Doğum günümde bana pasta getirdiler… ben de onlara öyle bir gerçek sundum ki, kimsenin bana laf edecek bir yanı kalmadı.
Doğum günüm her zaman benim için özel olmuştur.
Hani, merkeze kendini koymayı seven kadınlardan değilim. Ama o gün, bir yılı daha arkamda bırakmış olduğumu, acılarımla, seçimlerimle, küçük büyük zaferlerimle hayatta kalabilmiş olduğumu bana hatırlatıyor.
Bu defa kutlamayı daha zarif, sakin bir şekilde yapmak istedim.
Abartıdan, gösterişten uzak.
Sade bir zarafet, biraz şıklık, biraz kalbe dokunan bir hava.
Minik bir mekan, masalarda mumlar, sarı loş ışıklar, mis gibi birkaç parça müzik.
Yakın arkadaşlarım, birkaç akrabam Ve tabii ki o eşim diğer kadınların nasıl bir adam bulmuşsun bakışıyla bakmasına neden olan adam.
Hakikaten ne kocan varmış, derlerdi.
Ben de hep gülümserdim.
Çünkü o gülümsemeyi hangi ateşlerde biçtim, kimse bilmezdi.
Evde buz kesmiş bir hava varsa, o gülümsemeyi belki altı ayda bir ancak yaşayabiliyordum.
Son zamanlarda bambaşka bir adama dönüşmüştü.
Kötü davranış falan yoktu asla.
Bağırmak, aşağılamak hiç yapmadı.
Ama resmen yavaş yavaş hayatımdan yok oluyordu.
Telefonuyla birlikte kayboluyordu, bakışları boşlukta, aklı sanki başka yerde dolaşıyordu.
Yan yana otururken bile, sanki yanında değildim de başka bir kadın için oradaymış gibi
Ve en kötüsü, hiç ama hiç açık vermiyordu.
O kadar kontrollü ki, insanı şüphe konusunda çıldırtır.
Hatalı adamdan korkmazsın.
Ama hiç hata yapmayan adamdan korkarsın, çünkü elinde hiçbir iz bırakmaz; sadece içini kemirir.
Paranoya yapmamaya özen gösterdim.
Ama aptal da olmak istemedim.
Ben öyle peşinden koşan, sorgulayan kadınlardan değilim.
Ben gözlemlerimle konuşurum.
Ve birden o detayı fark ettim:
Her çarşamba toplantısı vardı.
Çarşamba günleri geç gelirdi, üstünde yabancı bir parfüm kokusu, suratında bana ait olmayan bir gülümseme.
Hiç sormadım.
Çünkü soru sorduğunda zayıf duruma düşersin.
Bir de zaten biliyordum, eğri otur doğru konuşalım, gerçek bir gün kendi kendine çıkacaktı ortaya.
Nitekim, doğum günümden tam bir hafta önce, o gece, tuhaf bir huzur duydum.
Telefonu masanın üstündeydi. Yanımdan geçerken ekranı yandı.
Ben öyle gizli gizli bakmayı, karıştırmayı seven biri değilim.
Ama içimde bir ses şöyle dedi:
Bak onu yakalamak için değil; sadece kendini özgürleştirmek için.
Ekrana baktım.
Bir cümle:
Çarşamba, aynı yerde. Sadece seninim.
Sadece seninim…
İnan bana, içim kıyılmadı.
O iki kelimeyle yıkılmadım.
Sadece, o güne kadar sanal bir ağırlık gibiydi, bir anda taşlar cuk oturdu.
Kalbim sıkışmadı.
O kadar sessizdi ki
Birden anladım; bu adam artık benim kocam değil, sadece benimle yaşayan bir adamdı.
O gece ne bağırdım, ne o kadınla mesajlaştım, ne dostumu aradım.
Kibarca bir plan yaptım kendime.
Az, net ve düzgün bir yol haritası.
Çığlıklık bir durum yoktu.
Gerek yoktu.
Gururumdan vazgeçmeden çıkmalıydım.
Ve doğum günü geldiğinde, olağanüstü kibardı.
Abartılı bir nezaket irice bir çiçek demetiyle gelip canım eşim deyip, her an yanımda elini bırakmadı.
En acımasız adamlar, aslında, mükemmel rolünü en iyi oynayabilenlerdir.
Salon yavaş yavaş doldu. Kahkahalar, şık masalar, insanın içini ısıtan müzikler.
