Orhan Bey, sizinle konuşabilir miyim? dedi kapının aralığından beliren sarı saçlı Aybüke. Her zamanki şımarıklığı ve yüksek sesiyle tanınan genç kadın, bu defa şüphe uyandıracak kadar kibar ve sakindi.
Ne istiyorsun? Orhan Bey, bilgisayarındaki işinden başını kaldırıp üvey kızına kaşlarının altından baktı.
Sizden büyük bir ricam olacak, diye konuştu Aybüke, Orhan Beyin davetini beklemeden odaya girip kapıyı kapattı ve karşısına oturdu.
Maaşını artırmam! dedi Orhan Bey sertçe, sanki Aybükenin ne için geldiğini biliyormuşçasına. İsteme bile! İşlerinle hiç başa çıkamıyorsun. Sürekli geç kalıyorsun, teslim tarihlerini hep geciktiriyorsun, beni ve diğerlerini zorluyorsun, üvey baba, Aybükenin sorumsuzluğu hakkında defalarca konuşmuştu. Genç kadının sürekli çalışanlarla tartışmasından, entrikalar çevirmesinden hoşlanmıyordu.
Aslında uzun süredir bu dik başlı kızı işten çıkarmak istiyordu, ama cesareti bir türlü yetmiyordu. Aybüke, Orhan Beyin hayata doyamadığı kadının kızıydı. Sedefle Orhan Bey on beş yıl evvel tanışmış ve evlenip mesut yaşamışlardı. Ta ki Sedefe kanser teşhisi konulana dek Kadın iki yıl önce vefat etmiş, şimdi Orhan Bey geri kalan tek hatırası gibi gördüğü dik başlı üvey kızına kol kanat germeye çalışıyordu.
Maaş işini çoktan anladım, diye homurdandı Aybüke. Benim size bambaşka bir ricam var.
Nedir o peki? Orhan Bey, kaşını kaldırıp öne eğildi, meraklandı.
Orhan Bey, Aybüke sesi titreyerek konuştu, annemin ölümünden sonra bana ne kadar zor olduğunu siz de biliyorsunuz. Dünyada beni seven ve destekleyen tek insan oydu
O yüzden miydi sürekli onu üzdüğün? Orhan Bey kaşlarını çattı. Sedef gerçekten kızını seviyordu ama Aybüke asla uslu bir evlat olmamış, annesini hep kaygılandırmış, üzmüştü. Bunu neden anlatıyorsun? Acındırmak için mi uğraşıyorsun? Hadi konunu söyle, vaktim az.
Orhan Bey, Aybüke sandalyede kıpırdanıp karar veremedi bir türlü, bana maddi olarak yardımcı olabilir misiniz? Kendi işimi yapmak istiyorum, ama eğitim için paraya ihtiyacım var.
Hayır, dedi Orhan Bey. Senin iş ahlakınla bırak iş kurmayı, okulu bile bitiremezsin. Sana kaç kere dedim: Aybüke, artık büyü! Ama hâlâ o asi gençsin.
Söz veriyorum, bana bu ilk adımda destek olursanız değişeceğim. Vallahi bıktım belirsizlikten. Ben de herkes gibi yaşamak istiyorum; çalışmak, kariyer yapmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak istiyorum
Hımm, Orhan Bey burun çekti, üvey kızına tuhaf bir bakış attı, huzursuzlandı. Yoksa hayatında biri mi var? Bir sevgili?
Kimse yok, elini salladı Aybüke. Olsa burada ne işim var. Hayatta bir yol arkadaşı olunca insanın işi kolay olurdu.
O konuda haklısın Ama yol arkadaşları da çeşit çeşit. dedi ve parmaklarıyla masaya vurmaya başladı. Sanki bir şey diyecek de cesaretini bulamıyordu. Bil bakalım, sana bir teklifim var. Kabul edersen bundan sonra refah içinde yaşarsın.
Teklif mi? dedi Aybüke şaşkınlıkla, babasının ima ettiği şeyi anlamadı.
Sana para vermeye razıyım, ama bir şartla, Orhan Bey gizemli bir gülümsemeyle sandalyeye yaslandı.
Ne şartı? Aybükenin yüzünde gerilim oluştu. Hayalindeki en tuhaf rüyada bile böyle bir teklifle karşılaşacağını düşünmezdi.
Benimle evlen, sana hayal ettiğin her şeyi vereceğim, bu acayip cümleyi kurarken parmaklarını ördü, iş kadını bakışını attı üvey kızına.
Sizinle evlenmek mi?! Aybüke önce donup kaldı, sonra şaka sandı, kahkaha attı. Vay be Orhan Bey! Bunu üvey kızınıza şaka yapmak için mi söylediniz?
Neden şaka ettiğimi düşündün? dedi adam, beklemediği tepkiye kızarak sertçe baktı Aybükeye. Ve o anda Aybüke, Orhan Beyin ciddiyetini fark etti. Yaş farkımızı geç, ikimiz de yetişkiniz. Birlikte mutlu olabiliriz.
