Hepsi Birbirine Benziyorlar

12Mayıs 2025

Bugün yine akşam yemeği masasında otururken, Şebnemin çiçek buketiyle tartışmasını izledim. Deniz, cidden mi? Yine o iğne gibi dikenli güller mi? diye homurdanıyordu. Ben sana bin kez dedim, papatyalar istiyorum. Papatyalar, anladın mı? Yoksa beni hiç duymuyor musun? O zaman ne dinliyorsun? Şebnemin dudakları kırışmış, buketi masaya bir bakmadan bırakmıştı; güller hâlâ taze, mor renkte, yapraklarındaki çiy damlalarıyla parlıyordu.

Fatma Hanım, Şebnemin ilk kez Denizi evine getirdiği günü hatırlıyordu. Uzun boylu, omuzları geniş, çelik elleri ve gülümsemesiyle mühendis bir adam… Deniz, Şebneme bakarken sanki dünyanın en güzel harikasını gördüğünü hissettiriyordu. Veli Bey, bir yandan gülümseyerek, İyi bir delikanlı, sorumluluk sahibi dedi.

İlk bir buçuk yıl neredeyse sorunsuz geçti. Deniz, Şebnemi Antalyaya götürür, özel günlerde takı verir, saatlerce arkadaşları ve iş yerindeki dedikodularını dinlerdi. Ancak Fatma Hanım zamanla tuhaf bir değişiklik fark etti: Kızı, Denizden bahsederken alaycı bir tonda, Deniz kek getirdi, diyorsun? Ben diyetimdeyim ya da Yine telefon çalıyor, sanki hamama giren bir kese gibi yapışıyor gibi söyler oldu. Hediye kutularına bakarken sanki bir vergi alınıyormuş gibi inceliğini gizleyemiyordu.

İkinci yılda kavga başladıdaha doğrusu Şebnem kavgayı başlatıyordu. Beni gerçekten seviyor musun? Söyle, seviyor musun? diye, genellikle akşamları sorar, Senin gibi biri yok gibi görünüyor derdi. Deniz, Bugün bütün gün, Tam da bu! Bütün gün bir yerde, ben burada yalnız! gibi bahaneler uydurur, Şebnem ise bir iki gün geçip sonradan affederdi. Çiçek, kitap, tiyatro bileti… her şey bir sonraki tartışma için bir köprü olurdu.

Her küçük eksiklik bir kavga bahanesine dönüşürdü: Bunu söylemedin, Böyle baktın, Fotoğrafı beğenmedim, İşte geç kaldım, Mesaja çok çabuk yanıt verdin, telefonla oynadın ya da Çok geç cevap verdim, umursamazdın. Yeter artık! Ayrılıyoruz! cümlesi neredeyse her ay tekrarlandığında, Deniz hep ilk gelen özürlemişti. Şebnem, bir gün, üç gün, bir hafta bekler, sonra yeniden ısınıp suskunluğunu kırardı.

Fatma Hanım bir akşam nazikçe sordu: Şebnem, onu gerçekten seviyor musun, yoksa sadece kolaylık mı? Şebnem alayla Anne, ne sorular bunlar? Tabii ki seviyorum. Bazen sinir bozucu ama dayanacak gücüm yok dedi.

Beş yıl, tutku, kavga, ayrılık, barış döngüsü içinde geçti. Deniz saçları beyazlamış gibiydi, otuz yaşına gelmişken bile genç kalmıştı. Kilo vermiş, gülümsemesi azalmıştı ama hâlâ umudunu kaybetmemişti; neden? Belki de bir gün her şeyin yoluna gireceğine, daha sakin bir hayata sahip olacağına inancıydı.

Altıncı yılda Deniz evlenme teklif etti. İnce altın bir yüzük, içinde pırıl pırıl bir zümrüt… Restoran rezervasyonu, müzisyenler, üzerindeki kağıtta yazdığı konuşma… Şebnem Evet dedi, bir tatlıyı kabul eder gibi. Yüzüğü takıp sosyal medyada fotoğrafını paylaştı, arkadaşlarını aradı.

Fatma Hanım, gelecekteki damadını anne gibi sıkı bir şekilde kucakladı: Deniz, çok sevindim, gerçekten çok sevindim. Veli Bey de elini uzatarak: Aileye hoş geldin, artık resmen bizim evlat oldun dedi.

Düğün hazırlıkları hızla başladı. Şebnem, gelinlik, fotoğrafçı, masalara canlı orkide Deniz her şeye başını sallayarak, harcama planını onaylayarak, Sende her şeyi istediğin gibi yap diyerek destek oldu. Ancak bir ay kala her şey altüst oldu.

