Kayınvalidem mutfağımı kendi zevkine göre yeniden dekore etmeye karar verdi, ben işteyken.
Deniz, lütfen ona mutfakta hobi yapmamasını gözet, çünkü bu tadilat bana ne kadar para harcadırttı ve ben kaplamalarımın mükemmeliyetine nasıl titriyorum, biliyorsun Elif, girişte çantasının kayışını sıkıca tutarak telaşla bağırdı.
Kocası, sabah kahvesini yudumlarken gülümseyerek el salladı.
Elif, ne kafaya takıyorsun? Annem sadece bir hafta kalacak, borularını tamir ettiriyorlar. Öldürmekle mi suçlayacaksın? Biraz çorba yapacak, sen de akşam ocağın başında kalmayacaksın.
Çorba harika bir şey, ama lütfen o geliştirme girişimlerini engelle. Eski dairede beyaz duvarları sıkıcı bulup koridorda yunus figürlü bir şerit yapıştırdığını hatırlıyor musun? Bir hafta boyunca yapışkanı temizlemek zorunda kaldım.
Ah, geçmişi hatırlamak yok ki. Anne sadece biraz konfor yaratmak istiyor. Hadi, çabuk çık, geç kalacaksın. Bugün evden çalışıyorum, her şey kontrol altında.
Elif derin bir nefes alıp kocasına bir öpücük kondurdu ve kapıdan dışarı çıktı. Kalbi çarpıyordu. Mutfak onun tapınağı, gururu ve gücünün kaynağıydı. Üç ay boyunca tasarımcıyla mat gri bir granit tonunu seçmiş, doğal taş tezgâh, az detay, net hatlar ve gizli donanım hayalini kurmuştu. Buzdolabına mıknatıslar, renkli peçeteler gibi süs eşyaları yoktu. Minimalizm, ona büyük bir masraftan sonra gelmişti ve yüzeydeki her çizik kişisel bir yara sayılırdı.
Elifin kayınvalidesi Ayşe Hanım, ses getiren, enerjik ve estetik konusundaki görüşlerini asla esnetmeyen bir kadın, dün akşam şehrin dışından gelmişti. Evi bir bakışta eleştirdi ve gençlerin evi hastane gibi temiz ama göz alıcı bir şey yok dedi. Elif bunu sadece yorgunluğa bağladı.
Gün uzadı. Elif sık sık Denizi aramak istedi, ama kendini tutuyordu: Deniz bir adam, söz verdi, gözetir. Üstelik önemli bir raporu vardı; evle ilgili kaygılar ona profesyonellik kazandırmazdı.
Öğle yemeğinde sonunda telefonu eline aldı.
Nasılsın? Anne nasıl?
İyi, Denizin sesi biraz fazla neşeliydi ama gerilimli bir tonda. Anne hafif bir şeyler yapıyor. Pide pişirdi, kokusu bütün binayı sardı!
Pide mi? Elif tüylerini diken diken etti. Deniz, fırını açtı mı? Dokunmatik paneli çözdü mü? Orada kilit var.
Çözdü, çözdü, o akıllı bir kadın. Elif, Zoomda toplantım var, akşam konuşuruz, tamam? Öpüyorum!
Deniz sesini çabuk kesti. Elif telefonuna baktı, hafif bir şeyler yapıyor ifadesi Ayşe Hanımın neyi kastettiğini merak etti. Düşünceleri bir iğne gibi iğneli, yağlı lekeler, taş çentikleri, eriyen plastik birimlerin hayaliyle doluydu. Gerçek ise beklediği kabustan bile daha çılgındı.
Asansörden çıktığında mutfakta soğan, maya ve bir yandan da çamaşır deterjanı kokusu vardı; sanki bir duvar gibi yoğun bir şekilde içeri sızmıştı. Kapıyı anahtarıyla açtı.
Eve geldim! bağırarak terliklerini çıkardı.
Sessizlik karşılık verdi. Sadece mutfaktan Ayşe Hanımın neşeli şarkısı ve çatal kaşık sesleri geliyordu. Koridordan yürüdü. Mutfak kapısı açıktı. İçeri adımını attı ve çantasını düşürdü.
