Yüzyılın Kaçırılışı — “Bütün erkekler peşimde koşup bana yetişemedikleri için gözyaşı döksün isterim!” diye dileğini kağıttan yüksek sesle okuyan ve sonra kağıdı ateşe verip külünü kadehe atarak neşeyle içkisini yudumlayan Marina, kahkahalar arasında buğulu bir yılbaşı gecesinin tadını çıkarıyordu. Fakat ertesi sabah gözünü açtığında kendini; adlarını bildiği ama hiç hatırlamadığı dört çocuk, yakışıklı ama yabancısı olduğu bir adam, bavulla dolu bir ev ve yepyeni bir hayatta buldu. Şaşkınlık, komedi ve bolca macera dolu bir yılbaşı sabahında Marina’nın “kaçırıldığına” olan inancı artarken, olaylar hızla içinden çıkılmaz bir hale gelir. Marina kaçtıkça kâh kahraman, kâh hedef olur; gerçek ile oyun arasındaki perde incelir. Sonunda ise beklenmedik bir sürpriz, koca bir samimiyet ve kadınlar arası dayanışmaya yaraşır, hem yürek burkan hem kahkahalar attıran “Türk işi bir kaçırılma öyküsü” ortaya çıkar: Arada aşk, arada kahvaltıda salatalık turşusu, arada valizle havaalanı koşturmacası ve sonunda hayatın en tatlı sürprizleri…

Asrın Kaçırılışı

Erkekler peşimden koşup yetişemedikleri için ağlasın istiyorum! Meryem, kâğıttan dileğini yüksek sesle okuyup çakmağı yakarak yaktı. Külleri kadehe üfleyip, dostlarının kahkahaları arasında son yudum köpüklü şarabını içti.

Çam ağacı ışıklarıyla bir an göz kırptı, sonra daha da parladı. Müzik yükseldi, kadehler çınladı, yüzler döndü ve herkes bir yılbaşı coşkusuydu sanki. Dallarından altın tozları mı yağdı, yoksa öyle bir hatıra mı kaldı bilinmez.

Anneee Anne, haydi uyan!

Meryem büyük bir güçlükle bir gözünü araladı. Başında neredeyse bir futbol takımı duruyordu.

Siz kimsiniz? Sizi tanıyor muyum çocuklar?

Çocuklar, şakalaşarak sırayla başlarını yana eğip kendilerini tanıttılar:

Anneciğim, hatırla: Mete 9, Kerem 7, Baran 5, Emir 3 yaşındayız!

Hepsi tam kadro, şirin fikirlerle dolu bir halde, yüzlerinde kurnaz gülümsemeler. Meryemin yılbaşı gecesi hayal ettiği peşinden koşan erkekler kesinlikle bunlar değildi…

Peki, antrenörünüz nerede… Neyse, babanız nerede? diye güçlükle sordu boğuk sesiyle. Su getirin annedenize

Gözü kapalıyken bile tekrar:

Anne!

İki bardak su, bir mandalina ve bir bardak salatalık turşusu suyu ellerinde bitti anında. Evet… En büyüğü yeni yıl sonrası annesini nasıl kendine getireceğini biliyor, demek ki büyüyorlar.

Anneciğim, uyan olur mu? Hani söz vermiştin en küçükler sızlandılar.

Meryem nerede olduğunu ve neye söz verdiğini hatırlamaya çabaladı.

Sinema?

Hayııır.

Hamburger?

O da değil!

Oyuncakçıya mı gideceğiz?

Anneeee! Numara yapma artık! Biz hazırız, senin yüzünden bekliyoruz!

Bari nereye gidiyoruz onu söyleyin annene? pes etti.

Hadi hayatım, kalk artık, dedi derin bir ses. Odaya uzun boylu, koyu saçlı, fındık gözlerinde altın pırıltıları yanıp sönen yakışıklı bir adam girdi.

Hazırız, arabayı yükledim bile. Yol üstü markete uğrarız, sonra yola çıkarız!

Meryem bu adamın kim olduğunu, neden bu çocukların ona “anne” dediğini anlamaya çalıştı. Kafası bomboştu, en ufak bir açıklaması yoktu.

Anne, mayoları unutma! Kendine de koy, bir ses çocuk odasından bağırdı.

Demek havuz bile var Ne hayatmış bu! Peki, ben neden hiçbir şey hatırlamıyorum? diye düşündü.

Odada göz gezdirirken, hiçbir şeyi tanımadığını fark etti. Ne bir eşya, ne komodinde bir fotoğraf, ne de o kalın perdeler tanıdıktı.

Her şey, bir tek saksıdaki çiçek hariç, yabancıydı. O kırmızı yılbaşı çiçeği, kadife gibi yapraklı. Beyaz saksısı, küçük incilerle süslüydü; tanıdık geliyordu.

