Deja Vu
Hep mektup beklerdi. Hep. Küçüklüğünden beri, bütün hayatı boyunca.
Adresler değişirdi; ağaçlar küçülür, insanlar uzaklaşır, beklentiler ise sessizleşirdi.
O ise kimseye güvenmez, hiçbir şey beklemezdi. Dışarıdan bakınca sıradan, sağlam yapılı bir adamdı. İşine gider, sonra evde köpeğiyle vakit geçirirdi. Yalnız ya da dört ayaklı dostuyla seyahatlere çıkardı.
Genç kız sevimliydi; kocaman, hüzünlü gözleri vardı. Bir gün biri ona sormuştu:
Evin dışında olmazsa olmazın nedir?
Gülümseme! diye yanıtlamıştı; yanağındaki gamzeler söze kuvvet getirmişti.
Kendini bildi bileli hep erkek çocuklarla arkadaştı. Mahallede ona etekli korsan derlerdi. Yine de onun yalnızken oynadığı bir oyunu vardı: Anne rolüne bürünür, çok çocuğu, iyi kalpli bir eşi ve etrafını saran yemyeşil bir bahçeleri olan kocaman, huzurlu bir evleri olurdu hayalinde.
Adam spor olmadan bir hayat düşünemezdi. Garajda bir kutunun içinde kupalar, madalyalar, belgeler saklanırdı. Niye sakladığını bilmezdi. Belki de ana-babasına olan hürmetten; zira onlar oğullarıyla hep gurur duyardı. Onları bir gün onlarla paylaşacaktı. Birincilik onlar için kazanılmazdı; o, sürecin kendisini severdi. Son güce kadar, tüm terini akıtana kadar, yorgunluktan sonra yeniden kalkmak, yeni bir dalgayla nefes almak isterdi.
Genç kız yedi yaşında iken annesiyle babasını kaybetmişti. Küçük kardeşiyle ayrı yurtlara yerleştirmişlerdi. Zor günlerin ardından kendi mücadeleleri, sevinç ve acılarıyla büyüdüler. Artık iki kardeş, İstanbulda karşılıklı apartmanlarda, eski ama sıcak sokakların, renkli avluların ve pazarların bulunduğu bir mahallede yaşıyorlardı. En iyi, hatta tek gerçek dostları da yine birbirleriydi.
Bir gün, öyle huzursuz bir gündü Onun nöbeti bitmişti. Otobüs garajının içinden geçiyordu. Arkasından koşan yaşlı şoför Niyazi Amca ona teşekkür etti, evden getirdiği börekler için sıkıca sarıldı.
Evde biraz uyu, emi kızım!
Vakit bulurum, dert etme, deyip yanağına kondurduğu öpücükle hızla arabasına yöneldi.
Ahh diye içini çekti peşinden Niyazi Amca.
Bayramlarda ikisini genelde aynı ekibe koyarlardı. Böyle günlerde çoğu, hatta doktorlar bile çalışmak istemezdi. Ekibinde iki adam daha vardı. Ama bu kadınla araları iyi değildi. Genç kadın ise, temiz ve bakımlı görünmeyi severdi; inanırdı ki doktorun yüzü gülerse etraf da güzelleşirdi.
Adam arabasını hızlı sürdü. Bagajdaki kutuda spor kupaları zıplıyor, arka koltukta Aslan adlı köpek huzursuzca mızıldanıyordu. Babası yeni yılı beraber karşılamalarını önermişti. O da aynı gün kutusunu arabasına aktarmıştı. Bu sefer yılbaşında çalışmayacak olmanın sevincini yaşıyordu; üstelik antrenörlük işini severdi, ama ailesiyle nadiren görüşmekse ona içten bir hüzün veriyordu. Yılbaşından birkaç gün önce, sabahın erken saatlerinde telefonu çaldı.
Anneniz rahatsızlandı, dedi babası, sesi titriyordu. Emekli bir subay olan vakur babası bile heyecanına engel olamamıştı. Anne ve babasının gençliğinden beri karşılıklı bakışlarında o aşkı gören oğlan, o bakışlarda hep bir sır olduğunu düşünürdü; o parıltı gözlerinde eksik olmazdı…
Genç kız yorgunca gülümsedi. Hep yılbaşı öncesi çeşit çeşit börek yapar, nöbetten sonra dostlarına, şehirde farklı adreslere dağıtırdı. O gün nöbet odasında fırsat bulup biraz uyuyabilmişti. Yoksa Niyazi Amca direksiyon başına geçmesine izin vermez, kendisi götürürdü onu, kızın utangaç tebessümüne çocuk gibi sevinirdi.
Evinin on kilometre kadar uzağındaydı. Birden kar fırtınası bastırdı. Birkaç saat önce Aslanın arabaya binmek istemeyişini hatırladı; bagajdan gelen tıkırtılar, bitmeyen yolculuklar, hep yol
Anne, baba, ne olur dayan Sadece siz varsınız
Köpek hemen başını yaladı, sanki düşüncelerini okur gibi.