Onun mutfağı o katı, gri bir cennet şimdi yok oluyordu.
İlk göz attığında renk patlamasını gördü. Parlak, çılgın, acımasız bir renk.
Sert, temiz taş tezgâh bir pamuklu masa örtüsüyle kaplanmıştı. Sadece bir örtü değil, devasa ayçiçekli turuncu bir yorgan. Kenarları dalgalı bir şekilde sarktı, alt çekmeceleri gizledi.
Ah, Elif geldi! renkli bir önlük (ki Elifin hiç önlüğü olmamıştı) içinde Ayşe Hanım ocağın başından dönerek gülümseyerek bağırdı. Şimdi tatlılarımızla oynayacağız! Şimdi seni besleyeceğim, anne işini bitirdi.
Elif kelime bulamıyordu. Gözleri odanın yıkıntılarını tarıyordu.
Katı gri kaplamaların üzerine çıkartma kelebekler yapışmıştı. Pembe, mavi, yeşil kelebekler avuç büyüklüğünde ve kağıtlara rastgele yapıştırılmıştı.
Ayşe Hanım Elif titreyerek sordu. Bu neyin nesi?
Kelebekler mi? Süpermarketten almıştım, süt almaya koşarken. Hemen daha canlı oldu! Burası artık bir mezarlık gibi gri değil, bir yaz bahçesi! Ve Denize de beğenmişti, değil mi çocuk?
Deniz mutfağa girdi, suçlu bir bakışla çoraplarını inceliyordu.
Anne, ben uyarı verdim sessizce mırıldandı.
Değerlendirmeye ne gerek? elini çırparken bağırdı. Buraya sıcaklık getirdim! Lüks bir mutfak ama ruhu eksik, soğuk, boş.
Elif pencereye yürüdü. Kendi yağmur asfaltı renkli Roma perdeleri kaybolmuş, yerine beyaz, kabarık işlemeli altın kuğu motifli bir tül asılmıştı.
Perdeler fısıldadı. Nerede?
Çamaşırda, Ayşe Hanım atlayarak cevap verdi. Tozlu, griydiler, ben yeni aldım, çantamda taşıdım, bir gün işinize yarar. Şimdi ne kadar ışık var, ne kadar şık!
Elif tezgâhın kenarını kaldırdı, ayçiçekli örtünün altındaki yapışkan bir lekeyi buldu.
Neden bu örtü? Doğal taş kapatamazlar
Taş soğuk, dirseklerin üşür! Ben hamuru açarken temizlemek istedim, o yüzden örtüyü bir bezle sildim. Pratik! Fikspriceden aldım, bir kaç kuruş, görünüm değişti.
İçinde volkan patlardı. Buzdolabına baktı; iki metre uzunluğunda çelik bir dev, şimdi magnetlerle kaplı bir pano gibiydi. Domuzcuk, kedi ve Altın Çevre şehirlerinin magnetleri sergileniyordu.
Şu magnetler şaşkınlıkla işaret etti.
Benim! Evden getirdim. Orada tozlanacaklarını düşündüm, ama bu dev buzdolabı boş alan yaratıyor. Bu da Anteptan, beş yaşındayken Denizle gittiğimiz yer, hatıra!
Elif gözlerini kapadı, derin bir nefes aldı. Sakinleşmesi gerektiğini düşündü. Kayınvalidesi, sadece iyilik yapmaya çalışıyordu.
Deniz, buz kesik bir sesle fısıldadı. Bir iki kelime için yatak odasına gidebilir miyiz?
Deniz başını eğdi, elini uzattı. Ayşe Hanım bağırdı:
Şu anda fısışık etmeyin, soğuyor! Oturun, sıcak yemek yiyin!
Yatak odasında Elif kapıyı kapattı ve arkasına yaslandı.
Sen söz verdin. Gözetecektin.
Elif, ben çalışıyordum! Deniz savunmaya başladı, el hareketleriyle açıklamaya çalıştı. Kulaklık takmıştım, bir müşteriye telefonla konuşuyordum. Su içmek için çıktım, kelebekler vardı. Anne, Elif kızacak dedim. Sorun değil, ona sürpriz yapıyorum dedi. O yapışkanları sökemem, kızar.
