Ayşe teyze, biliyorsun ki Veli iş dünyasında kaybolmuş bir kaşif, günlerce toplantı odalarında dolaşıyor, hâlbuki Sibel şehrin diğer ucunda yaşıyor, oraya iki saatlik trafikle ulaşmak ona bir çile. diyordu, sanki bir çay bardağından dökülen balı gibi tatlı bir sempatiyle, Tatyananın elini büküyormuş gibi. Sen evde bilgisayarla oturuyorsun, programlar seninle konuşuyor, zaman seninle akıyor. Teyzem Gülçiçeğe bir çorba ısıtıp, tansiyonunu ölçmek sana zor gelmez, değil mi?
Fatma çay bardağını usulca tepsiye bıraktı, çınlamasını istemeyerek. Pazar kahvaltısında başlayan masum sohbet, bir anda planlanmış bir kuşatmaya dönüştü. Masada Fatma, eşi Mehmet, kayınvalidesi Ayşe Şahin, Velinin kuzeni ve oğlu Vural, ve Vuralın kız kardeşi Sibel oturuyordu. Hepsi Fatmaya, dalgalı bir denizde tek kurtarıcı halka gibi bakıyordu.
Gülçiçek, Ayşe Şahinin kardeşi, bir hafta önce felç geçirmişti. Doktorlar çareyi bulmuş, kriz geçmiş, yarın evine taburcu edilecek, ama hâlâ yatakta kalması, dinlenmesi ve sürekli bakıma muhtaç olması emredilmişti.
Ayşe Şahin, diyerek Fatma sesini tutmaya çalıştı, içinde bir öfke dalgası yükseliyordu. Ben serbest bir takvimde çalışmıyorum. Uzaktan çalışan bir mali sorumlu olarak, çeyrek sonu rapor dönemindeyim. Monitör başında beş saate kadar oturuyorum, su içmek bile bir ayrıcalık. Koşup gidecek demek ne demek? Gülçiçek otobüsle üç durak uzakta; gidiş geliş bir saat, üstüne bakım.
Yok canım, ne kadar zor! diye elini salladı Sibel, salata alırken. Muhasebeniz bir köşede kalmaz. Dizüstü bilgisayarınızı yanınıza alıp oturursunuz. Gülçiçeğe oturur, çalışır, su ikram eder, sonra da evlat gibi göz kulak oluruz. Biz bir aileyiz.
Fatma bakışını Sibele çevirdi. Bakımlı tırnakları, kozmetik salonunda iki gün çalışıp iki gün dinlenen bir yöneticiydi.
Sibel, senin iki gün çalışma, iki gün dinlenme takvimin var, diye hatırlattı Fatma. Demek ki ayda on beş gün tamamen boşsun. Neden yarı vardiya sorumluluğunu üstlenmiyorsun?
Sibel bir yaprak salata boğazına kaçırdı, gözleri kocaman açıldı.
Benim hafta sonum benimle, kan görmeyi sevmem, ilaç kokusunu ise bir an önce tıkırdamak isterim. Gülçiçeğin yanında otururken mide bulantısı tutar. Benim psikolojim incecik.
Vural aniden araya girdi, lüks bir SUVnun anahtarını parmaklarıyla çevirerek: Ben de bir işim var, Fatma. Parayı ürünlere yatırabilirim. Şu an sezon, ailemi göremiyorum, eve sadece uyumak için geliyorum. Eğer ben işleri bırakırsam, herkes dünyayı dolaşır.
Tüm gözler tekrar Fatmaya döndü. Mehmet, başını eğmiş, bir köfteyi çatalına saplayarak sessizce izliyordu. Anneden ve geniş aileden gelen baskı onu boğuyordu.
Durun, diyerek Fatma sırtını dikledi. Şimdi netleşelim. Gülçiçeğin iki yetişkin çocuğu var: Vural ve Sibel. Bu sizin doğrudan sorumluluğunuz. Benim bir işim, bir evim ve bir de annem var, ona da ilgi göstermek zorundayım. Haftasonları gelebilir, market alışverişi yapabilir, haftada bir temizlik yapabilirim. Ama ben bakıcı olmayacağım.
Oda ağır bir sessizliğe büründü. Kayınvalidenin dudakları sıkılaştı, yüzü bir elmalı turta gibi kızardı.
Nasıl konuşuyorsun, dedi çene çırparak. Odamı yenilediğimde Veli inşaat malzemelerini indirimle sağladı. Sibel bana salonunda indirim yaptı, sen de teşekkür dedin. Şimdi bir felaket geldi, evim köşeden mı? Gülçiçek, hatırlayın ki, benim fabrikada iki vardiya çalışırken, Mehmetin küçük çocuğuna bebek bakıcısı olmuştu! O onun ikinci annesi!
Mehmet sonunda başını kaldırdı, suçlu bir bakışla.
Fatma, gerçekten Gülçiçek bana çok yardımcı oldu. Belki bir şeyler organize edebiliriz? Akşamları gelip
Mehmet, diye Fatma gözlerinin içine baktı. Akşamları sekizde geliyorsun. Sabah sekizde kim ona bakacak? Vural yedi yıl önce çimento indirimi yaptı, ona sadece çimento ücreti ödedik, mağaza kârı yok. Sibelin salon indiriminde yüzde beş, ben de benzinle onun yanına gidiyorum. Hemen bana aile bağları için fatura çıkartma.
