Veli, Ştefanel… — Ama Abla, Bizim Paramız Yok… Çocuk, İçinde Her Şey Olan Poşete Utangaçça Baktı. Yeni Yıl Sonrası Şehir Daha Sessizdi, Işıklar Artık Kimseyi Isıtmıyordu. Mağazalar Boşalmıştı, Evlerde Fazla Yemek ve Yoğun Bir Sükunet Kalmıştı. Ionescu Ailesi’nin Büyük Evinde Sofralar Her Zamanki Gibi Zengindi; Börekler, Kebaplar, Salatalar, Mandalinalar. Gerektiğinden Fazlası. Bayan Ionescu Tabakları Toplarken İçinde Bir Sızı Duydu; Kalan Yemeklerin Bir Kısmı Çöpe Gidecekti, Bu Düşünce Canını Acıttı. Bir Deneyle Pencereye Yaklaştı ve Onu Gördü: Ştefanel. Kapının Önünde, Küçük ve Sessiz, Kafasında Bere, İnce Ceketle Bekliyordu, Evden Bir Şey Umut Etmeden, Sadece Bekliyordu. Bayan Ionescu Birkaç Gün Önce Onu Vitrinlerin Önünde Gördüğünde, Camın Arkasındaki Yemeklere Aç ve Kabullenmiş Bakışını Unutamamıştı. O An Anladı ve Elindeki Tüm Bayram Artıklarını Büyük Poşetlere Doldurup Kapıyı Açtı: — Ştefanel, Gel Evladım. Çocuk Yavaşça Yaklaştı, — Bunu Al, Eve Götür, Deyip Poşetleri Uzattı. Ştefanel Donakaldı, — Abla… Bizim Paramız Yok… — Para Lazım Değil, Yeter Ki Karnınız Doysun, Dedi Kadıncağız. Titreyen Ellerle Poşetleri Kucaklayan Çocuk Gözleri Yaşlı “Teşekkür Ederim…” Fısıldadı. O Akşam Küçük Bir Evde Bir Anne Minnetle Ağladı, Bir Çocuk Doyasıya Yemek Yedi ve Bir Aile Yalnız Olmadığını Hissetti. Büyük Evde Sofralar Boş Kaldı Ama Kalpler Dolu Dolu Olmuştu. Çünkü Gerçek Zenginlik, Kendin İçin Sakladıklarında Değil, Kimse İstemediği Halde Paylaşmayı Seçtiklerinde Gizlidir. Ve Belki de Bayramlar Bir Günlük Değildir… Belki Bayram, Kapını Açıp “Gel…” Dediğinde Başlar.

– Gel bakalım, Aybüke…
– Hanımefendi, ama bizim paramız yok ki… dedi çocuk, utangaç gözlerle dolu poşete bakarak.

Yılbaşıdan sonra şehir daha bir hüzünlü olurdu. Işıklar direklerde asılı kalır, ama artık kimsenin içini ısıtmazdı. İnsanlar aceleyle yürür, dükkânlar neredeyse bomboş olurdu. Evlerin içinde ise fazlasıyla yemek, ama çok ağır bir sessizlik kalırdı.

Demir Ailesi’nin büyük evinde sofralar yine her sene olduğu gibi donatılmıştı. Baklavalar, et yemekleri, salatalar, portakallar… Gerek olandan çok daha fazlası vardı.

Meral Hanım, tabakları ağır ağır topluyordu. Yiyeceklere bakarken yutkundu. Bir kısmının çöpe gideceğini biliyor ve bu içini sızlatıyordu.

Birden ne olduğunu anlayamadan pencereye yöneldi.
Orada gördü onu.
Aybüke.
Kapının yanında, ufak tefek, sessizce duruyordu. Beresi başında, incecik paltosu üstünde. Eve gözlerini dikmemişti, sanki bekliyor ama kapıyı çalmaya cesareti yoktu.
Meral Hanımın yüreği sıkıştı.

Yılbaşı öncesi onu şehirde görmüştü. Pastanelerin camlarında duruyor, sıra sıra dizilmiş yemeklere hayran hayran bakıyordu. Ne dileniyor, ne de birini rahatsız ediyordu. Sadece bakıyordu. O gözlerdeki açlık ve kabullenmişlik Meral Hanımın hafızasına kazınmıştı.

