Çocukları olmasa da huzur içindeler. Şimdi Emre 40, Ayşe 54 yaşında. Lütfiye Hanım hiç şikayet etmeden, onları sevgiyle evinde ağırlar; evde artık huzur var. Ve görüyorum ki Emre gerçekten mutlu. Siz ne düşünüyorsunuz; kadının erkekten büyük olması mutluluğa engel mi?