Sabah, Mehmet Sabri Beyin durumu daha da kötüleşti. Nefes almakta zorluk çekiyordu.
Barış, hiçbir şey istemiyorum. Ne sizin ilaçlarınız, ne başka bir şey Sadece bir ricam var; Arkadaşla vedalaşmama izin ver. Lütfen. Şu her şeyi çıkar benden
Adam, serumlara doğru başıyla işaret etti.
Böyle ayrılamam Anlıyor musun, ayrılıp gidemem
Yanağından bir damla yaş süzüldü. Barış biliyordu; eğer her şeyi çıkarırsa, muhtemelen kapıya kadar bile götüremeyecekti.
Odaya tüm koğuş doluştu.
Barış, bir çaresi yok mu bunun? Olmaz böyle
Anlıyorum ben Ama burası hastane, her yer steril.
Boşver şimdi onları Bak, adam rahatça gidemiyor.
Olan biteni gayet iyi biliyordu ama elinden ne gelirdi? Barış ayağa kalktı. Belki de elinden her şey gelirdi. Boş versin tartışmayı, babasının şirketini de boş versin. Kovacaklarsa kovsunlar Birden arkasını döndü ve Elifle göz göze geldi. Gözlerinde hayranlık vardı.
Barış aceleyle dışarı fırladı.
Arkadaş, bak senden rica ediyorum; sakince gel, kimseye belli etmeden. Hadi, hadi sahibinin yanına
Kapıyı açmıştı ki, yolu birisi kapattı. Önünde Sema Hanım duruyordu.
Bu da ne şimdi?
Sema Hanım, ne olur Beş dakika Vedalaşsınlar yeter. Anlıyorum her şeyi, isterseniz sonra kovun beni.
Kadın bir süre sustu. Kim bilir o anda aklından neler geçti. Sonra bir adım yana çekildi.
Tamam. Madem öyle, beni de kovsunlar.
Arkadaş, çabuk ol!
Barış, Arkadaşla birlikte koridorda koşmaya başladı. Elif önceden kapıyı açtı. Köpek, sanki bir şeyler hissetmişçesine iki hamlede odanın önüne vardı bir sıçrayışta da hasta yatağının başucundaydı. Odaya derin bir sessizlik çöktü. Mehmet Sabri Bey gözlerini açtı. Elini kaldırmaya çalıştı, ama başaramadı. Serumlar engel oluyordu. Diğer eliyle bir çırpıda hepsini söktü.
Arkadaş! Sen geldin
Köpek, başını Mehmet Sabri Beyin göğsüne yasladı. O da Arkadaşı okşadı. Bir, iki Yüzünde bir tebessüm oluştu Tebessüm öylece yüzünde donup kaldı. Eli yana düştü. Birisi köpek ağlıyor dedi.
Barış yatağa yaklaştı. Gerçekten, Arkadaşın gözlerinden yaşlar akıyordu.
Tamam, gidelim Yavaşça
***
Barış, bahçedeki küçük tahta çitin üstüne oturdu. Arkadaş, çalılıklara girip orada uzandı. Koğuşun eski sakini, bir zamanlar köftelerini ilk paylaşan adam yanına yaklaştı, sigara uzattı. Barış ilk başta içmiyorum diyecekti; sonra vazgeçti, aldı ve yaktı.
Yanına Elif geldi. Gözleri kızarmış, burnu şişmişti.
Elif Bugün benim son günüm.
Neden?
Başta ceza olarak gelmiştim buraya Sonra babama göstermek için kaldım. Şirketi bana bırakacaktı. Ama mesele şirkette değilmiş. Dayanamıyorum. Eve döneceğim. Açıkça söyleyeceğim: Senin oğlun beceriksiz biriymiş. Affet Elif
Barış oradan ayrıldı. İstifa dilekçesini yazıp odasını topladı. Elif, camdan onu izledi; Barış, gri Mercedesini kapıya park etti, indi. Kapıdan çıkmadan önce Arkadaşa bir şeyler fısıldadı, sonra arabasına dayandı, bekledi. Köpek, birkaç dakika sonra yanına geldi. Uzun uzun Barışın gözlerine baktı; sonra sessizce arabaya atladı.
