Déjà Vu: O Hep Her Zaman Mektup Bekledi. Çocukluğundan Beri. Hayatı Boyunca. Adresler Değişti. Ağaçlar Kısaldı, İnsanlar Uzaklaştı, Bekleyişleri Sessizleşti. O, Kimseye İnanmaz, Hiçbir Şeyi Beklemezdi. Dışarıdan Sıradan, Sağlam Bir Adamdı. İş, Evde Sadık Bir Köpek. Yalnız veya Dört Ayaklı Dostuyla Yolculuklar. O, Büyük Hüzünlü Gözleriyle Güzel Bir Kadındı. Biri Ona Bir Gün Sordu: – Evinizden Onsuz Çıkmayacağınız Neyiniz Var? – Gülümsemem! – dedi, yanaklarındaki gamzelerle doğruladı. Kendini Bildi Bileli, Daha Çok Erkek Çocuklarla Arkadaştı. Mahallede Ona “Etekli Korsan” Derlerdi. Yalnız Kaldığında Şöyle Bir Oyunu Vardı: Büyük ve Sıcak Bir Eve, İyi Bir Eşe, Çok Çocuğa Sahip Bir Anne Olmak, Evin Bahçesinde Rengarenk Çiçekler… O, Spor Olmadan Hayat Düşünmezdi. Garajdaki Kutuda Madalyalar, Kupalar, Sertifikalar. Neden Sakladığını Bilmezdi. Belki de Ailesine Saygıdan, Onlar Gurur Duyardı!… Hep Götürecekti Onlara. Birincilikleri Zafer İçin Değildi; Yarış Hazzı İçin, Son Gücüne, Son Damla Tere Kadar Yorulup, Sonra Yeniden Doğmak, Yeniden Güç Bulmak İçin… Onun Anne Babası Vefat Etti. Yedi Yaşındaydı. Kardeşiyle Farklı Yetimhanelere Verildiler. Öyle Büyüdüler; Mücadeleleriyle, Sevinçleriyle, Acılarıyla. Artık O Hayatlar Gerideydi. Şimdilerde, Karşılıklı Komşuydular; İstanbul’un Mütevazı Bir Semtinde. Sıcacık Sokaklarda, Renkli Bahçelerde, Pazar Yerlerinde. En Yakın, Tek Dostu, Kardeşinin Ailesi. Endişeli Bir Gündü… Onun Nöbeti Bitmişti. Otobüs Garajından Geçerken Veysel Amca Yetişti, Baba Gibi Sarıldı, Börek İçin Teşekkür Etti. – Evde Dinlen, Tamam mı Yavrucak?! – Yetişirim. – Dedi, el sallayıp yanağından öperek arabasına koştu. – Ahhh… – Ardından İç Geçirdi Ambulans Şoförü. Bayramlarda Genellikle Aynı Ekibe Düşerlerdi, Çünkü Kimse Böyle Günlerde Çalışmak İstemezdi, Doktorlar Dahil. Ekipte İki Erkek Daha Vardı. Kadın Meslektaşları Onu Pek Sevmezdi. O, Bakımlı ve Zarif Olmayı Severdi; Çünkü Doktorun Enerji ve Görüntüsünün Bütün Ortamı Değiştirdiğine İnanırdı. O, Arabayla Yola Koyuldu. Bagajdaki Kutuda Spor Madalyaları Zıplıyor, Arka Koltuktaki Köpek Huzursuzdu. Babasıyla Yılbaşını Beraber Karşılayacaklardı. O Günü, Madalya Kutusunu Arabaya Taşıdığı Gibi Heyecanla Bekliyordu. Bu Sefer Bayramda Çalışmayacaktı, Ama