Vural aniden ayağa kalktı, sandalyeyi gıcırtılı bir sesle itti.
Tamam, anladım. Yardım beklemek boş. Kendimiz döneceğiz. Bir bakıcı tutalım, bu kadar soğuk bir aile Ama, Fatma, unutma: dünya yuvarlaktır. Bir bardak suya ihtiyacın olursa, boş gelmesinden şaşırma.
Masaya beş bin TLlik bir not ekti, meyve için, ardından odadan çıktı. Sibel de peşinden koştu, gözlerinde bir yıldırım gibi bir bakış bırakarak. Kayınvalide kalp çarpıntısı yaşadı, çantasından bir validol çıkarmaya çalıştı.
Akşam sünger gibi bir sessizlik içinde geçti. Mehmet evde bir yabancı gibi dolaşıyor, iç çekiyor, ama konuşmaya cesaret edemiyordu. Fatma, bencillik gördüğünü düşündü, ama bir de bir şey daha fark etti: Bu anı kaybedersem, gelecek aylarca Gülçiçekin evinde bezi değiştirmek, kapricenliklerini dinlemek zorunda kalacaktı, sevgi dolu çocuklar işlerini, hayatlarını kurarken.
Ertesi gün telefon çaldı. Kayınvalide aradı, ardından Samsundan bir üçüncü derece halası, bir anda hayat dersleri vermek isteyen bir akraba, yine kayınvalidenin sesi. Fatma telefonu açmadı. Rapor sayıları ona odaklanma zorunluluğu getiriyordu; duygular ise sert kontrol talep ediyordu.
Akşam Mehmet eve karanlık bulutlar gibi döndü.
Annem aradı, dedi ayakkabılarını çıkarmadan. Gülçiçek ağlıyor, kimseye lazım olmadığını, huzurevine konulacağını söylüyor. Vural bir kadın tuttu, ama sadece iki saat günde yemek ısıtabiliyor. Diğer zaman ne?
Mehmet, Vuralın iki ergen çocuğu var, karısı çalışmıyor, ev işleriyle meşgul. Sibelin çocuğu yok. Neden bir takvim oluşturamıyorlar? diye sordu Fatma yorgun.
Vuralın karısı onu hor görüyor, annesini ona bakmak zorunda hissetmiyor. Sibel biliyorsun ki Sibel, ördek ve damper görürse depresyon geçirecek diye hırçın. Hep bir uçurum, bir teyze yalnız Fatma, belki bir yarım gün? Profesyonel bakıcı bulana kadar?
Fatma Mehmete baktı. Onu seviyor, ama onun yumuşaklığı bazen ölüme yakın bir çığlık çıkarıyordu.
Tamam, dedi birden. Yarın gideceğim. Ama bir şartım var.
Ne? Mehmet parladı.
Göreceksin.
Ertesi sabah Fatma laptopunu alıp Gülçiçeye gitti. Kapıyı iki saatlik bir bakıcı, yorgun bir kadın açtı.
Ah, Tanrıya şükür, birileri geldi, iç çekti. Gülçiçek çorbayı reddediyor, tavuk suyu istiyor, ama ben iki yaşlı adama koşmak zorundayım.
Fatma odaya girdi. Kokusu korvalol ve eski çamaşır, Gülçiçek yüksek bir yatakta, yastıklarla çevrili, televizyon izliyordu. Fatmayı görünce dudakları büzdü.
Gelmişsin. Tozlanmadın. dedi. Vural mı, Sibel mi gelecek sandım, ama bir de yedi suyu gönderdiler.
Merhaba Gülçiçek Hanım, nazikçe selam verdi Fatma. Vural çalışıyor, Sibel meşgul. Yardımcı olmak için geldim. Ne istersiniz?
İlk önce tavuk suyu! Taze, krutonlu! Sonra yatağı değiştir, yastıklar beni bıçak gibi kesti. Perdeleri de ayarla, güneş gözlerime çarpıyor, görmüyor musun?
Fatma derin bir nefes alıp laptopunu masaya koydu, mutfağa yöneldi. Buzdolabında bir topuz peynir ve bir kavanoz ekşi süt kaldı. Tavuk yoktu.
Gülçiçek Hanım, evde yiyecek yok. Vural getirecek miydi?
Söz verdi, unutmuş! bağırdı Gülçiçek. Sen alışveriş yap, Beşerlik yanındaki market var, Bime gidip tavuk, yoğurt, taze meyve al.
Para nerede? diye sordu Fatma.
Para? Benim maaşım ayın beşinde geliyor. Sen al, Vural sonra ödeyecek. Ya da sizin evde para yok mu?
Fatma sessizce cüzdanını çıkarıp markete gitti, üç bin TL harcayarak her şeyi aldı. Tavuk suyu kaynattı, yatağı düzenledi, perdeleri çekti. Gülçiçek bir dakikada daha sıkı bir yastık! diye bağırdı, bacaklarımı nasıl kesersin? diye fısıldadı, Sibel burada olmalıydı, o nazik olurdu diye mırıldandı.