Gözlerini kapatıp dün geceyi çözmeye koyuldu. Kızlarla restoranda toplanıp yılbaşını kutlamış, “Gizli Hediye” oynamışlardı. Eski öğrencilik günlerindeki gibi; ama çantalar daha pahalı, saçlar özenli, zaman kıymetli artık.

Kızlar şık, kahkahalarına vurgun, nadir özgürlüklerinin tadında bir parıltı ile doluydu. Normalde hep; eş, çocuklar, ders, anaokulu, tencere… Ama o gece kaçıp gelmişlerdi, lise sonu dersten kaçma gibi.

Sadece Meryem sakindi; çünkü o bekârdı, özgür. Kimseye haber verme, kimseyi bekleme yok.

Son gelin, diye takılırdı arkadaşları ve ona sürekli köpüklü doldururlardı.

O, birine lüks “havyarlı ve altın işlemeli” bir bakım seti hediye etti. Şakalaşıp, kutusunu her açıdan fotoğrafladılar, sanki sanat eseriymiş gibi.

Karşılığında Meryem’e de yılbaşı çiçeği, incili beyaz bir saksıda ve nadir bir köpüklü şarap geldi. Bir arkadaşı, Fransa’nın kasabasından getirmişti. O şarap, sadece özel günlere açılanlardan.

Bir kâğıda yazılan dileğini ya da yılbaşı selamını yüksek sesle okudu, sonra… her şey bitti. Gerisini hatırlamıyor. Hani, yürüdüm-düştüm-uyandım-alçıda derler ya!

Kendine aynada bakınca hâlâ genç, yılbaşı gecesindeki gibi makyajlıydı. Peki, dört çocuk, bir eş nereden çıkmıştı? Hiçbirinin doğumunu, hatta düğününü hatırlamıyor! Ama çocukların isimlerini biliyor, adamınkini bile anımsamıyor! Bir gariplik var…

Odanın dışına çıktı. Koridorda valizler sıralıydı. İki büyük; siyah ve bej, ünlü markalı. Üç tane de çocuk sırt çantası dizili.

Demek ki pikniğe değil, tatile gidiliyordu!

O esnada adam tekrar göründü. Valizleri profesyonelce aldı, kapıya yönlendirdi.

Geç kalıyoruz, dedi, hiç darılmadan.

Bir an eline bakınca dondu. Yüzük yoktu! Ne kendisinde, ne adamda. Bir tuhaflık daha.

Çocuklar sırayla büyük, rahat bir minibüse bindi. Çantalar koltuklara, kemerler pıt diye takıldı. Adam direksiyona geçti. Meryem derin bir nefesle ön koltuğa oturdu.

Adam ona hemen sütlü bir kahve uzattı. Tam da hiç sevmediği gibi! Bu detay en çok canını acıttı.

Hadi bakalım, dedi adam çocuklara gülerek göz kırptı. Yol uzadıkça Meryemin içinde bir huzursuzluk yeşerdi.

Çocuklar arkada fısıldaşırken, adam dikkatle araba kullanıyordu. Arada bir ona bakıyor, sanki ortak bir sır varmış gibi muzipçe gülümsüyordu. Meryem yolu izledi; ama kendini bulutların içindeki bir kirpi gibi hissetti. Her şey netti görünüşte, ama anlamı yok gibiydi.

Şehir çıkışında yol hızlandı, şehir uzaklaştı. Artık bir şeylerden şüpheleniyordu. Yanındakiler ailesi değildi! Bu adam onu kaçırmıştı!

Ya da… onlar onu kaçırmıştı!

Ama çocukların adlarını nereden biliyordu? Sonunda, kafası karmakarışıkken anladı: Tanımadığı bir adam yanında, onu kaçırıyor! Kendi kendine Buna bir çözüm bulmam lazım! dedi.

Oturduğu koltukta dikleşip kahve bardağını sıkıca kavradı, sanki sadece yolu izliyor gibi yaptı. İçinde hayatta kalmalı moduna geçti.

Yarım saat sonra çocuklar isyan etti.

Babaaa, tuvalet!

Susadım!

Bir şeyler atıştıralım mı?

Araba bir benzinlikte durdu, herkes dışarı çıktı.

Tam fırsattı! Meryemin kalbi gümbür gümbür atıyordu. Herkes meşgulken kafeteryadan sıyrılıp arabaya atladı. Koştu, şoför koltuğuna geçti…

Ama anahtar yoktu!

Buradaymışsın, seni arıyorduk, dedi tanıdık ses pencereden. Meryem irkildi.

Herkes toplandıysa, devam, dedi adam sevecen bir tavırla. Haydi, sen biraz dinlen, ben kullanayım. Yolculuğa devam ettiler.