Antrenörlüğü Ve Çocukları Özlemişti. Birkaç Gün Kalmıştı Yeni Yıla Ki, Bir Sabah Babası Aradı: – Anneye Bir Şey Oldu. – Babasının Sesi Titriyordu. Emekli Albay Öyle Kolay Heyecanlanmazdı. Anne Babası Lise Çağından Beri Beraberdi, Hâlâ Genç Aşıklar Gibi Birbirine Bakarlardı. Gözlerindeki O Kıvılcım Her Zaman Onu Etkilerdi; Sanki Bir Sırları Vardı!… O, Yorgun Gülümsedi. Hep Yeni Yıl Öncesi Bir Sürü Börek Pişirir, Nöbet Sonrası Şehirdeki Akrabalar, Dostlar İçin Dağıtırdı. Bu Sefer Dinlenebildiği İçin Mutluydu, Yoksa Veysel Amca Direksiyon Bile Vermezdi. Anne Evine 10 Kilometre Kalasıya Kar Fırtınası Ansızın Patladı. Az Önce Köpeğin Arabaya Binmemek İçin Direttiğini Hatırladı, Bagajdan Gelen Kutunun Sesi, Sürekli Bitmeyen Yollar, Yolculuklar… – Anne, Baba, Dayanın… Sizin Dışınızda Kimsem Yok… Köpek, O An Başını Yaladı, Sanki Düşüncesini Okumuştu. – Affet, Dostum; Elbette Seni de Unutmadım!… O, Motoru Yavaşlattı. Tipi Hiç Vaktinde Gelmedi. Son Böreği Kaldi. İki-Üç Kilometre ve Arkada Kır Evi, Orada Sevgili Hastası Yaşayan Tatlı Teyze, Onun Eşi… Yaş Almışlar Ama Gözlerinde Işık… Neşeli, Gezgin Ruhlu Bir Çift. O Kadar Yakından Tanımasa, Onlara Anne Babası Derdi… Karanlık Bir Gölge. Arabanın Önünde Belirdi. Beyaz Tipinin İçinde. – Nereden Geldin Sen, Kara Köpek, Ormandan mı, Yoksa Başkasından mı Kaçtın? Güzel Gözlerin Varmış!… Niye Boynun Yapış Yapış?!… Islak Kazak… Uykum Geldi… Jack, Jack, Dostum… Neden Bu Kadar Acı?!… Anne, Ben Geliyorum, Baba, Az Kaldı… Karanlık… Veysel Amca’ya Ulaşılamadı. Torunlara Gitmişti. Hayır, Buraya Ambulans Giremez. Yol Kapandı. – Biraz Daha Dayan, Kardeşim… Ne Olur, Dayan, Çıkartacağım Seni… Allahım!… Orada Bir De Köpek Var… O, Yeniden Yola Koyulmuştu. Bir Gri Araç Geçip Gitti. – Biri Eve Yetişmeye Çalışıyor, – Diye Düşündü. Birkaç Dakika Sonra Gri Araba Ters Döndü, Şarampole Kaydı. Siyah Köpek Birkaç Metre İleride, Canlı Görünüyor. – Saat Kaç? – Kaynar Su Sevmezdi. Bugün Sıcak Duş Kurtarıcı. Titremesi Dindi. Banyoda Yere Oturdu. Gözünü Kapattı. Derin Bir Nefes Verdi. Azıcık Uyusam… – Nasıl Çıkardın O Koca Adamı Arabadan?! – Kafasında Erkek Kardeşinin Sesi. Kasları Sancıyla Kasıldı. Bedeninde O Ağrı Yeniden Uyandı. İki Köpekle Birlikte Yaralı Adamı Aracıyla Hastaneye Götürdü. Yolda Erkek