Elif yeniden ağladı.
Sen beceriksiz değilsin! Sen en iyisisin!
***
Bir iki gün sonra Elif, başhekimin yanında Barışa çok benzeyen bir adamı fark etti. Merdivenlerden yıldırım gibi inip dışarı çıktı.
Siz Barışın babası mısınız?
Başhekim şaşkınca bakakaldı.
Elif, ne oluyor?
Bir dakika, Serkan Bey, sonra isterseniz kovun beni! Siz misiniz onun babası?
Vahit Bey de, küçük çilli kızı şaşkınlıkla süzdü.
Evet, benim.
Sakın! Sakın Barışın beceriksiz biri olduğunu düşünmeyin! Barış en iyisi, en cesuru! O, kimsenin cesaret edemediğini yaptı, birini ölüm döşeğinde dostuyla vedalaştırdı! Onun yüreği de vicdanı da var!
Elif arkasını döndü, hastane binasına girdi.
Vahit Bey gülümsedi.
Gördün mü bunu?
Serkan Bey yanıtladı:
Bununla ne yapmalı şimdi? Kız iyi biri ama her zaman gerçeği yüzüne istiyor!
Fena mı yani?
Her zaman iyi olmaz
***
Üç yıl geçti.
Güzel büyük bir evin kapısından koca bir aile çıktı. Barış bebek arabasını itiyordu, Elifin elinde ise kocaman, pırıl pırıl bir köpek vardı. Nehre kadar yürüdüler, Elif köpeğin tasmasını bırakınca, Arkadaş dev adımlarla ırmağa koştu.
Bir iki dakika sonra bebek arabasında bebek ağlamaya başladı. Arkadaş hemen aynı hızla geri döndü, arabanın yanına geldi.
Elif güldü.
Barış, sanırım bize bakıcı gerekmeyecek. Hayrola, neden böyle geldin? Sadece Suna emziğini düşürdü.
Bebek tekrar uykuya daldı, Arkadaş arabanın içine iyice bakıp her şeyin yolunda olduğundan emin olunca tekrar bir kelebeğin peşine koştuBarış eğilip Sunanın emziğini yerden aldı, Arkadaşa minnetle baktı. Köpeğin yumuşak burnu, bebek arabasına uzanınca Suna birden sustu, minik parmakları tüylere sarıldı. Elifin gözleri bu sahnede yine hafifçe doldu ama bu defa gözyaşları ne hüzne ne ayrılığa aittisadece huzura ve mutluluğa.
Bir an boyunca üçü, nehrin kenarındaki ağaçların gölgesinde, birbirlerine bakarak sustular. Barış, Arkadaşın başını okşadı. Bazen, dedi usulca, hayatta asıl başarı, kalbinin sesini dinlemektir. Elif onun elini tuttu, bebek hafifçe mırıldandı.
Irmak boyunca bir serin rüzgar esti. Yeni umutlar gibi tertemiz. Barış, Elif ve Arkadaş, bebek arabasının yanında nehrin kıvrımında yürümeye devam ettiler; adımları birlikte, içlerindeki sevgiyle ritmini bulmuştu. Belki dünya tümden değişmemiştiama onlar birbirlerinin dünyasını değiştirmişlerdi.
Arkadaş havladı, bebek güldü. Ve Barış, Elifin elini bırakmadan, Arkadaşın yanında, bebeklerinin gülüşüyle dolu bu yeni hayatta, sonunda, ait olduğu yerde olduğunu hissetti.
Gökyüzünde bulutlar, nehrin üzerinde yavaşça yol alırken, hayatta gerçek veda yerine, güzel bir merhaba başlamıştı.




