Okan İşten Eve Dönerken Hayatının Gidişatını Değiştiren Bir Sokak Köpeğiyle Karşılaştı: Soğuk Bir Kış Akşamında Bakkalın Önünde Renkli Tüyleriyle Yalnızca Bir Çocuğun Gözleri Kadar Hüzünlü Bakan Bir Sokak Köpeği… Okan’ın Hayatına Umut ve Sevgi Katacak Bu Köpekle Karşılaşmasının Ardından, Geçmişin Acıları ve Yeniden Sevmenin Korkusu; Sahipsiz Bir Canla Kurulan Farklı Bir Aile, Sürpriz Bir Karşılaşma ve Gerçek Sadakat Üzerine Duygusal Bir Hikâye

Bugün işten eve dönerken içimde tarifsiz bir yorgunluk vardı. Kış akşamlarının o kendine has ağır havası, insanı içine çöken bir hüzne boğuyor resmen. Tam yolumun üstündeki bakkalın önünden geçerken, dikkatimi bir köpek çekti. Çapulcu bir sokak köpeği. Sarı, karışık tüyleri, yorgun gözleriyle bana baktı.

Ne işin var burada? dedim, biraz da alayla ama istemsizce durakladım.

Köpek başını kaldırdı, baktı bana. Ağzını bile açmadı. Sadece gözlerime bakıyordu.

Herhalde sahibini bekliyor, diye geçirdim içimden, yoluma devam ettim.

Ama ertesi gün de aynı yerdeydi. Üçüncü gün de… Sanki bakkalın önüne ait olmuştu. İnsanlar çoğunlukla ilgisiz geçip gidiyor, kimi bir parça ekmek, kimi bir sosis atıyor.

Bir gün yanına çöküp sordum:
Neden burada oturuyorsun? Where is your owner?

Bu arada köpek yavaşça yanıma geldi, ürkekçe başını dizime yasladı.

O an dona kaldım. En son kimi okşamıştım diye düşündüm birden. Boşanmanın üzerinden üç yıl geçmişti. Ev yalnız, iş dışında girdiğim hiçbir başka dünyam kalmamıştı.

Güzel kızım benim… dedim. Adının neden aklıma Güldane geldiğini bilmiyorum.

Ertesi sabah, ona sosis aldım, getirdim.

Bir hafta sonra dağıtılan ilanlardan internet ilanına kadar her yolu denedim: Bir köpek bulundu, sahibini arıyoruz.

Hiç kimse aramadı.

Bir ay sonra, mühendislik yaptığım için bazen gece nöbetinden dönerim. O gün de nöbetten eve dönerken bakkalın önünde bir kalabalık vardı.

Ne oldu, diye sordum hemen alt kattaki komşum Ayten Hanıma.

Ah, o köpeği araba çarptı ya, bir aydır burada duran sevimli köpek…

İçimden yere doğru bir şey çekildi sanki.

Nereye götürdüler?

Vefavet Kliniği’ne götürmüşler. Oradakiler bir sürü para istiyormuş Zaten kim sahip çıkar ki kimsesiz bir köpeğe?

Hiçbir şey demeden koştum kliniğe.

Veteriner başını salladı:

Kırıklar var, iç kanama riski büyük. Tedavi masraflı olur, yaşama şansı da belli değil.

Tedavinize bakın. Ne gerekiyorsa öderim, dedim.

Ve nihayet eve sağ salim geldiğimizde, üç senedir ilk kez evimde küçücük de olsa bir yaşam belirtisi hissettim.

Hayatım kökten değişti.

Artık sabahları alarma uyanmıyordum; Güldane sessizce burnuyla elime dokunur, “Hadi uyan, gün başladı,” der gibi bakardı. Onunla uyanmak, bana her sabah huzur veriyordu.

Eskiden sabahım sadece kahve ve haberlerle başlardı. Şimdi ise sabahları Emirgan Korusunda yürüyüş vardı.

Hadi kızım, hava almaya çıkıyoruz, diyordum. Güldane sevinçten kuyruğunu sallayarak peşimden geliyordu.