Kardeşi Karşılayıp Yardım Etti. O Gün, Kır Evinin Olduğu Yere Dönüp Böreği Teslim Etti. Gri Arabanın Bagajından Düşen Kutuyu Yanına Aldı. – Belki O Çocuk İçin Değerlidir. Yeter ki Herkes Hayatta. Kendine Gelirse Veririm. Yaşlı Kadının Eşi Yorgun, Telaşlı Kapıyı Açtı. – Bir Şey mi Oldu? – Dayanamadı Sormaya. – Eşim Hastanede. Ona Gidiyorum. Oğlumdan Haber Alamadım, Ulaşamıyorum… O, Sessizce Başını Eğdi. – Siz İyi misiniz? – Adam Onun Elini Tuttu. – Sizi Ben Götüreyim? – Dedi Kadın. Yol Boyunca Sessizlik. Fırtına Dinmişti. – Arka Koltukta Bir Kutunuz Var, Dikkat Ettim. Nereden? – Dayanamayıp Sordu Albay. – Kaza Oldu. Bir Adam Ormandan Fırlayan Dogu Atlattı, Araç Ters Döndü, Kutusu Dışarı Savruldu… – Gri Araba, İçinde Beyaz Bir Köpek, Ormandan Çıkan Siyah Köpek… – Çok Sessiz Sordu Albay. Aracı Kenara Çekti, Adam Yola Baktı Yumruklarını Sıktı. – Oğlunuz Hayatta! Eşiniz de İyileşecek. – Sarıldı Ona. – Biliyor musun, Kızım… Sana Böyle Hitap Edebilir miyim? – Tabii ki! – Gözleri Dolu Dolu Oldu. – Eşim Günlerdir Kara Bir Köpek Görüyormuş Rüyasında. Oğlumun Beyaz Köpeği Vardı. Kara Köpek Nereden Çıktı!?… – Çok Güzel Gözleri Vardı. İnanılmaz. Hüzünlü… – Hastanede Gözlerini Açınca İlk Bunu Düşündü. Yanında Babası Uyukluyordu. – Annem. Kaza. – Her Şeyi Hatırladı. Ve O Kızın Gözlerini… Yeni Yılı Ocak Sonunda Kutladılar. Annesi İyileşiyordu. Babası Nihayet Rahatladı. Jack Biraz Topallasa da O da İyi Olacaktı. Onu İş Bekliyordu Artık. Çocukları Kamplara Hazırlamak Zorundaydı. Anne Baba Evinde Fazla Kaldı. Şehre Dönme Zamanı Gelmişti. Ama Aklı Hep O Kızdaydı… Evden Çıkarken, Çatı Penceresinden Babası Seslendi. – Baba, Yardım Edeyim mi? Babasının Gözlerinde Haylaz Bir Cesaret. Raflarda Spor Ödüllerini Gördü. – Vay… Bunlar Nereden, Sayın Albay?! – Gülümsedi Oğlu. – Düşün Bakalım!… Jack’i Dolaşıma Çıkaracağım. O, Bugün Eve Her Zamankinden Erken Dönüyordu. Çünkü Artık Dila Onu Bekliyordu. Onu Tanıdık Bir Veterinerden Kurtaramasa, Barınağa Gidecekti. Dila’nın Göğsünde Kalp Şeklinde Beyaz Bir Leke Vardı. Kadın Apartmana Girdi, Otomatik Olarak Posta Kutusunu Açtı. Kapatacakken, Beyaz Bir Zarf Göz Ucuna Takıldı. Mektupta: Bu Akşam Geleceğim. Teşekkür Ederim, Canım! yazıyordu. Aşk, Bir Pusula Gibi, Yolunu Bulmana Yardımcı Olur.