Bir saat sonra önlerinde havalimanı yükseldi: cam, beton, insan seli. Aracı park edip birlikte içeri girdiler.

Meryem artık iyice tedirgindi; kaçırılmasına izin vermeyecek, kendini savunacaktı!

Görünmezce bu ailenin arkasında kaldı, birkaç adım geriledi, sonra bir anda koşmaya başladı.

Kaçırılıyorum! Yardım edin! diyerek güvenliğe yöneldi.

Güvenlik hızla tepki verdi. Onu hızla yere yatırıp kelepçelediler. Silahlı, telsizli ciddi yüzler

Durun! Açıklayabilirim! dedi, kaçıran sandığı adam.

Bu bir yılbaşı şakası! Silah yok, tehlike yok!

Meryemin kulakları uğulduyordu, ama birden gördü: reklam panosunun arkasında kız arkadaşları vardı. Panik, mutluluk, gülümseme doluydular.

Anne! diye çocuklar başka bir kadının boynuna sarıldı. Diğerleri güvenliklere gülerek, hemen olayı açıklamaya çalışıyorlardı.

Meryemi kaldırdılar, kelepçeyi çözdüler. Dünya dönerken bir anda anladı: Kaçırılmamıştı.

Ona… şaka yapılmıştı!

Adrenalin çekilince arkadaşlarının anlattığını kavradı. Uzun zamandır onu iyi bir adamla tanıştırmak istiyorlarmış. Ama Meryemin kendi köşesinde, tek başına mutlu yaşadığını biliyorlardı, o yüzden geleneksel tanıştırma yerine sürpriz yapmak istemişler.

Düşünmeni değil, belki kalbimle bu sıcaklığı hissetmeni istedik, dediler.

Meryem sinirlenemedi. Evet, biraz acımasız bir yöntemdi, neredeyse kalp krizi geçirdi, ama sonuç tatlıydı. Bazen bir sabah, üç çocuk ve kaçıran bir yabancının getirdiği kahve ile hayatınıza dair tüm şüpheleriniz açıklanabiliyor.

Ona göz kırpan romanının kahramanı fındık renkli gözlerinde altın pırıltılarıyla, Çocuklar dedikleri de onun yeğenleriymiş.

Hadi, uçağı kaçıracaksınız! dedi kızlar. Koşun, hemen kayıt!

Yine mi kaçırılıyorum? Akdeniz mi var işin ucunda, deniz mi, mangolu kahvaltılar mı?

Adam elini uzattı:

Merhaba, ben Burak. Yeniden tanışalım mı? Kaçırmama izin verir misin? diye gülümsedi.

Meryem etrafına bakınca, bütün kızlar sessiz, heyecanlıydı. Valizlere de göz atıp, Burakın gözlerinde hayata bir göz atınca aklından geçen şuydu: Engel olan neydi ki?

Gidelim! dedi, gülerek. Ama çocuklar evde kalsın…

Herkes güldü, Burakın gülümsemesi büyüdü. Havalimanı, kalabalık ve karmaşa bir anda bambaşka bir başlangıca dönüştü.

Bazen hayat bizi kaçırmaz.

Sadece olması gereken yere, biraz sertçe bırakır. Ve çoğu zaman, en güzel şeyler işte böyle, bir şaka gibi başlar.

Rate article
Lifequest
Yüzyılın Kaçırılışı — “Bütün erkekler peşimde koşup bana yetişemedikleri için gözyaşı döksün isterim!” diye dileğini kağıttan yüksek sesle okuyan ve sonra kağıdı ateşe verip külünü kadehe atarak neşeyle içkisini yudumlayan Marina, kahkahalar arasında buğulu bir yılbaşı gecesinin tadını çıkarıyordu. Fakat ertesi sabah gözünü açtığında kendini; adlarını bildiği ama hiç hatırlamadığı dört çocuk, yakışıklı ama yabancısı olduğu bir adam, bavulla dolu bir ev ve yepyeni bir hayatta buldu. Şaşkınlık, komedi ve bolca macera dolu bir yılbaşı sabahında Marina’nın “kaçırıldığına” olan inancı artarken, olaylar hızla içinden çıkılmaz bir hale gelir. Marina kaçtıkça kâh kahraman, kâh hedef olur; gerçek ile oyun arasındaki perde incelir. Sonunda ise beklenmedik bir sürpriz, koca bir samimiyet ve kadınlar arası dayanışmaya yaraşır, hem yürek burkan hem kahkahalar attıran “Türk işi bir kaçırılma öyküsü” ortaya çıkar: Arada aşk, arada kahvaltıda salatalık turşusu, arada valizle havaalanı koşturmacası ve sonunda hayatın en tatlı sürprizleri…