Kliniğe gidip aşılarını, kimlik belgelerini hallettik. Artık resmi olarak benim kızım olmuştu. Bütün belgeleri, makbuzları çekip sakladım.

İşyerindeki arkadaşlar şaşkındı:

Cenk, ne oldu sana? Gençleşmişsin, enerji fışkırıyor valla.

Gerçekten de öyleydi. İlk defa yıllar sonra bir işe yaradığımı hissettim.

Güldane inanılmaz akıllı çıktı. Yarım kelimeyle anlıyordu her şeyi. Bazen işte uzayınca, kapının önünde bekler, Seni beklerken içim geçti der gibi bakardı.

Akşamları saatlerce parklarda dolaşıyorduk. Ben ona işten, hayattan anlatıyordum. Komik mi? Olabilir. Ama o sanki beni dikkatle dinliyordu. Ara sıra usulca mırıldanır gibi ses çıkarırdı.

Bak Güldane, eskiden yalnız hayat kolay gelirdi bana. Ne kimse karışır ne biri huzursuz eder… Meğer hiçbiri değilmiş aslında, der, başını severdim. Meğer, sevmekten ürkmüşüm.

Komşularımız da alıştı ona. Yan komşu Müzeyyen Teyze sürekli kemik saklıyordu yanında.

Tastamam bir hanım evladı, derdi, Belli, çok seviliyorsun.

Aylar peş peşe akıp geçti.

Ben de, acaba bir sosyal medya hesabı açsam mı Güldane için diye düşünmeye başladım. Çünkü sarı tüyleri gün ışığında altın gibi parlıyordu.

Bir gün, beklenmeyen bir şey oldu.

Her zamanki gibi parkta yürüyorduk. Güldane çalısı kokluyor, ben bir bankta telefonumla oyalanıyordum.

Pamuk! Pamuk!

Başımı kaldırdım. Otuz beş yaşlarında, lüks eşofmanlı, sarışın, makyajlı bir kadın hızla bize doğru geliyordu.

Güldane derhal tedirginleşti, kulaklarını geriye yatırdı.

Affedersiniz, yanlışınız var. Bu benim köpeğim, dedim.

Kadın ellerini beline koydu.

Ne demek sizin? Göz var nizam var, bu benim Pamukum! Altı ay önce kaybettim onu!

Ne?

Evet, evet! Apartman önünden kaçtı, her yerde aradım! Siz mi çaldınız yoksa?

Dünya başıma yıkıldı.

Durun hele. Nasıl kaybettiniz? Ben onu bakkalın önünde buldum. Orada bir ay aç susuz oturuyordu!

O da kaybolduğu için öyle oturuyordur tabii! Ben onu çok seviyorum. Eşimle sırf cins diye satın aldık!

Cins mi, diye baktım Güldaneye. Bu tam bir sokak köpeği…

Melez o, çok değerli!

Biraz sinirlendim. Güldane iyice ayaklarıma yapıştı.

Peki, madem sizin köpeğiniz, gösterin belgeleriniz var mı?

Belgeler mi?

Veteriner kimliği, aşı kağıdı Neye güvenip sahip çıktığınızı kanıtlayın.

Kadının sesi titredi:

Evde bıraktım evrakları. Ama gerek yok, gözümden tanırım! Pamuk, gel buraya!

Güldane hiç hareket etmedi.

Pamuuk! Hemen yanıma gel bakayım!

Köpek daha bile fazla bana yaslandı.

Gördünüz mü? dedim sessizce. Beni tanıyor. Sizi ise…

Bana kızgın, çünkü kaybettim onu! Ama o benim köpeğim! Geri istiyorum!

Benim belgelerim var, dedim sakince. Kliniğin verdiği rapor burada. Tedaviye dair fatura, köpek pasaportu, hatta mama fişleri…

Umurumda değil belgeleriniz! Bu resmen hırsızlık!

Etrafta insanlar başını çevirmeye başlamıştı.