Deja Vu

Hep mektup beklerdi. Hep. Küçüklüğünden beri, bütün hayatı boyunca.
Adresler değişirdi; ağaçlar küçülür, insanlar uzaklaşır, beklentiler ise sessizleşirdi.

O ise kimseye güvenmez, hiçbir şey beklemezdi. Dışarıdan bakınca sıradan, sağlam yapılı bir adamdı. İşine gider, sonra evde köpeğiyle vakit geçirirdi. Yalnız ya da dört ayaklı dostuyla seyahatlere çıkardı.

Genç kız sevimliydi; kocaman, hüzünlü gözleri vardı. Bir gün biri ona sormuştu:
Evin dışında olmazsa olmazın nedir?
Gülümseme! diye yanıtlamıştı; yanağındaki gamzeler söze kuvvet getirmişti.

Kendini bildi bileli hep erkek çocuklarla arkadaştı. Mahallede ona etekli korsan derlerdi. Yine de onun yalnızken oynadığı bir oyunu vardı: Anne rolüne bürünür, çok çocuğu, iyi kalpli bir eşi ve etrafını saran yemyeşil bir bahçeleri olan kocaman, huzurlu bir evleri olurdu hayalinde.

Adam spor olmadan bir hayat düşünemezdi. Garajda bir kutunun içinde kupalar, madalyalar, belgeler saklanırdı. Niye sakladığını bilmezdi. Belki de ana-babasına olan hürmetten; zira onlar oğullarıyla hep gurur duyardı. Onları bir gün onlarla paylaşacaktı. Birincilik onlar için kazanılmazdı; o, sürecin kendisini severdi. Son güce kadar, tüm terini akıtana kadar, yorgunluktan sonra yeniden kalkmak, yeni bir dalgayla nefes almak isterdi.

Genç kız yedi yaşında iken annesiyle babasını kaybetmişti. Küçük kardeşiyle ayrı yurtlara yerleştirmişlerdi. Zor günlerin ardından kendi mücadeleleri, sevinç ve acılarıyla büyüdüler. Artık iki kardeş, İstanbulda karşılıklı apartmanlarda, eski ama sıcak sokakların, renkli avluların ve pazarların bulunduğu bir mahallede yaşıyorlardı. En iyi, hatta tek gerçek dostları da yine birbirleriydi.

Bir gün, öyle huzursuz bir gündü Onun nöbeti bitmişti. Otobüs garajının içinden geçiyordu. Arkasından koşan yaşlı şoför Niyazi Amca ona teşekkür etti, evden getirdiği börekler için sıkıca sarıldı.
Evde biraz uyu, emi kızım!
Vakit bulurum, dert etme, deyip yanağına kondurduğu öpücükle hızla arabasına yöneldi.
Ahh diye içini çekti peşinden Niyazi Amca.

Bayramlarda ikisini genelde aynı ekibe koyarlardı. Böyle günlerde çoğu, hatta doktorlar bile çalışmak istemezdi. Ekibinde iki adam daha vardı. Ama bu kadınla araları iyi değildi. Genç kadın ise, temiz ve bakımlı görünmeyi severdi; inanırdı ki doktorun yüzü gülerse etraf da güzelleşirdi.

Adam arabasını hızlı sürdü. Bagajdaki kutuda spor kupaları zıplıyor, arka koltukta Aslan adlı köpek huzursuzca mızıldanıyordu. Babası yeni yılı beraber karşılamalarını önermişti. O da aynı gün kutusunu arabasına aktarmıştı. Bu sefer yılbaşında çalışmayacak olmanın sevincini yaşıyordu; üstelik antrenörlük işini severdi, ama ailesiyle nadiren görüşmekse ona içten bir hüzün veriyordu. Yılbaşından birkaç gün önce, sabahın erken saatlerinde telefonu çaldı.
Anneniz rahatsızlandı, dedi babası, sesi titriyordu. Emekli bir subay olan vakur babası bile heyecanına engel olamamıştı. Anne ve babasının gençliğinden beri karşılıklı bakışlarında o aşkı gören oğlan, o bakışlarda hep bir sır olduğunu düşünürdü; o parıltı gözlerinde eksik olmazdı…

Genç kız yorgunca gülümsedi. Hep yılbaşı öncesi çeşit çeşit börek yapar, nöbetten sonra dostlarına, şehirde farklı adreslere dağıtırdı. O gün nöbet odasında fırsat bulup biraz uyuyabilmişti. Yoksa Niyazi Amca direksiyon başına geçmesine izin vermez, kendisi götürürdü onu, kızın utangaç tebessümüne çocuk gibi sevinirdi.

Evinin on kilometre kadar uzağındaydı. Birden kar fırtınası bastırdı. Birkaç saat önce Aslanın arabaya binmek istemeyişini hatırladı; bagajdan gelen tıkırtılar, bitmeyen yolculuklar, hep yol
Anne, baba, ne olur dayan Sadece siz varsınız

Köpek hemen başını yaladı, sanki düşüncelerini okur gibi.
Affet dostum, seni unutmak olur mu!…