Fatma bir anda Sibel neredesin? diye bağırdı.
Sibeli dokunma! bağırdı Gülçiçek. Onun hayatı başka, bir erkek bulmalı, ördek taşıyamaz. Sen evlisin, zaten bir şey istemezsin, otur ve bak.
Akşam yorgunluk Fatmayı kömür vagonunu boşalttıktan çıkmış gibi sarstı. Laptopunu on beş dakikalık bir süre açabildi, sonra Gülçiçek yatakta horuldarken bir dizi talimat geldi: Su getir, kanalı değiştir, pencereyi aç, gazete oku, neden sesini bu kadar yüksek yapıyorsun?
Mehmet geldiğinde gece vardiyasını devralmak için, Fatma mutfakta duvara bakıyordu.
Nasıl geçti? neşeyle sordu Mehmet. Her şey yolunda mı?
Mehmet, usulca cevapladı. Ürünleri kendi paramla aldım, temizlik yaptım, senin teyzenin duşunu yıkadım. Tüm bu süreçte teşekkür duymadım, sadece Sibelle karşılaştırma ve sen bir melekmişsin gibi sözler duydum. Senin teyzen, ben iyi evli olduğum için ona hizmet etmem gerektiğini düşünüyor.
O hastalanmış, karakteri bozulmuş başlamaya çalıştı Mehmet.
Hayır. Karakteri hep böyle, sadece şimdi frenler kırıldı. Dikkatli dinle beni: bir daha gelmeyeceğim. Yarın, bir sonraki gün, bir daha asla bakıcı olmayacağım.
Mehmet şaşkın, Yarın kim? diye sordu. Fatma cevap verdi: Vural ve Sibele sor.
Fatma evine döndü. Ağlamayı, çaresizliği hissetti, ama kendini durdurdu. Bir plan yapmalıydı.
Ertesi gün saat onda Vural aradı.
Fatma, merhaba. Anneye aradım, çorban güzelmiş, zaman ne zaman geliyorsun? Bakıcı hastaymış, iki saat çalışıyor. Çeşitli iğneler var, saat on ikide.
Gelmem, Vural dedi sakin. Dün geldim, işi ve durumu değerlendirdim. Durum şu: annen profesyonel 24 saat bakım istiyor. Ben muhasebeciyim, iş günüm para demek. Dün dört saat işimi kaybettim, üç bin TL harcadım.
Fatura mı kesiyorsun? bağırdı Vural. Akrabalara fatura mı kesiyorum?
Gerçeğe fatura kesiyorum. Eğer sen ve Sibel bakamıyorsanız, bir profesyonel tutmalısınız. Maliyeti ayda altmış bin TL, yemek dahil.
Param yok! Ekonomi krizi! bağırdı Vural. Aracımı sat, ya da Sibelin paltonunu sat. Ya da iki gün bir vardiya dön.
O zaman SUVni sat, daha ekonomik bir araba al. Ya da Sibel paltonunu sat. Ya da kendiniz dönüşümlü nöbet tutun. Ben daha fazla bir şey yapmayacağım, eğer siz çocuğunuzun bakımına bir tutam bile katkı sağlamazsanız.
Vural telefonu kapattı, numarasını kara listeye ekledi. Ardından Sibelin, sonra Ayşe Şahinin numarasını ekledi. Fırtına geliyor, Fatma sessizlik sığınağında bekledi.
Mehmet akşam eve geldiğinde solgun ve titrekti.
Ne yaptın? bağırdı Mehmet. Anne aradı, bağırıyordu ki bırakıyorsun, ölüme götürüyorsun. Vural beni para çalan bir canavar dedi. Hepsi kavgaya girdi.
Şu an Gülçiçekte kim var? sordu Fatma sebze doğramaya devam ederken.
Kayınvalide gitti. Annemin tansiyonu iki yüz, o da gitti. Gençler acımasız, ben kemiklerle yatarım dedi.
Gördün mü? dedi Fatma. Kimse ölmedi. Mehmet, otur, yemeği ye.
Yemek yiyemiyorum! bağırdı Mehmet. Artık bizi düşman olarak görüyorlar! Ne yapacağız?
İletişim kurmayacağız, özür dilemedikçe. Mehmet, bir şeyi anla: taşıyan, oturan, üzerine binen herkes aynı rotada. Ben kordonu saldım. Annen orada bir gün kalacak, sağlığın değerini anlayacak, Vurala borcunu ödeyecek. Vural, paran var, geçen hafta yeni bir depo aldığını övüyordu.
Mehmet bir yandan korku, diğer yandan hayranlıkla Fatmaya bakıyordu. O, akıntıya karşı yelken açan bir damardı.
Gülçiçek Hanım, sonunda pencereyi açıp dışarıdaki bulutların hafifçe çalan melodisini dinlerken, Fatmanın sessiz zaferi gökyüzünün kâh tüy gibi, kâh ise yumuşak bir yorgan gibi üzerlerine düşen bir rüya gibi serpilmişti.