O anda kararını verdi.
Tabakları bıraktı. Büyük bir poşet çıkardı. Ekmek, baklava, et, meyve, şekerlemeler koydu. Bir poşet daha aldı. Sonra bir tane daha. Bayramdan kalan ne varsa içine doldurdu.

Kapıyı yavaşça açtı.
Aybüke… Gel güzelim.

Çocuk irkildi. Çekinerek yaklaştı.
Bunları al, eve götür, dedi Meral Hanım, yumuşak bir sesle poşetleri uzatarak.

Aybüke donup kaldı.
Hanımefendi… Bizim… paramız yok…
Para istemiyorum ki, dedi Meral Hanım. Sadece yiyin, afiyet olsun.

Aybüke’nin elleri titreyerek aldı poşetleri. Sanki kutsal bir şeyi kucaklıyormuş gibi sıkıca sardı.
Teşekkür ederim… dedi, gözleri dolarak.

Meral Hanım onu seyretti. Aybüke, gelişinden de yavaş adımlarla uzaklaşırken, sanki zaman duruyordu.
O akşam, küçük bir evde bir anne minnettarlıkla ağladı.
Bir çocuk gönlünce doydu.
Ve bir aile artık kendini yalnız hissetmedi.

Büyük evde masa boş, ama kalpler doluydu.
Çünkü gerçek zenginlik; kendin için sakladıklarında değil,
kimse seni mecbur bırakmazken verdiklerinde gizlidir.

Belki de bayram sadece bir gün sürmez.
Belki bayram, kapını açıp…
“Gel” diyebildiğinde başlar.

Yorumlara “ŞEFKAT” yaz ve bu hikâyeyi paylaş. Bazen küçük bir iyilik, bir ömrü değiştirebilir…

Rate article
Lifequest
Veli, Ştefanel… — Ama Abla, Bizim Paramız Yok… Çocuk, İçinde Her Şey Olan Poşete Utangaçça Baktı. Yeni Yıl Sonrası Şehir Daha Sessizdi, Işıklar Artık Kimseyi Isıtmıyordu. Mağazalar Boşalmıştı, Evlerde Fazla Yemek ve Yoğun Bir Sükunet Kalmıştı. Ionescu Ailesi’nin Büyük Evinde Sofralar Her Zamanki Gibi Zengindi; Börekler, Kebaplar, Salatalar, Mandalinalar. Gerektiğinden Fazlası. Bayan Ionescu Tabakları Toplarken İçinde Bir Sızı Duydu; Kalan Yemeklerin Bir Kısmı Çöpe Gidecekti, Bu Düşünce Canını Acıttı. Bir Deneyle Pencereye Yaklaştı ve Onu Gördü: Ştefanel. Kapının Önünde, Küçük ve Sessiz, Kafasında Bere, İnce Ceketle Bekliyordu, Evden Bir Şey Umut Etmeden, Sadece Bekliyordu. Bayan Ionescu Birkaç Gün Önce Onu Vitrinlerin Önünde Gördüğünde, Camın Arkasındaki Yemeklere Aç ve Kabullenmiş Bakışını Unutamamıştı. O An Anladı ve Elindeki Tüm Bayram Artıklarını Büyük Poşetlere Doldurup Kapıyı Açtı: — Ştefanel, Gel Evladım. Çocuk Yavaşça Yaklaştı, — Bunu Al, Eve Götür, Deyip Poşetleri Uzattı. Ştefanel Donakaldı, — Abla… Bizim Paramız Yok… — Para Lazım Değil, Yeter Ki Karnınız Doysun, Dedi Kadıncağız. Titreyen Ellerle Poşetleri Kucaklayan Çocuk Gözleri Yaşlı “Teşekkür Ederim…” Fısıldadı. O Akşam Küçük Bir Evde Bir Anne Minnetle Ağladı, Bir Çocuk Doyasıya Yemek Yedi ve Bir Aile Yalnız Olmadığını Hissetti. Büyük Evde Sofralar Boş Kaldı Ama Kalpler Dolu Dolu Olmuştu. Çünkü Gerçek Zenginlik, Kendin İçin Sakladıklarında Değil, Kimse İstemediği Halde Paylaşmayı Seçtiklerinde Gizlidir. Ve Belki de Bayramlar Bir Günlük Değildir… Belki Bayram, Kapını Açıp “Gel…” Dediğinde Başlar.