Kadın, arabanın motorunu kıstı. Lapa lapa kar hiç yeri değilken basmıştı. Bir börek daha kalmıştı. İki, üç kilometre sonra şehir dışı yol, hemen dönüşte bahçeli bir yazlık sitesi, en sevdiği hastasının evi var. O hanıma yaşlı denmezdi; yüzündeki ışıltıya bakınca o kelime yakışmazdı. Eşiyle birbirlerine sevgiyle bakarlar, gezmeyi çok severlerdi. Hiç şikâyet etmezlerdi. Belki de kendi anne-babası hayatta olsaydı, onlar da öyle olacaktı

Birdenbire, karanlık bir gölge… Beyazlığın içinde, tekerin önüne koştu.
Nereden çıktın sen köpek! Ormandan mı, yoksa birilerinden kaçtın mı?… Gözlerin ne güzel!… Boynuna neden kan bulaşmış?… Kazak ıslak Uykusuzum Aslan, dostum Neden bu kadar acıyor?… Anne, baba, geliyorum Karanlık

Niyazi Amca’ya ulaşmak mümkün olmadı. Torunları alıp gitmişti. Buralardan ambulans geçmezdi; kar yolu kapatmıştı.
Dayan aslanım, sabret… Köpeği de çıkaracağım, Allahım!…

Kadın, arabasını sürmeye hazırlanıyordu ki yanından gri bir araba fırtına gibi geçti.
Eve yetişmeye çalışıyor biri, diye geçirdi içinden. Birkaç dakika sonra gri araba takla atmış, hendekte duruyordu. Siyah bir köpek de birkaç metre ötede hareketsizdi ama belliydi ki nefes alıyordu.

Saat kaç oldu? diye düşündü sıcak suyun altında. Normalde sıcak duşu sevmezdi ama şimdi kaslarını ancak bu yumuşaklık gevşetebilirdi. Banyo zeminine oturdu, gözlerini kapadı. Bir uyusam…

Onu arabadan nasıl çıkardın, kız? Koskoca adamdı! Kardeşinin sesi kulağında çınladı. Kasları hafızasında o acıyı tazelemişti.

Erkeği ve iki köpeği arabasıyla hastaneye yetiştirdi. Yolda kardeşi yetişip yardım etti. Aynı gün, yazlık siteye dönüp böreği bırakmak istedi. Gri arabanın bagajından fırlayan kutuyu da yanına aldı, ne olur ne olmaz.
Belki o adam için kıymetlidir. Kimseye bir şey olmadı ya, o yeter. İyileşince kutusunu veririm, dedi.

Yaşlı hanımın eşi kapıyı telaşla açtı.
Bir şey mi oldu?
Hanım hastanede, ona gidiyorum. Oğlum gelmedi, ulaşamıyorum, dedi.

Kadın suskundu, boynunu hafifçe eğdi.
Sende bir sorun yok ya? Eline dokundu adam.
Sizi götüreyim mi? diye teklif etti genç kız.
Sessizce yol aldılar. Kar fırtınası dinmişti.
O kutu arka koltukta, senin mi bu?
Bir kaza oldu Bir adam, ormandan koşan köpeği ezmemek isterken arabası devrildi, bagajdan kutusu düştü…
Gri bir araba, içinde beyaz köpek mi vardı? Ormandan çıkan siyah köpek miydi diğeri? diye fısıldadı yaşlı adam.

Kadın arabayı yol kenarında durdurup, ona döndü. Emekli subay ellerini yumruk yaptı, yola baktı.
Oğlu kurtuldu Eşi de iyileşecek, dedi genç kız, ona sarıldı.

Kızım, sana böyle hitap edebilir miyim?
Tabi ki, gözlerindeki yaşları saklayamadı.
Hanım birkaç gecedir tuhaf bir rüya gördü, kara bir köpek Oğlumun köpeği beyazdır oysa. Nereden çıktı o siyah köpek?…

Adam ilk olarak gözleri düşündü, gözlerini açtığında Odanın köşesinde babası uykudaydı.
Anne Kaza Her şeyi hatırladı. Ve o gözleri

Yeni yılı Ocak ayının sonunda kutladılar. Annesi iyileşiyordu. Babası mutluydu. Aslan biraz aksıyordu ama kısa sürede düzelecekti. Spora dönmek gerekiyordu; çocukları yeni yarışlara hazırlamanın zamanıydı. Sürekli ailesinin yanında kalmıştı. Ve hâlâ o genç kız aklındaydı.