Bakın, dedim telefonumu çıkarırken, Polise haber verelim. Yasalar karar versin.

Verin verin, kimden korkuyorum! Benim de şahitlerim var!

Kim onlar?

Komşular gördü kaçtığını!

Ceddi telefonda titriyordu. Peki ya kadın haklıysa? Ya Güldane ondan kaçtıysa?

Ama neden bir ay o bakkalın önünde bekledi? Niye evine dönmedi? Ve en önemlisi, neden şu an kolumun altında korkudan titriyordu?

Alo, polis mi? Burada tuhaf bir durum var…

Kadın sinsice gülümsedi:

Göreceksiniz, adalet yerini bulacak. Hayvanımı geri verin!

Güldane iyice bana sokuldu.

O an anladım ki, ne olursa olsun onun için savaşacağım. Sonuna kadar. Çünkü Güldane artık sadece bir köpek değil, benim ailem olmuştu.

Bekledik. Mahallenin bekçisi, Komiser Yardımcısı Mehmet bey, yarım saat sonra geldi. Onu belediye işlerinden tanırım, ağırbaşlı, güvenilir biridir.

Not defterini çıkarıp sordu:

Nedir hikayeniz?

Kadın başladı anlatmaya, hızlı ve karışık bir şekilde:

Bu benim Pamukum! On bin liraya aldık! Altı ay önce kayboldu, her yerde aradım! Bu adam ise çaldı onu!

Çalmak değil, bulmak. Bakkal önünde bir ay aç beklediğini herkes gördü, dedim sakince.

Kaybolduğu için oturdu orada zaten!

Mehmet bey Güldaneye baktı. Hâlâ bacağıma yapışık bekliyordu.

Evrağı olan var mı?

Bende, dedim, dosyayı uzattım. Geçenlerde kliniğe götürmüştüm, evraklar çantamda kalmıştı.

Bakın, tedavi raporları burada. Araba çarpınca ameliyat ettirdim. Pasaportu da hazır. Aşıları tam.

Mehmet bey dikkatlice baktı.

Peki size belge gösterecek misiniz? kadına sordu.

Evdeydiler, ama benim olduğundan eminim! O benim Pamukum!

Peki tam nasıl kaybettiniz, anlatır mısınız?

Parkta gezerken tasmasını çıkardı, kaçtı. Her yeri afişledim, ilan astım.

Nerede gezdiniz?

Buradaki parkta.

Nerede oturuyorsunuz?

Caddebostan Mahallesinde.

Bunu duyunca irkildim:

Pardon ama, orası bakkala en az iki kilometre mesafe. Parktan kaybolan bir köpek neden orada tam bir ay dursun?

İşte yolunu şaşırmıştır!

Hayvanlar genelde evini bulur.

Kadın kızardı:

Siz anlamazsınız hayvanlardan!

Anlarım, dedim yavaşça. Sevilen bir köpek, bir ay aç beklemez. Sevildiği yere dönmeye çalışır.

Bir soru daha, dedi Mehmet bey. Afiş astınız da polise bildirdiniz mi?

Polise mi? Akıl edemedim açıkçası…

Altı ay boyunca köpeğiniz kayıp ve polise başvurmadınız mı?

Bulurum dedim, kendi çıkar diye düşündüm!

Mehmet bey ciddileşti:

Kimliğiniz lütfen.

Buyrun, dedi kadın, çantasından titrek elleriyle kimliğini verdi.

Caddebostan, 41 numara, daire 18… Peki köpeği tam olarak ne zaman kaybettiniz?

Ocak sonu gibi, tam hatırlamıyorum… 20si mi, 21i mi…

Telefonumdan kaydımı açtım:

Ben onu 23 Ocakta buldum, ama zaten piyasada bir aydır oturuyordu.

Demek ki köpek daha önce terk edilmiş.

Kadın bir an duraksadı, sonra sonunda pes etti:

Tamam, bırakın sizde kalsın. Ama gerçekten seviyordum!

Sessizlik. Gözlerinin içindeki kırgınlığı gördüm.

Nasıl olur böyle, dedim sessizce.