Kızar mı? Elif hırçın bir sesle bağırdı. Bu mutfağım bir köylü pazarı! Rüs, ayçiçek, kelebek! Bu çıkartmalar yüzeye zarar verir, yapıştırıcı softtouchu yiyebilir!
Temizleriz, Elif, ne
Temizleriz mi? Rafları gördün mü?
Hayır, ne?
Ben de görmedim, ama izlemek istemiyorum. Git, ona her şeyi eski haline getirmesini söyle. Şimdi.
Yapamam Deniz isteksizce itiraf etti. O anne, çaba harcıyor. Sabah beşten beri hamur yoğuruyor. Şimdi söyleyince tansiyonu yükselir. Biliyorsun, o ne kadar kaygılı. Bir hafta daha sabredelim mi? O gider, biz sessizce toparlarız.
Bir hafta mı? Elif gözlerini kocasına dikti. Bir hafta kahve içip altın kuğu tülünün içinde oturamam! Gözüm titriyor!
Lütfen, sadece bir iki gün. Sana SPA paketi alırım, iki tane. Sadece kavga etme. Anne zaten ev tadilinde stresli, kendini işe yarar hissetmek istiyor.
Denizin gözlerinden bir yalvarış akıyordu, Elifin öfkesini bir nebze yatıştırdı.
Tamam sonunda karar verdi. Şimdi kavga etmeyeceğim, ama örtüyü çıkaracağım. Perdeleri de bu akşam yerine takacağım, sentetiklere alerjim var diye söyleyeceğim.
Mutfakta Ayşe Hanım tablo kurmuş, ayçiçekli örtünün üstünde buharlı bir çorba ve ortada bir tepsi dolusu beyaz çiğ köfte vardı.
Hadi, çalışkanlar! bağırdı kayınvalidesi. Yoğurt ekleyelim mi?
Elif masaya oturdu. Açlık yoktu, ama koku gerçekten iştah açıcıydı. Bir kaşık alıp, önündeki gülümseyen bir güveci görmemeye çalıştı.
Ayşe Hanım, akşam yemeği için teşekkür ederim diplomatik bir sesle başladı. Ama dekor konusuna gelecek olursak çok spesifik bir zevkim var, boş alanı seviyorum.
Bu zevk mi, depresyon mu, canım? kayınvalidesi kesin bir tavırla yanıtladı. Kadınlar çiçek, fırça gibi şeylerle beslenir. Bu mutfak bir ameliyathane gibi; erkekler rahat hissetmez. Öyle mi, Deniz?
Deniz çorbaya boğuldu.
Anne, ben seviyorum. Şık.
Şık taklit etti Ayşe Hanım. Şık demek ruhun şarkı söylemesi demek. Şimdi şarkı söylüyor. Bu arada, banyoda da biraz düzen yaptım.
Kaşık Elifin elinden kayıp tabağa çarptı, çorba ayçiçekli örtünün üzerine sıçradı.
Banyoda mı? sesini kısarak sordu.
Evet. Şampuanlar aynı kutularda, hangisinin ne olduğunu ayıramazsın, ben işaretledim. Pembe, kabarık bir halı koydum ayakları sıcak tutması için. Cam bölmeyi de delfinli bir perdeyle değiştirdim.
Elif yavaşça masadan kalktı.
Çok teşekkür ederim, çok lezzetliydi diyerek duvara baktı. Şimdi yatağa gideceğim, başım ağrıyor.
Mutfaktan çıkarak Ayşe Hanımın yüksek sesle Denize fısıldadığını duydu:
Görüyor musun? Ben dedim, kızım sıkıldı. Hiçbir şey onu mutlu etmiyor, güzellik bile yetmez. Biraz vitamin almalı.
Banyo da mutfaktan daha vahşiydi. Beyaz mermer duvarlar, pembe renkli peluş bir halı, süper pahalı sabunlukların üzerine kalıcı siyah markerla SAÇ İÇİN, VÜCUT İÇİN, DİŞ İÇİN yazılmıştı. Cam bölme, mavi delfin desenli bir naylon perdeyle kapatılmış, altındaki kırıntı gibi bir çivi yeni seramik üzerine saplanmıştı.
