Kayınvalidem bana Bu dairenin sahibi oğlumdur dediğinde, ben çoktan kimsenin üzerinde söz hakkı olamayacağı bir evin anahtarlarını elimde tutuyordum bile.
Kayınvalidemin üstün bir yeteneği vardı: Sessizce konuşur, cümlenin başında seni okşar gibi yapar, sonunda ise cümlesiyle insanı boğar. Bağırmazdı. Açıkça hakaret etmezdi. Nazikçe hatırlatırdı.
Canım, derdi hafif bir gülümsemeyle, bilmiş ol da bu daire oğlumun. Sadece oturmanız için verdik size.
Bunu misafirlerin, akrabaların hatta bazen yabancıların önünde söylerdi.
Sanki ben geçici bir eşyaydım.
Halının biri, gerektiğinde silkelenip çıkarılacak cinsten.
Ve eşim Mehmet her seferinde sessiz kalırdı. Aslında en çok onun sessizliği acıtırdı beni.
Bunu ilk kez duyduğumda aileye daha yeni girmiştim. İyi gelin olmak için kasıyordum kendimi, çatışma yaratmayayım, uyum sağlayayım diye uğraşıyordum. Kayınvalidem salatadan lokma alırken havadan sudan bahseder gibi şöyle demişti:
Bizim ailede mülkler erkekten erkeğe geçer. O yüzden hanımların nerede duracağını bilmesi işin kuralıdır.
Ben de gülümsemiştim.
Çünkü o zaman hâlâ aşk her şeyi çözer sanıyordum.
Mehmet elimi masanın altında sıkı sıkı tuttu.
Sonra eve dönünce de fısıldadı:
Takılma ona, annem böyledir.
Annem böyledir.
Büyük kadın dramları işte böyle başlar: Kolundan çekmekle değil, bahane üretmekle.
Aylar geçti.
Daire küçük ama sıcaktı. Ben orayı yuva yaptım.
Perdeleri değiştirdim.
Yeni bir koltuk aldık.
Mutfak tadilatını ben ödedim.
Kendi biriktirdiğim paralarla banyoya seramik döşetip, armatür ve dolap yaptırdım.
Tabii kayınvalidem de fırsat buldukça bir bakayım her şey yolunda mı diye geldim diye uğrardı.
Ve gelip mutlaka bir kusur bulurdu.
Burası daha aydınlık olmalı.
Bu hiç kullanışlı değil.
Mehmet böyle yemekleri sevmez.
Mehmet eşyalarının yerinin değişmesini sevmez.
Mehmet Mehmet Mehmet
Sanki bir erkekle değil, aramıza hava olarak yerleşmiş annesiyle yaşıyordum.
Bir akşam ansızın kapı açıldı.
Kendi anahtarıyla girmişti.
Evet. Onun anahtarı vardı.
O sırada pijamalarımla, saçımı toplamış sos karıştırıyordum ocakta.
İçimde sıcak bir utanç dalgası yükseldi.
Tüm odaları gezip, köşelere baktı. Sonra pencerenin önünde dikilip hâlâ mülke bakar gibiydi.
Mehmet, dedi yüzüme bakmadan, şu kilidi değiştirin artık. Güvenli değil. Hem herkesin kendi kafasına göre hareket etmesi doğru sayılmaz.
Herkes.
Ben herkestim.
Anne, dedi Mehmet zoraki gülümsemeyle, burası bizim evimiz.
Kadıncağız yavaşça ona döndü:
Bizim? dedi usulca, sanki komik bir şey duymuş gibi. Abartma oğlum, bu daire senin. Parasını ben verdim, ben buldum. Kadınlar gelir geçer, mülkler kalır.
O anda bir şey hissettim.
Kırgınlık değil.
Netlik.
Kadının derdi daire değilmiş.
Kadının derdi, beni küçük tutmakmış.
O anda kararımı verdim.
Onun saygısını dilenmeyeceğim.
Kendime örüp inşa edeceğim.
Kimsenin beklemediği bir şey yaptım.
Susmayı seçtim.
Evet, garip gibi duruyor ama bazen susmak zayıflık değil, hazırlıktır.
Tüm tadilatla ilgili fişleri, faturaları toplamaya başladım. Her evrakı, her fotoğrafı, her banka dökümünü
Öncesi sonrası fotoğrafları.
Ustalarla yapılan sözleşmeler.
Banka dekontları.
Ne zaman kayınvalidem fazla ilgili davranırsa başımı sallardım.
Elbette haklısınız, derdim.
O rahatlar, ben çalışırdım.
Gece, Mehmet uyurken kitaplar okurdum.
Bir defterim vardı; çantamda taşırdım gizli silah gibi.
Hepsini yazıyordum:
tarih,
tutar,
konuşma,
onun lafı.
Kin değil, strateji.
İki ay sonra bir avukatla randevum vardı.
Mehmete anlatmadım. Yalana kaçtığımdan değil, duymak istemediğim için:
Yapma, olay çıkacak.
Ben olay istemiyordum.
Çözüm istiyordum.
Avukat hanım tüm olanları dinledi, usulca dedi ki:
İki sorununuz var. Birincisi hukuki, ikincisi duygusal. Hukuki olanı ben çözerim. Duygusal olanı siz halledeceksiniz.
Gülümsedim.