Evden çıkarken, çatı katından babası seslendi.
Baba, ne oldu?
Baba gülümseyerek, kutular dolusu madalya ve kupalara bakış attı.
Bunlar nereden geldi yahu komutanım? dedi oğul, gülerek.
Düşün bakalım! Ben Aslanı biraz gezdireceğim.

Genç kız, her zamankinden erken eve döndü o gün. Onu Dena bekliyordu. Dena, tanıdığı veterinerde kendine geldiğinde onu oradan almadan edememişti. Yoksa barınağa gidecekti. Dena tam siyah sayılmazdı; göğsünde kalp şeklinde beyaz bir leke vardı.

Genç kadın, apartmana girerken neredeyse bakmadan uzanıp posta kutusunu açtı. Kapatacakken, beyaz bir zarfı fark etti.

Mektupta şunlar yazıyordu:
Bu akşam uğrayacağım. Sağ ol, canım!
Aşk, pusula gibi, insanı hep yuvaya götürür.

Rate article
Lifequest
Déjà Vu: O Hep Her Zaman Mektup Bekledi. Çocukluğundan Beri. Hayatı Boyunca. Adresler Değişti. Ağaçlar Kısaldı, İnsanlar Uzaklaştı, Bekleyişleri Sessizleşti. O, Kimseye İnanmaz, Hiçbir Şeyi Beklemezdi. Dışarıdan Sıradan, Sağlam Bir Adamdı. İş, Evde Sadık Bir Köpek. Yalnız veya Dört Ayaklı Dostuyla Yolculuklar. O, Büyük Hüzünlü Gözleriyle Güzel Bir Kadındı. Biri Ona Bir Gün Sordu: – Evinizden Onsuz Çıkmayacağınız Neyiniz Var? – Gülümsemem! – dedi, yanaklarındaki gamzelerle doğruladı. Kendini Bildi Bileli, Daha Çok Erkek Çocuklarla Arkadaştı. Mahallede Ona “Etekli Korsan” Derlerdi. Yalnız Kaldığında Şöyle Bir Oyunu Vardı: Büyük ve Sıcak Bir Eve, İyi Bir Eşe, Çok Çocuğa Sahip Bir Anne Olmak, Evin Bahçesinde Rengarenk Çiçekler… O, Spor Olmadan Hayat Düşünmezdi. Garajdaki Kutuda Madalyalar, Kupalar, Sertifikalar. Neden Sakladığını Bilmezdi. Belki de Ailesine Saygıdan, Onlar Gurur Duyardı!… Hep Götürecekti Onlara. Birincilikleri Zafer İçin Değildi; Yarış Hazzı İçin, Son Gücüne, Son Damla Tere Kadar Yorulup, Sonra Yeniden Doğmak, Yeniden Güç Bulmak İçin… Onun Anne Babası Vefat Etti. Yedi Yaşındaydı. Kardeşiyle Farklı Yetimhanelere Verildiler. Öyle Büyüdüler; Mücadeleleriyle, Sevinçleriyle, Acılarıyla. Artık O Hayatlar Gerideydi. Şimdilerde, Karşılıklı Komşuydular; İstanbul’un Mütevazı Bir Semtinde. Sıcacık Sokaklarda, Renkli Bahçelerde, Pazar Yerlerinde. En Yakın, Tek Dostu, Kardeşinin Ailesi. Endişeli Bir Gündü… Onun Nöbeti Bitmişti. Otobüs Garajından Geçerken Veysel Amca Yetişti, Baba Gibi Sarıldı, Börek İçin Teşekkür Etti. – Evde Dinlen, Tamam mı Yavrucak?! – Yetişirim. – Dedi, el sallayıp yanağından öperek arabasına koştu. – Ahhh… – Ardından İç Geçirdi Ambulans Şoförü. Bayramlarda Genellikle Aynı Ekibe Düşerlerdi, Çünkü Kimse Böyle