Dilediğin gibi anneni aşağılayabilirsin, ama benim annemle ilgili bir kelime daha duyarsam, seni evden çıkarırım! Seninle nazikçe konuşmayacağım, canım!
Ahmet, affedersin, rahatsız ediyorsam, diye seslendirdi Elif Karaçelik, sesinde neredeyse özür diliyormuş gibi bir tonda. Kuru, lekeli elleri önünde birleştirilmiş, mutfağın kapısında duruyordu. Yatak odamın kapısı çok gıcıyor. Gece su içmeye kalktığımda sesinden korktum. Vaktin olduğunda yağlayabilir misin, lütfen?
Ahmet telefonuna bakmadan, oturma odasımutfak birleşimindeki kanepede tembel tembel kaydırma çubuğuyla haber akışını kaydırıyordu. Görümannesinin isteğine kısık bir boğuklukla hıhı diye cevap verdi; bu, bırak beni rahat bırak demek gibiydi. Elif anında odasına çekildi, kapıyı çarparak kapattı. Kapı menteşelerinden uzun, inatçı bir gıcırtı yükseldi.
Tezgâhı temizleyen Elif, atmosferin daha da yoğunlaştığını hissetti. Ev, baştan beri sıcak bir yer olmamıştı; annesi haftalarca kalınca Ahmet, sanki pencere altına bir çekiç takılmış gibi sinirliydi. Kavgaya girmekten kaçınıyor, sessizliğiyle daha da öfkeyi artırıyordu. Gazetenin hafif hışırtısı, koridorun ince bir ilaç kokusu ve annesinin sabahları banyoyu uzun süre kapıda tutması bile onu çileden çıkarıyordu.
Ahmet telefonunu masaya bir taş gibi bıraktı.
Bu evde artık benim eski teyzem ne yapacağını söyleyecek, diye fısıldadı, sesi içindeki kinle doluydu. Duvara bakarak, sanki görünmez bir dostuna konuşur gibi konuştu.
Elif, sakın fazla konuşma, dedi Elif, çamaşır beziyle tezgâhı silerken sakin kalmaya çalışarak. Kapı gerçekten o kadar gıcırtılı ki gece uyanıyorum. Kendim soracaktım ama unuttum.
Ahmet alaylı bir gülümseme takınarak Tabii ki, elbette. O da bir spa gibi buraya yerleşmiş. Şimdi kuralları koyuyor. Kapıyı yağla, sonra TVyi kapat, ardından ayak basma! diye taklit etti.
Fatma Hanım, sessiz bir fare gibi odasını neredeyse sadece yemek yemek ve hastaneye gitmek için terk etti. Çoğu zaman gençlerin yanına müdahale etmemek için bir köşede oturuyordu, yük olmak istemiyordu.
Lütfen dur, diye Elif, kanepedeki Ahmeti sakinleştirmeye çalışarak, O bir hafta burada, testler için. Sürekli kalmayacak.
Ahmet gözlerindeki soğuk kızgınlığıyla Beni sıkıştırıyor! Evimde rahatlayamıyorum! Duvarın arkasında birileri beni dinliyor gibi hissediyorum, sürekli o ilaç kokusu, o onaylamayan bakışlar dedi ve mutfak buzdolabını açıp boş boş baktı, ardından kapıyı çarptı.
Tamam, bir hafta bu gösteri. Kapı gıcırtısını sürdür, belki bir gün odasından çıkmaz. dedi. Kulaklıkları takıp telefonuna gömülerek oturmayı sürdürdü. Elif ise mutfakta tek başına kalmış, annesinin banyo gıcırtısı hâlâ kulaklarını deliniyordu.
Akşam yemeği sessiz bir çatal çatırdamasıyla geçti. Fatma Hanımın akşam yemeği; bir kase karabuğday ve bir tavuk köftesi, aceleyle yenildi. Kapı gıcırtısı bir cenaze marşı gibi çaldı; Elif ve Ahmet sadece masada kaldı. Ahmet iştahını zorlayarak yemek yerken, Elif soğuk bir şekilde çatalını bıraktı.
Ahmet, konuşmamız lazım, dedi Elif, çatalını masaya koyarak. Ne söyleyeceksin? Ahmet başını kaldırmadan Bu öğleden sonra her şeyi açıkça söyledim. Pozisyonum değişmedi.
Elinin pozisyonu ne? diye sordu Elif, hafif bir alayla. Bir yaşlı kadını sessizliğinle ve pasif saldırganlıkla rahatsız etmek mi? Bu bir pozisyon değil, kıskançlık.
Ahmet çatalını tabağa çarpıp yüksek bir ses çıkardı.