Elif banyo kenarına oturdu, elleriyle yüzünü kapattı. Ağlamak istiyordu, ama üzüntü değil, çaresizlikti. Bir işgal, birisi gizlice onun kişisel alanına bakım maskesi takıp girmişti.
On dakika kadar oturdu, bir adım duyuldu, kapı aralandı, Deniz belirdi.
Elif, nasılsın?
Odamın gitmesini istiyorum fısıldadı. Bir hafta değil, yarın.
Nereye gidecek? Onun tamiratı var, su yok
Otel. Bir oda ayarlayacağım, kahvaltılı, ben ödeyeceğim. Burada kalamam, anne her şeyi mahvetti. Sabunlukları gördün? Marker! Temizlenmez!
Alkolle temizleriz, Elif. Panik yapma.
Sorun alkol değil! Sorun, saygı yok. Evimi oyun alanı gibi gördü, bölgeyi işaretledi, bir kedi gibi!
O anda mutfaktan çığlık, kırık cam sesleri ve Ayşe Hanımın çığlıkları yükseldi. Elif ve Deniz birbirine baktı, koşarak mutfağa daldılar.
Görünüm bir felaketti. Ayşe Hanım yere ellerini bastırarak duruyordu. Zemin su ve cam kırıklarıyla doluydu; üstteki dev meşe rafı kırılmış, yanındaki çiçek saksıları da devrildi.
Sadece bir çiçeği sulamak istedim ayakları titrek bir sesle söyledi. Raf sağlamdı, ben sadece bir geranium koydum
Elif duvara baktı, kazılmış delikler duvarı boş bırakmış, alçı tozu dökülmüş, beton ortaya çıkmıştı.
Raf sadece iki fotoğraf çerçevesi taşıyacak şekilde tasarlanmış sakin bir sesle belirtti. Üç saksı çok fazla.
Kim bilebiliyordu ki! ağladı kayınvalidesi. Şu anki mobilyalarınız ne kadar kırılgan! Bizim zamanımızda mobilya ömür boyu dayanırdı!
Elif kırık camların üzerinden yürüyerek duvara dokundu, delik kenarını parmağıyla süzdü.
Bu alçı işçilik, bir metrekare fiyatı senin emekliliğin gibi, Ayşe Hanım. Onu gizlice tamir etmek imkansız, tüm duvarı yenilemek gerekir.
Kayınvalidesi korkmuş bir şekilde Elife baktı.
Gerçekten mi? Tüm duvar mı? Bir tablo mu asalım? Halı mı?
Hayır Elif döndü, kararlı. Hiçbir tablo, hiçbir halı. Deniz, anne eşyalarını topla.
Deniz ve Ayşe Hanım aynı anda bağırdı.
Ne? ikisi şaşkınlıkla sordu.
Şimdi taksi çağırıyorum. Merkez otelini rezerve et, anne oraya gitsin, tamirat bitene kadar orada kalır. Ben masrafları karşılarım. Burada bir an bile kalmaz.
Anneyi evden çıkartıyor musun? Ayşe Hanım kalp ağrısıyla bağırdı. Kendi annemi bir çukur yüzünden mi? Deniz, eşinin ne dediğini duyuyor musun?
Deniz beyaz bir yüz ifadesiyle duvarla Elife baktı. Beş yıldır gördüğü bu ifadeyi bir kez daha gördü ve biliyordu ki, tartışmak boş. Elifin kararı bu kadar kararlıysa, hiçbir buldozer ona engel olamazdı.
Anne, sessizce fısıldadı. Elif haklı, bu aşırı. Mutfağı mahvettiniz.
Ben konfor istedim! çığlık attı Ayşe Hanım. Ben çabaladım! Siz nankorsunuz! Burada artık ayak izim kalmaz!
HarikaDeniz, Elife bakıp gülümseyerek Artık bu mutfağı tekrar minimalist bir sanat eserine dönüştürmek için sadece bir çay ve bir kâğıt havlu yeter dedi.