Günlerde Çalışmak İstemezdi, Doktorlar Dahil. Ekipte İki Erkek Daha Vardı. Kadın Meslektaşları Onu Pek Sevmezdi. O, Bakımlı ve Zarif Olmayı Severdi; Çünkü Doktorun Enerji ve Görüntüsünün Bütün Ortamı Değiştirdiğine İnanırdı. O, Arabayla Yola Koyuldu. Bagajdaki Kutuda Spor Madalyaları Zıplıyor, Arka Koltuktaki Köpek Huzursuzdu. Babasıyla Yılbaşını Beraber Karşılayacaklardı. O Günü, Madalya Kutusunu Arabaya Taşıdığı Gibi Heyecanla Bekliyordu. Bu Sefer Bayramda Çalışmayacaktı, Ama Antrenörlüğü Ve Çocukları Özlemişti. Birkaç Gün Kalmıştı Yeni Yıla Ki, Bir Sabah Babası Aradı: – Anneye Bir Şey Oldu. – Babasının Sesi Titriyordu. Emekli Albay Öyle Kolay Heyecanlanmazdı. Anne Babası Lise Çağından Beri Beraberdi, Hâlâ Genç Aşıklar Gibi Birbirine Bakarlardı. Gözlerindeki O Kıvılcım Her Zaman Onu Etkilerdi; Sanki Bir Sırları Vardı!… O, Yorgun Gülümsedi. Hep Yeni Yıl Öncesi Bir Sürü Börek Pişirir, Nöbet Sonrası Şehirdeki Akrabalar, Dostlar İçin Dağıtırdı. Bu Sefer Dinlenebildiği İçin Mutluydu, Yoksa Veysel Amca Direksiyon Bile Vermezdi. Anne Evine 10 Kilometre Kalasıya Kar Fırtınası Ansızın Patladı. Az Önce Köpeğin Arabaya Binmemek İçin Direttiğini Hatırladı, Bagajdan Gelen Kutunun Sesi, Sürekli Bitmeyen Yollar, Yolculuklar… – Anne, Baba, Dayanın… Sizin Dışınızda Kimsem Yok… Köpek, O An Başını Yaladı, Sanki Düşüncesini Okumuştu. – Affet, Dostum; Elbette Seni de Unutmadım!… O, Motoru Yavaşlattı. Tipi Hiç Vaktinde Gelmedi. Son Böreği Kaldi. İki-Üç Kilometre ve Arkada Kır Evi, Orada Sevgili Hastası Yaşayan Tatlı Teyze, Onun Eşi… Yaş Almışlar Ama Gözlerinde Işık… Neşeli, Gezgin Ruhlu Bir Çift. O Kadar Yakından Tanımasa, Onlara Anne Babası Derdi… Karanlık Bir Gölge. Arabanın Önünde Belirdi. Beyaz Tipinin İçinde. – Nereden Geldin Sen, Kara Köpek, Ormandan mı, Yoksa Başkasından mı Kaçtın? Güzel Gözlerin Varmış!… Niye Boynun Yapış Yapış?!… Islak Kazak… Uykum Geldi… Jack, Jack, Dostum… Neden Bu Kadar Acı?!… Anne, Ben Geliyorum, Baba, Az Kaldı… Karanlık… Veysel Amca’ya Ulaşılamadı. Torunlara Gitmişti. Hayır, Buraya Ambulans Giremez. Yol Kapandı. – Biraz Daha Dayan, Kardeşim… Ne Olur, Dayan, Çıkartacağım Seni… Allahım!