Mutlu mu?! Babam oluyorsunuz siz bana! Neden ben?! Aybükenin sesi yükseldi. Orhan Bey kırk beş yaşında olmasına rağmen bakımlıydı, genç gösteriyordu ama genç kadın onu ciddiye alamıyordu. Ayrıca, neden o kadar kadın varken kendiyle evlenmek istediğini anlamıyordu.
Benim büyük bir şirketle anlaşma yapmam gerekiyor, biliyorsun. O şirketin kuralları gereği sözleşme için evli olmam şart. Onların gözünde aile kurmuş olmak güven demek.
Peki neden ben? Başka biriyle evlenemez miydiniz?
Bir; sen yıllardır tanıdığım birisin, anneni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. İki; aramızda bu işin sahte olduğunu kimseye anlatmazsın. Üç; sen de paraya ihtiyacındasın. Evlendiğimizde sana bir iş kuracağım, Orhan Bey ciddiyetle konuştu, adeta iş ortağına dönmüştü.
Yani tamamen göstermelik mi olacak? Hiçbir ilişki, yakınlık yok? dedi Aybüke, öfkesini sindirip.
Sadece şeklen. Peki, ne diyorsun? diye sordu Orhan Bey.
Düşünmem lazım.
Düşün, dedi Orhan Bey ve çıkışı işaret etti.
Aybüke odadan çıktığında, Orhan Bey bir anlığına bu işin ne kadar tehlikeli olduğuna dair bir pişmanlık hissetti. Aybükenin hırçınlığına ne kadar alışkın olsa da böyle bir teklifi kabul edebileceğini, belki de nikah günü kaçacağını düşündü. Ama artık geriye dönmek mümkün değildi.
Aybüke hiçbir zaman üvey babasını bir adam olarak düşünmemişti. Ama onu asla gerçek babası gibi de görmemişti. Orhan Bey onu evlat edinmemişti de zaten. İkisi de birbirine mesafeliydi, nadiren konuşurlardı.
O günden sonra Aybüke’nin zihninde bir şeyler değişti. Orhan Beye farklı gözle bakmaya başladı. Adam çekici ve karizmatikti. En büyük avantajı ise zengin olmasıydı
Ve sonunda Aybüke teklifi kabul etti. Sadece nikah kıyacaklar, ama ayrı evlerde yaşayacaklardı.
Düğünden hemen sonra Orhan Bey vaadini tuttu. Geniş bir daire, iş kurması için birikim, üniversiteye kaydı için ödeme yaptı, tüm ihtiyaçlarını karşıladı.
Aybüke de sözlerini yerine getirdi. Görünürde mutlu bir çift olarak iş görüşmelerine birlikte katıldılar.
O koşturmacalı, başına buyruk hayatını geride bırakıp gözle görülür biçimde ciddileşti Aybüke. Orhan Beye artık bambaşka gözle bakıyordu: Akıllı, ilgili, cömertti. Her seyahatte birlikte olmaktan biraz daha hoşlanıyordu, ayrılmak istemiyordu. Şimdi, annesinin bu adamı neden sevdiğini anlar gibi oldu.
Bir yıl boyunca Aybüke, kararından hiç pişman olmadı.
Bir sene sonra, aynı evde yaşamamış olmalarına rağmen, boşanmaya karar verdiler. Orhan Bey istediği anlaşmayı yapmış, artık örnek aile babası rolüne ihtiyacı kalmamıştı. Fakat aralarındaki ilişki ciddi şekilde değişmişti. Orhan Bey artık üvey kızını şımarık bir kız olarak değil, olgun bir kadın olarak göremeye başlamıştı. Aybüke ise eskiden dayanamadığı bu adamı yavaş yavaş benimsiyordu.
Teşekkür ederim, artık kendi yoluna devam edebilirsin, dedi Orhan Bey. Söz verdiğim gibi, artık özgürsün.
Gerçekten boşanmak istiyor musun? Aybüke birden, Zeytinburnu Nikah Dairesi önünde sordu.
Ya sen istemiyor musun? Orhan Bey ona baktı, gözlerinde hüzün gördü.
Hayır, istemiyorum, dedi içtenlikle Aybüke.
Ben de istemiyorum, dedi Orhan Bey gülümseyerek. Sonra onu kendine çekip ciddi bir ifadeyle baktı. Ama benimle kalacaksan, bu defa gerçekten karım olacaksın.
Kabul ediyorum.
Nikah dairesinin kapısında, kararları değişti; birlikte yeniden başlama kararı aldılar.
Çıkar İçin Evlilik – Zoraki Birliktelik mi, İkinci Bahar mı? İnatçı Üvey Kız İle Soğukkanlı Patronun Sıradışı Yolculuğu