Affet dostum, seni unutmak olur mu!…
Kadın, arabanın motorunu kıstı. Lapa lapa kar hiç yeri değilken basmıştı. Bir börek daha kalmıştı. İki, üç kilometre sonra şehir dışı yol, hemen dönüşte bahçeli bir yazlık sitesi, en sevdiği hastasının evi var. O hanıma yaşlı denmezdi; yüzündeki ışıltıya bakınca o kelime yakışmazdı. Eşiyle birbirlerine sevgiyle bakarlar, gezmeyi çok severlerdi. Hiç şikâyet etmezlerdi. Belki de kendi anne-babası hayatta olsaydı, onlar da öyle olacaktı
Birdenbire, karanlık bir gölge… Beyazlığın içinde, tekerin önüne koştu.
Nereden çıktın sen köpek! Ormandan mı, yoksa birilerinden kaçtın mı?… Gözlerin ne güzel!… Boynuna neden kan bulaşmış?… Kazak ıslak Uykusuzum Aslan, dostum Neden bu kadar acıyor?… Anne, baba, geliyorum Karanlık
Niyazi Amca’ya ulaşmak mümkün olmadı. Torunları alıp gitmişti. Buralardan ambulans geçmezdi; kar yolu kapatmıştı.
Dayan aslanım, sabret… Köpeği de çıkaracağım, Allahım!…
Kadın, arabasını sürmeye hazırlanıyordu ki yanından gri bir araba fırtına gibi geçti.
Eve yetişmeye çalışıyor biri, diye geçirdi içinden. Birkaç dakika sonra gri araba takla atmış, hendekte duruyordu. Siyah bir köpek de birkaç metre ötede hareketsizdi ama belliydi ki nefes alıyordu.
Saat kaç oldu? diye düşündü sıcak suyun altında. Normalde sıcak duşu sevmezdi ama şimdi kaslarını ancak bu yumuşaklık gevşetebilirdi. Banyo zeminine oturdu, gözlerini kapadı. Bir uyusam…
Onu arabadan nasıl çıkardın, kız? Koskoca adamdı! Kardeşinin sesi kulağında çınladı. Kasları hafızasında o acıyı tazelemişti.
Erkeği ve iki köpeği arabasıyla hastaneye yetiştirdi. Yolda kardeşi yetişip yardım etti. Aynı gün, yazlık siteye dönüp böreği bırakmak istedi. Gri arabanın bagajından fırlayan kutuyu da yanına aldı, ne olur ne olmaz.
Belki o adam için kıymetlidir. Kimseye bir şey olmadı ya, o yeter. İyileşince kutusunu veririm, dedi.
Yaşlı hanımın eşi kapıyı telaşla açtı.
Bir şey mi oldu?
Hanım hastanede, ona gidiyorum. Oğlum gelmedi, ulaşamıyorum, dedi.
Kadın suskundu, boynunu hafifçe eğdi.
Sende bir sorun yok ya? Eline dokundu adam.
Sizi götüreyim mi? diye teklif etti genç kız.
Sessizce yol aldılar. Kar fırtınası dinmişti.
O kutu arka koltukta, senin mi bu?
Bir kaza oldu Bir adam, ormandan koşan köpeği ezmemek isterken arabası devrildi, bagajdan kutusu düştü…
Gri bir araba, içinde beyaz köpek mi vardı? Ormandan çıkan siyah köpek miydi diğeri? diye fısıldadı yaşlı adam.
Kadın arabayı yol kenarında durdurup, ona döndü. Emekli subay ellerini yumruk yaptı, yola baktı.
Oğlu kurtuldu Eşi de iyileşecek, dedi genç kız, ona sarıldı.
Kızım, sana böyle hitap edebilir miyim?
Tabi ki, gözlerindeki yaşları saklayamadı.
Hanım birkaç gecedir tuhaf bir rüya gördü, kara bir köpek Oğlumun köpeği beyazdır oysa. Nereden çıktı o siyah köpek?…
Adam ilk olarak gözleri düşündü, gözlerini açtığında Odanın köşesinde babası uykudaydı.
Anne Kaza Her şeyi hatırladı. Ve o gözleri
Yeni yılı Ocak ayının sonunda kutladılar. Annesi iyileşiyordu. Babası mutluydu. Aslan biraz aksıyordu ama kısa sürede düzelecekti. Spora dönmek gerekiyordu; çocukları yeni yarışlara hazırlamanın zamanıydı. Sürekli ailesinin yanında kalmıştı. Ve hâlâ o genç kız aklındaydı.
Evden çıkarken, çatı katından babası seslendi.
Baba, ne oldu?
Baba gülümseyerek, kutular dolusu madalya ve kupalara bakış attı.
Bunlar nereden geldi yahu komutanım? dedi oğul, gülerek.
Düşün bakalım! Ben Aslanı biraz gezdireceğim.
Genç kız, her zamankinden erken eve döndü o gün. Onu Dena bekliyordu. Dena, tanıdığı veterinerde kendine geldiğinde onu oradan almadan edememişti. Yoksa barınağa gidecekti. Dena tam siyah sayılmazdı; göğsünde kalp şeklinde beyaz bir leke vardı.
Genç kadın, apartmana girerken neredeyse bakmadan uzanıp posta kutusunu açtı. Kapatacakken, beyaz bir zarfı fark etti.
Mektupta şunlar yazıyordu:
Bu akşam uğrayacağım. Sağ ol, canım!
Aşk, pusula gibi, insanı hep yuvaya götürür.