… Orada Bir De Köpek Var… O, Yeniden Yola Koyulmuştu. Bir Gri Araç Geçip Gitti. – Biri Eve Yetişmeye Çalışıyor, – Diye Düşündü. Birkaç Dakika Sonra Gri Araba Ters Döndü, Şarampole Kaydı. Siyah Köpek Birkaç Metre İleride, Canlı Görünüyor. – Saat Kaç? – Kaynar Su Sevmezdi. Bugün Sıcak Duş Kurtarıcı. Titremesi Dindi. Banyoda Yere Oturdu. Gözünü Kapattı. Derin Bir Nefes Verdi. Azıcık Uyusam… – Nasıl Çıkardın O Koca Adamı Arabadan?! – Kafasında Erkek Kardeşinin Sesi. Kasları Sancıyla Kasıldı. Bedeninde O Ağrı Yeniden Uyandı. İki Köpekle Birlikte Yaralı Adamı Aracıyla Hastaneye Götürdü. Yolda Erkek Kardeşi Karşılayıp Yardım Etti. O Gün, Kır Evinin Olduğu Yere Dönüp Böreği Teslim Etti. Gri Arabanın Bagajından Düşen Kutuyu Yanına Aldı. – Belki O Çocuk İçin Değerlidir. Yeter ki Herkes Hayatta. Kendine Gelirse Veririm. Yaşlı Kadının Eşi Yorgun, Telaşlı Kapıyı Açtı. – Bir Şey mi Oldu? – Dayanamadı Sormaya. – Eşim Hastanede. Ona Gidiyorum. Oğlumdan Haber Alamadım, Ulaşamıyorum… O, Sessizce Başını Eğdi. – Siz İyi misiniz? – Adam Onun Elini Tuttu. – Sizi Ben Götüreyim? – Dedi Kadın. Yol Boyunca Sessizlik. Fırtına Dinmişti. – Arka Koltukta Bir Kutunuz Var, Dikkat Ettim. Nereden? – Dayanamayıp Sordu Albay. – Kaza Oldu. Bir Adam Ormandan Fırlayan Dogu Atlattı, Araç Ters Döndü, Kutusu Dışarı Savruldu… – Gri Araba, İçinde Beyaz Bir Köpek, Ormandan Çıkan Siyah Köpek… – Çok Sessiz Sordu Albay. Aracı Kenara Çekti, Adam Yola Baktı Yumruklarını Sıktı. – Oğlunuz Hayatta! Eşiniz de İyileşecek. – Sarıldı Ona. – Biliyor musun, Kızım… Sana Böyle Hitap Edebilir miyim? – Tabii ki! – Gözleri Dolu Dolu Oldu. – Eşim Günlerdir Kara Bir Köpek Görüyormuş Rüyasında. Oğlumun Beyaz Köpeği Vardı. Kara Köpek Nereden Çıktı!?… – Çok Güzel Gözleri Vardı. İnanılmaz. Hüzünlü… – Hastanede Gözlerini Açınca İlk Bunu Düşündü. Yanında Babası Uyukluyordu. – Annem. Kaza. – Her Şeyi Hatırladı. Ve O Kızın Gözlerini… Yeni Yılı Ocak Sonunda Kutladılar. Annesi İyileşiyordu. Babası Nihayet Rahatladı. Jack Biraz Topallasa da O da İyi Olacaktı. Onu İş Bekliyordu Artık. Çocukları Kamplara Hazırlamak Zorundaydı. Anne Baba Evinde Fazla Kaldı. Şehre Dönme Zamanı Gelmişti. Ama Aklı Hep O Kızdaydı… Evden Çıkarken, Çatı Penceresinden Babası Seslendi. – Baba, Yardım Edeyim mi? Babasının Gözlerinde Haylaz Bir Cesaret. Raflarda Spor Ödüllerini Gördü. – Vay… Bunlar Nereden, Sayın Albay?! – Gülümsedi Oğlu. – Düşün Bakalım!… Jack’i Dolaşıma Çıkaracağım. O, Bugün Eve Her Zamankinden Erken Dönüyordu. Çünkü Artık Dila Onu Bekliyordu. Onu Tanıdık Bir Veterinerden Kurtaramasa, Barınağa Gidecekti. Dila’nın Göğsünde Kalp Şeklinde Beyaz Bir Leke Vardı. Kadın Apartmana Girdi, Otomatik Olarak Posta Kutusunu Açtı. Kapatacakken, Beyaz Bir Zarf Göz Ucuna Takıldı. Mektupta: Bu Akşam Geleceğim. Teşekkür Ederim, Canım! yazıyordu. Aşk, Bir Pusula Gibi, Yolunu Bulmana Yardımcı Olur.