Eşimle başka eve taşınırken hayvan istemediler. Satmaya da kıyamadık çünkü safkan değildi. O yüzden bakkal önüne bıraktım. Birisi alır diye düşündüm.

İçimde bir şeyler tersine döndü.

Bırakmak mı? Siz çöpe mi atar gibi sevdiğinizi terk ettiniz?

Kimseye kötülük etmedim, iyilik olsun istedim…

Peki şimdi niye geri istiyorsunuz?

Kadın ağladı:

Eşimle ayrıldık. Çok yalnız kaldım. Tekrar evladımı istedim. Çünkü çok seviyordum.

Baktım yüzüne, inandım mı inanmadım mı emin değilim.

Sevgi böyle mi olur? Sevdiklerimizi sokağa atmıyor insan.

Mehmet bey defteri kapadı:

Evrak üstünde hayvan Cenk Beyin Göktaş. O tedavi ettirmiş, sahiplenmiş, sorumluluğu almış. Yasal olarak köpek onda kalacak.

Kadın ağlayarak:

Ama ben pişmanım! Geri almak istiyorum!

Artık çok geç, dedi Mehmet bey. Atan attı bir kere.

Güldaneyle diz dize oturdum. Sarılıp öptüm başını:

Her şey yolunda geçti, kızım.

Kadın hıçkırarak yalvardı:

Bir kez olsun okşayabilir miyim? Lütfen…

Güldane kulaklarını iyice geriye yatırdı, yanıma sığındı.

Görüyorsunuz, sizden korkuyor, dedim.

Kadın sesiyle mırıldandı:

Mecbur kalınca yaptım. Şartlar öyleydi…

Bilirsiniz, dedim ayağa kalkarken, şartlar insanın yaptığı doğruyu değiştirmez. Kimse dört duvar arasında köpeğini unutmaz. Siz ama sırf işinize gelmedi diye ona sırt çevirdiniz, şimdi yalnız kalınca tekrar almak istiyorsunuz.

Kadın arkasına bakmadan uzaklaştı.

Mehmet bey koluma dokundu:

Hiç sorun yok, belli ki size alışmış.

Teşekkürler anladığınız için.

Köpek insanı severse bırakmaz. Ben de köpek sahibiyim, iyi bilirim.

Polis gidince Güldane ile kaldık baş başa.

Artık kimse ayıramaz bizi, dedim kafasını okşarken. Söz veriyorum.

Güldane gözlerimin ta içine baktı. O bakışta minnettarlıktan çok, saf köpek sevgisi vardı.

Sevgi buydu işte.

Eve gidelim mi?

Neşeyle havladı ve yanımda koşmaya başladı.

Yolda düşündüm. Kadın bir konuda haklıydı: şartlar her an değişebilir. İşsiz kalabilirsin, evsiz, parasız olabilirsin.

Ama bazı şeyler var ki, asla kaybedilmemeli: Sorumluluk, sevgi, merhamet.

Eve gelince Güldane hemen halısındaki yerine kıvrıldı. Ben çay demledim, yanında oturdum.

Bilir misin Güldane, dedim, Belki de böylesi daha iyi oldu. Artık biliyorum ki, birbirimize lazımız.

Güldane kocaman bir iç çekti, huzurla.

Rate article
Lifequest
Okan İşten Eve Dönerken Hayatının Gidişatını Değiştiren Bir Sokak Köpeğiyle Karşılaştı: Soğuk Bir Kış Akşamında Bakkalın Önünde Renkli Tüyleriyle Yalnızca Bir Çocuğun Gözleri Kadar Hüzünlü Bakan Bir Sokak Köpeği… Okan’ın Hayatına Umut ve Sevgi Katacak Bu Köpekle Karşılaşmasının Ardından, Geçmişin Acıları ve Yeniden Sevmenin Korkusu; Sahipsiz Bir Canla Kurulan Farklı Bir Aile, Sürpriz Bir Karşılaşma ve Gerçek Sadakat Üzerine Duygusal Bir Hikâye