Şebnem menü kağıdını işaret ederek bağırdı: Bu ne? Gökkuşağı mı? Ciddi misin? Beyaz Bahçe istemiştim, teraslı, nehir manzaralı bir yer! Deniz, Orası harika bir mutfak, denedik, beğendin dedi. Mekân yok, zaten başka bir düğün var diyince Şebnem nefesini tutup Tüm evlilik iptal! Yeter artık! diye bağırdı, menüyü yere attı ve odadan çıktı. Beklendiği gibi Deniz özür dileyip, bir kaç gün içinde tekrar gönül alacak diye plan yaptı ama bu sefer özür dilemedi; sadece yorgundu.

Ertesi gün Deniz, eşyalarını toplamak için geldi. Şebnem, Gerçekten mi? Böyle mi gideceksin, beni de bırakıp? diye sordu. Deniz, uzun bir bakışla, Mutlu ol, Şebnem. Gerçekten diyerek kapıyı kapattı.

Şebnem bir hafta, iki hafta bekledi. Telefon sessizdi, mesaj yok, gizli bir boşluk. Gururu onu geri dönmeye zorladı; Deniz asla ilk gelen olmalıydı. Bir ay geçti, Belki hastaydı? diye düşünerek annesine soruldu. Fatma Hanım çorbayı tencerede karıştırırken: Şebnem, onu bıraktın, o gitti. Şebnem ise Bırakmadım! Sadece diyerek sustu.

İki ay sonra muhasebeden bir iş arkadaşı, Dün Denizi bir kızla gördüm, çok gülüyorlardı dedi. Şebnem çatalını yere düşürdü. Kiminle? diye sordu. Arkadaşı Bilmiyorum, yeni bir kız, çok tatlıydı dedi. Şebnem gece yarısı Denizin sosyal medya profilini karıştırdı; yeni bir arkadaş Kübra Yılmaz adlı genç bir kadın, kedi fotoğrafları ve doğa manzaralarıyla doluydu.

Şebnem, üçe kadar uyanık kalıp profiline baktı. Fatma Hanım, kızının değişimini izlerken, özgüveni kırılmış, bakışları soğuk, gözaltı halkaları oluşmuş, sinirleri bir tutamın üzerine gelmişti. Bütün suç senin! diye bağırdı. Fatma Hanım Sen onu terk ettin dedi. Şebnem çare bulamıyordu.

Bir yıl sessizce geçti; Şebnem, telefon ekranından Denizin hayatını izlerdi: barbekü, konser, Yeni evimiz! gibi fotoğraflar, ortak bir daire, bir yüzük fotoğrafı, Evet dedim! yazısı ve üç kalp. Fatma Hanım bir gün bu gönderiyi tesadüfen gördü, Kübranın gülümsemesi ve Denizin eski neşesi İyi iş, Deniz düşündü, Nihayet.

Şebnem yeni ilişkilere yöneldi. İgor dört ay sürdü, bir doğum günü gecesinde çıkan tartışma sonrası gitti. Serkan iki ay kaldı, bir restoranda sahnelenen bir sahne sonrası kaçtı. Tüm erkekler aynı! diye bağırdı, Güvenilmez, bencil! Veli Bey sessizce köfteyi çiğnerken, Fatma Hanım çayını doldurup hayatın tuhaflığı üzerine düşündü.

Bir akşam aile yemekinde Şebnem eski bir plak çaldı: Deniz en azından sabırlıydı. Diğerleri hemen kırılınca çığlık atıyor! Veli Bey, Belki de sorun bizde mi? diye ekledi. Şebnem öfkeyle: Yani ben mi suçluyum? dedim. Sesler sustu; bazen susmak kelimelerden daha yüksek sesle konuşur.

Daha sonra ben, Fatma Hanım, kâğıtları kurulayarak, ona hayatın bir oyun olmadığını, kaydet düğmesine basarak sonsuza kadar geri dönülemeyecek bir yol olmadığını anlatmaya çalıştım. Sabır sınırsız bir kaynak değil; manipülasyon güveni pas gibi tüketir, bir daha eski haline dönmez.

Şebnem, dünyayı adaletsiz diye suçlayıp, bir prens beklerken; ben ise ona şunu düşündüm: aşk ömür boyu bir yolculuktur, sonsuz bir geri dönüş düğmesi değildir. Belki de bir gün gerçekten mutlu olabilmesi için, kendini yeniden bulması, değişmesi gerekir.

Bugünün dersini not alıyorum: Sevgi, kontrol ve bekleyişle beslenmez; dürüstlük, sorumluluk ve gerçekçi beklentilerle büyür. Bu deneyimden öğrendim ki, bir ilişkide her iki taraf da aynı yelkenle aynı rotaya gitmediği sürece, fırtına kaçınılmazdır.

Ahmet.

Rate article
Lifequest
Hepsi Birbirine Benziyorlar