Yalnız bir yaşlı kadın sahipsiz bir köpeği beslerdi ve sonrasında olanlar onu tamamen şoke etti.
Bundan yıllar önce, Çorumun sisli dağlarının eteğindeki unutulmuş bir köyde, Ahmet Çelebinin torunu Gülten Hanım tek başına yaşıyordu. Küçük tahtalı evinin pencere pervazları pasla örtülü, bahçesi yabani otlarla dolu ve içinde derin bir sessizlik hâkimdi. Kocası vefat ettikten ve çocukları büyük şehirlere gittiği için hayatı çay, örgü, bahçe işleri ve akşam radyo programlarıyla tekdüzey bir döngüye bürünmüştü.
Bir sonbahar akşamı, gökyüzü koyu gri bulutlarla örtülmüş, sararmış yapraklar yanmış mektuplar gibi yere düşerken, bahçe duvarının arkasında gölgeli bir figür gördü. Bu, incecik, kirli, kaburgaları belli belirsiz köpekçik, gözlerinde insanî bir çaresizlik taşıyordu. Havlamaz, hırıltı yapmaz, sadece gözleriyle bakardı.
Gülten Hanım ona bir tabak soğuk su ve bir dilim salam verdi. Köpek özenle yedi, ardından uzaklaştı. Ertesi gün yine geldi, bir gün daha, bir gün daha Ona Baran adını verdi; ne asil bir hanedan ne de bir sokak köpeği gibi görünse de, yüreğinde bir aristokratın sıcaklığı vardı.
Gün be gün köpek ona güvenmeye başladı; kuyruğunu savurur, eline sürünür, hatta çeşmeye kadar eşlik ederdi. Bir gece, yüksek bir havlama duydu. Çıkıp bahçeye baktı; Baran çardak etrafında çılgınca koşuyordu. Yaklaştığında bir ses duydu; birinin içeri girdiğini fark etti. Elindeki feneri yakıp kapıyı araladı ve neredeyse bayılacak kadar şaşırdı. İçeride, kirli, kırılgan bir ceket giymiş, gözleri korkuyla dolu bir çocuk oturuyordu.
Lütfen, beni dövme diye fısıldadı çocuğun sesi.
Çocuk, kötü tutumlu bir yetimhaneden kaçtığını, zalim bir bakıcıdan kaçtığını anlattı. Baran, ormanda çocuğu bulmuş, bulduğu bir şeyiyle beslemiş, sıcaklığını ona vermiş ve onu Gülten Hanımın yanına getirmişti.
Gülten Hanım çocuğu hemen sakladı. Komşular, havlamadan ve fener ışığından şikayet ederek polis çağırdığında, hemen teslim etmedi. Bölgedeki tek polis memuruyla konuşunca, çocuğun uzun süredir kayıp olduğunu ve zalim bakıcısının işine son verildiğini öğrendi. Çocuk yeni bir aileye verildi, ancak gitmeden önce sessizce:
Şimdi siz benim büyükannemsiniz Bana mektup yazar mısınız? dedi.
Baran ise artık bahçenin efendisi olmuştu; sahibi artık bir köpek değildi.
O günden sonra Gülten Hanımın hayatı yeniden bir aileye kavuşmuş gibi hissetti; Baran, her hafta gelen torun mektupları ve köpeğin kuyruğu gibi dönen hayat çarkı ona beklenmedik mutlulukları hatırlattı. Şimdi bir zamanlar o soğuk kış akşamını anımsarken, gönlümde bir kuş gibi çırpınan bir huzur ve bir köpeğin kuyruğu gibi dönüp gelen nasibin, en ince bir dostlukla nasıl bir ömür boyu sürebileceğini görüyorum.