O kısmı çoktan hallettim, dedim.
Bir sabah Mehmet sinirle evden çıkarken bir telefon aldı.
Yine annem Diyor ki akşam buluşalım, ciddi konuşmak istiyormuş.
Biliyordum.
Yine aile konseyi olacaktı.
Yine ben sanık sandalyesinde olacaktım.
Hayhay, dedim sakince. Ben de gelirim.
Mehmet şaşırdı.
Hiç kızmayacak mısın?
Yüzüne baktım, gülümsedim.
Hayır. Bu akşam kızmayacağım. Bu akşam sınırı ben çizeceğim.
Kayınvalidemin evinde buluştuk.
Öyle bir masa kurmuş ki, sanki bayram!
Salata, sıcak ekmek, tatlı
İyi anne rolünü hep böyle oynardı. Bu da manipülasyonun bir parçasıydı.
İnsanlar tokken savunmaya geçmekte zorlanır çünkü.
Hemen başladı:
Mehmet, bence artık işleri düzene koyamamız lazım. Böyle yaşanmaz! İyice belli olmalı, kimin neyi var?
Bana bakarak devam etti:
Bazı kadınlar fazla güvende hissedince kendini mülk sahibi sanıyor.
Bir yudum su içtim.
Evet, dedim. Bazı kadınlar gerçekten de tuhaf hayaller kurabiliyor.
O memnun gülümsedi, herhalde kendi tarafımda sanıyor.
Anlaşıyoruz ne güzel!
O anda çantamdan küçük bir zarf çıkardım.
Masaya koydum.
Mehmet baktı.
Bu ne?
Kayınvalidem de göz ucuyla baktıbir an eşkiyalandı ama çabuk topladı:
Daireyle ilgiliyse hiç uğraşma, dedi.
Sakin baktım.
Daireyle ilgili değil.
Duraksadı.
Peki neyle ilgili?
Ve söyledim. Yavaşça, net bir şekilde, mahkeme kararı gibi:
Bunlar yeni evimin anahtarları.
Kayınvalidem gözlerini kırptı, duyamamış gibi.
Ne anahtarı?
Gülümsedim.
Ev anahtarı. Üstelik yalnızca benim adıma.
Mehmet birden fırladı:
Nasıl yani?!
Sakince ona baktım.
Annen bana neyin kime ait olduğunu anlatırken ben, kimse davetli olmadan giremeyeceği bir yuva aldım kendime.
Kayınvalidemin elinden çatal düştü.
Metalin tabağa vuruşu tokat gibiydi.
Beni kandırdın! diye tısladı.
Başımı eğdim.
Hayır. Sadece sormadınız. Alıştınız ya hep adınıza karar vermeye.
Bir sessizlik
Mehmet bakıyor, sanki ilk defa ailede ortaklık diye bir şey olmadığını anladı.
Ama niye? dedi kısık sesle. Biz aileyiz.
Sakince baktım ona.
Tam da bu yüzden. Çünkü aile demek saygı demektir. Oysa bana burada misafir diyorlar.
Kayınvalidem tekrar tiyatroya sarıldı:
Ben sadece korudum! Ben sahip çıktım! Sen kim oluyorsun ki!
Gülümsedim.
Evet, geçmişte kimseydim. Ama kendi yolumu çizince artık biriyim.
O zaman dosyayı çıkardım.
Faturalar, dekontlar, sözleşmeler.
Bu sizin oğlumun dediğiniz daireye harcadığım para ve emeklerin listesi. Artık bu mesele masada değil, hukuk yolunda konuşulacak.
Yüzü bembeyaz oldu.
Dava mı edeceksin? Aileyiz biz!
Ayağa kalktım.
Aile, insanı kontrol etmek hakkı değildir. Aile, saygı göstermektir.
Çantamı aldım. Anahtarlarım elimde çınladı hafif ve net bir sesle.
Siz oğlunuza daire saklarken ben de kendi hayatıma sahip çıktım.
Çıktık.
Mehmet merdivenlerde peşimden yetişti.
Bunu yaptığına inanamıyorum dedi kısık sesle.
Ona döndüm:
İnanacaksın. Sen beni hiç tanımamışsın.
Eee Peki şimdi biz ne olacağız?
Baktım gözlerine, gülümsemem biraz buruk, biraz sakindi.
O sana bağlı. Sen, kendine yer dilenen bir kadın mı istiyorsun, yoksa elini taşın altına koyanla sen de yürüyecek misin? Annene arka çıkarken mi kalacaksın, yanında mı duracaksın?
Yutkundu.
Peki seni seçersem?
Gözlerinin içine dimdik baktım.
O zaman benim evime geleceksin. Ve kapıyı çalacaksın.
Aynı akşam yeni evime yalnız girdim.
Boştu. Taze boya kokuyordu, yepyeni başlangıç gibiydi.
Anahtarları masaya bıraktım.
Yere oturdum.
Ve aylar sonra ilk kez bir hafiflik hissettim.
Sadece özgürlük.
Çünkü ev, metrekare değil;
Ev, kimsenin sen geçicisin diye fısıldayamadığı yerdir.
Peki siz yıllarca sessiz küçümsemeyi sineye mi çekerdiniz, yoksa bir kapı inşa edip, anahtarı kendi elinize mi alırdınız?