Lacivert elbisem üzerimde; tıpkı gece gibi şık, zarif, dimdik.
Saçlarım omuzlarımda hafifçe dağılmış.
O gece herkesin aklına şu düşsün istedim:
Aşkı için düşüp sefil olan bir kadın değil; yalanı bırakıp başı dik çıkan bir kadın.
Yanıma geldi, kulağıma eğilip:
Sana bir sürprizim var, dedi.
Usulca baktım ona:
Benim de sana, dedim.
Gülümseyip, asla şüphelenmedi.
O an gelene kadar her şey süreci.
Kocaman, bembeyaz bir pasta geldi salona, üstü zarif altın çizgiler, minik kremalı çiçeklerle süslenmiş.
Herkes ayağa kalktı, İyi ki doğdun şarkısı, alkışlar
Mumları üfledim. Tam o an, yanağımdan öpmek için yaklaştı.
Bir adım geri çekildim, kimse kabalık olarak algılamasın diye ama sadece hissedeceği kadar.
Sonra mikrofonu elime aldım.
Yüksek değil, net bir sesle konuşmaya başladım:
Hepinize burada olduğunuz için teşekkür ederim, dedim.
Ben fazla lafa gerek görmüyorum. Sadece aşkla ilgili birkaç şey demek istiyorum.
Salonda yüzler gülüyordu; güzel sözler bekliyor herkes.
Adamım ise zafer kazanmış havasında bakıyor bana.
Oysa ben çoktan onun kadını olmaktan çıkmıştım.
Aşk, birlikte bir evde olmak değildir, dedim.
Aşk, kimse bakmazken bile sadık kalabilmektir.
Biraz huzursuzlananlar oldu ama hâlâ romantik sayılabilirdi.
Ve bugün benim günüm
Kendime bir hediye vermek istiyorum: Gerçek.
Artık kimse gülmüyordu.
Gergin bir sessizlik.
Masamın altından küçük, siyah ve mat bir kutu çıkardım.
Masaya koydum, onun önüne.
Şaşırdı:
Bu da ne ki?
Aç bakalım, dedim.
Güldü zoraki bir şekilde:
Şimdi mi?
Evet, şimdi. Herkesin önünde.
Artık salonda herkes adeta nefesini tutmuştu.
Kutuyu açtı.
İçinde bir USB ve katlanmış ufak bir kart vardı.
İlk satırı okuyunca, yüzü bir anda düştü.
Panik değildi.
Sadece maske indi.
Konuklara dönüp sertleşmedim.
Merak etmeyin, dedim, bu bir skandal değil.
Bu, benim bitişim.
Ona ise, sadece hafif bir sesle:
Çarşamba…
Aynı yer.
Sadece seninim
Arkadaki biri bardak düşürdü sessizlikten.
O ayağa kalkmaya çalışırken, elimi hafifçe kaldırdım:
Hayır, dedim yumuşak bir tonda, bana öyle konuşma artık.
Artık yalnız değiliz.
Burası, o mükemmellik oyununu oynadığın yer.
Herkes mükemmelin ardındaki gerçeği görsün.
Bakışları bomboştu.
İmajını kurtarayım diye debeleniyordu.
Ama ben ondan en sevdiği şeyi aldım:
Kontrolü.
Bağırmayacağım, dedim.
Ağlamayacağım.
Bugün benim doğum günüm.
Kendime armağanım onur.
Ve son cümle:
Bana şahitlik ettiğiniz için teşekkür ederim.
Bazı insanlar iki gerçekle yaşayamayacaklarını anlamak için izleyici ister.
Mikrofonu bıraktım, çantamı aldım ve çıktım.
Dışarda hava buz gibiydi, ama içime çektiğim hava tertemizdi.
Bitmiş değildim; yalnızca özgürdüm.
Bir an kapının önünde durdum, derince nefes aldım.
Omzumdan indirdim o yükü; aslında bana ait olmayandı.
Çok uzun zamandır ilk kez, Acaba beni seviyor mu? diye uyanmayacağımı biliyordum.
Çünkü aşk bir soru değil.
Aşk, bir eylem.
O eylem yalan olursa bir kadının hak ettiği şeyi kanıtlaması gerekmez.
Sadece gider.
Ve bunu yaparken de en güzelini yapar:
Zarafetiyle ayrılır gider.
Sen olsan ne yapardın? İçine atıp sessizce acı çeker miydin, yoksa gerçeği onurunla birlikte çıkarır mıydın ortaya?