Kıskançlık! Bir hafta buraya getirip hiçbir şey olmamış gibi davranmak! Her an bir şey eksik, bir şey eleştiriyor. Bugün kapı, yarın nefesim çok gür! Bu hiç bitmez!
Fatma Hanım hiç bir şey demedi; sadece odasından çıkmak istemiyor gibiydi.
Tam da söylediğim gibi, dedi Elif, yavaşça masadan kalkarak, Seninle aynı hâle geldin. Sürekli memnuniyetsiz, sahte bir kusurla.
Ahmet bir an için gülümsedi, ama Elifin yüzündeki soğukluk bir anda dondu.
Anneni ne kadar aşağılayabilirsin, ama benim anneme bir kelime daha söyleyeceksen, seni evden çıkarırım. Seninle nezaket oyunu oynamam, canım.
Elif ona çok yakın eğildi, gözleri delip geçiyordu.
Burada yaşıyorsun. BENİM evimde. Yemeklerimi yiyorsun, benim aldığım yatağı kullanıyorsun. Şimdi sadece bir kiracısın, yerini unutmuş. Bir kelime daha, bir bakış daha anneme yönelirse eşyan, merdivende olacak. Anladın mı?
Ahmet gözleriyle bir şey söyleyemedi. Sessizliğin içinde, Elifin kararlı bakışıyla bir hakim kararını almaya çalıştığını hissetti.
Elif, çatal ve tabağı sessizce mutfak tezgâhına koydu, bulaşıkları yıkamaya başladı. Sıcak suyun sesi, süngerle çarpan seramik, alışılmış ev sesleri artık çığ gibi çınlıyordu. Bu bir sonun bildirisi, hayatının onun şartlarıyla devam edeceğinin işaretiydi.
Ahmet hareketsiz otururken, kendini bir misafir gibi hissetti; ev onun değil, Elifin mirasıydı.
Elif bulaşıkları kurutup ellerini kuruttu, ardından yatak odasına gitti. Birkaç dakika sonra battaniye ve yastığı oturma odasındaki kanepeye bıraktı, sanki bir köpek için yer yapar gibi. Ardından kapıyı kilitledi; kilit sesi bir silah patlaması gibiydi.
Gece uzun geçti; Ahmet kanepede uyuyamadan, tavanı izleyerek uyuyakaldı. Utanç, soğuk bir ateş gibi yanıyordu.
Sabah geldi, sessiz bir gerçeklikle. Elif kahve yerine papatya çayı hazırladı, iki fincana döktü. Birini annesine, birini Ahmete götürmek yerine, annesinin odasına götürdü; kapı gıcırtısı artık duyulmadı. Ahmet yalnız kaldı, bir sandalye önünde oturdu.
On dakikalık bir süre sonra Fatma Hanım, yorgun ve solgun bir şekilde odasından çıktı. Elif ona Anne, klinik için hazırlanıyoruz dedi, Ahmeti görmezden geldi.
Gün ortasında Fatma Hanım ve Elif tekrar döndü; elinde çay fincanı, Ahmetin yanına oturttu. Bu senin sinirlerin için, diyerek çay verdi. Ahmet çayı reddederek, Senin bu merhametin beni deli ediyor, diye bağırdı.
Elif bir kez daha sessizce oturdu, gözleri donuk bir buz gibi. Ahmetin öfkesi doruğa ulaşmış, bir anlık bir patlamayla Seni bir yük, bir küf, bir hiç dedi.
O an mutfakta bir sessizlik çöktü; Ahmet, bir haşere gibi ezilecek gibi bekledi. Elif, hiç bir tepki vermeden kapıya yöneldi, kilidi açıp kapıyı kapıya koydu: Çık.
Ahmet şaşkınlıkla, Ne? dedi.
Şimdi çık. Kıyafetlerinin içinde. Elifin sesi kesin ve kararlıydı.
Ahmet, bir kabusun içinde, kapıya doğru yürürken Elifin soğuk bakışı onu izledi. Kilidi çevirip, kapı dışarıyı açtı.
Geri döneceğim ve ikiniz de pişman olacaksınız! diye bağırdı. Elif kapıyı kapattı, kilidi iki kez çaldırdı, sabahın ilk ışıklarında yeni bir kilit taktırmak için telefonunu açtı. Ev sessizliğe büründü; ama bu sefer sessizlik, yanan bir toprak kadar derindi.
Bu olay, bize hatırlatıyor ki; sevgi ve saygı, bir evin temelini oluşturur; öfke ve kibir ise duvarları yıkar. Gerçek güç, başkalarını küçümsemek değil, birlikte yaşamayı öğrenmekte yatar.




