Kocaya Ayar Vermek
Destekleriniz, beğenileriniz, ilginiz ve hikâyelerimin altına yazdığınız yorumlar için teşekkür ederim. Abone olanlara ve en önemlisi, bana ve beş sevimli kediciğime bağış yapan herkese kocaman teşekkürler. Beğendiğiniz hikâyeleri sosyal medyada paylaşmanız da beni çok mutlu ediyor!
Hastaneden çıktıktan sonra Nermin kendini daha iyi hissediyor ve sabah erkenden eski düzenine dönmeye karar veriyor. Fakat uyandığında, içinde beklenmedik bir huzursuzluk beliriyor.
Kocası Rasim ise çoktan kaslarını çalıştırmaya başlamış durumda. Sporcu yaradılışlı olan Rasim, emekli olmasına rağmen alışkanlıklarından vazgeçmiş değil. Her sabah antrenman niyetine, eklemlerine iyi gelecek hareketlerle başlıyor.
Nerminin ise birinci işi her sabah kedileri Mişa ve minik köpeği Zıpırın bakımını yapmak. Önce Mişanın kumunu temizliyor, sonra onlara mamalarını veriyor, gece boyunca evde nereye girip çıktılarsa onları düzeltiyor. Ardından aceleyle Zıpırı gezmeye çıkarıyor.
Öğle ve akşam yürüyüşleri ise daha uzun sürüyor. O zaman Rasim de eşlik ediyor ona; birlikte parkın sessizliğinde zaman geçiriyorlar. Ama sabah saatlerinde, o sporunu yaparken Nerminin yetişmesi gereken çok işi oluyor.
Hızla eve dönüyor, alıştıkları mütevazı kahvaltılarını hazırlıyor: ya bal ve kuru meyveyle karıştırılmış lor peyniri ya da sırayla pişen menemen, omlet veya haşlanmış yumurta
Nermin, her sabahki bu koşturmacasını bir tür egzersiz olarak sayıyordu. Ama hastanedeki doktorlar programını öğrendiklerinde, ev işlerinin egzersiz yerine geçemeyeceği konusunda diretmelerine şaşırmıştı.
O sırada Rasim, kaslarını çalıştırmayı bitirince, yatakları topluyor. Genelde biraz homurdanarak, Bu işler erkek işi mi? Evdeki bütün yük bende! diyor. Haftada birkaç kez çamaşırları makineye atıyor, evi süpürüyor, bazen de Nerminin gene hiçbir işi düzgün yapmadığından dem vuruyor.
Kahvaltıdan sonra bulaşıkları da yıkıyor ve bunu Nermine en büyük yardımı gibi görüyordu.
Nermin kahvaltıdan sonra öğle yemeğine geçiriyor ve ardından bilgisayarının başına geçiyordu. Emekli olduktan sonra hala ufak tefek işler bulup cep harçlığını çıkarıyor, kuruş hesabı yapmayı sevmiyordu.
Rasim ise onun bu ufak işleriyle alay ediyor, yeni bir şey alma isteğini gereksiz buluyordu. Dolaplar dolu kıyafetle!
Nermin çoğunlukla taviz veriyor, karşı çıkmıyordu. Zaten kıyafete fazla meraklı değildi, üstelik Rasim çoğu zaman Nerminin yaşıtlarına göre harika göründüğünü söyleyip onu överdi. Fakat Rasim üçüncü matkabını almak istediğinde veya kendi ihtiyaçları için para harcadığında, o gülünç kazancından harcamalarına da bir şey demezdi.
Ancak hastalığı her şeyi beklenmedik şekilde değiştirdi. Hatta Nermin bu değişime başta biraz ürktü.
Bir gün markete giderken sokakta bayılıp düşmüş, ambulansla kaldırılmıştı hastaneye.
Doktorlar ekspres test sonuçlarını görünce şaşkına dönmüşlerdi; değerler felaket seviyedeydi, nasıl kendi başına yürüdüğüne inanamadılar. Rasim ise Nermini hastanede, damarına serum takılı hâlde, sararmış bir halde görünce adeta panikledi. Evdeki işlerin beklenmedik kadar çok olduğunu, Nermin olmayınca anladı.
Nihayet Nermin iyileşip eve döneceği günü beklerken, Rasim ona çocuk gibi özen gösteriyor, sık sık soruyordu:
Ne oldu Nermin, iyi misin? İyi değil misin? Valla suratta solukluk kalmamış, çok iyisin bence.
Ardından gülerek ekliyordu:
Fazla yatma, alışkanlık yapar vallahi, kalk toparlan, eski düzene dön biraz
Nermin belli bir noktada Rasime katılsa da, bu sabah uyandığında yeniden o eski telaşına atlamak istemediğini fark etti.
Kocasına baktı; Rasim sakince egzersizlerine devam ediyor, Nerminin kendi işine bir an önce başlamasını bekliyor gibi duruyordu.
Çok uzun zaman sonra ilk kez Rasimde özverili bir eş değil, farkında olmadan ona ağır bir yük yükleyen birini gördü. İçinde bir şey isyan etti.
Hastanede doktorun endişeli sesi kulaklarında yankılandı:
“Kendinizi düşünmüyorsunuz, kocanıza da bunu alıştırmışsınız. Her şey çok kolay geliyor ona, yorulmadığınızı sanıyor. Yüzünüzde gülerken, şikâyet etmiyorsunuz ki. Size ambulansla geldiniz, hem de değerleriniz olması gerekenden üç kat düşük. Yaşamak istiyor musunuz?”
O gün, hastanede, hemen serum takıp birkaç kez kan verdiler, değerleri normale dönünceye kadar bu böyle sürdü. İlk kez başına geliyordu ve her kan alındığında, damarındaki şeffaf tüpe bakıp düşünüyordu:
Demek ki, bana beş farklı insandan kan verdiler, beni kurtardılar. İçimde yabancı bir şey var artık; ya karakterimi de değiştirirse?
Belki de bu düşünce, hiç de sebepsiz değildi.
Eve döndükten sonra, Nermin bir daha eşine bu kadar fedakârlık etmeye hazır olmadığını fark etti. Evet, Rasimi seviyor, Rasim de onu. Kocası çok homurdansa da, başka erkeklerin hiç yanaşmadığı işlere el atıyordu. Ama hep kendisini öne çıkarıp, onun yaptıklarını küçümsüyordu.
Eskiden Nermin bunu sineye çekiyor, zaten yapısı yumuşaktı. Ama şimdi içindeki bir şey sanki değişmişti.
Birden bire kendine ve eski hobilerine zaman ayırmak istedi. Belki tozlu eski piyanoyu açar, belki daha önce denemediği bir şeyi öğrenirdi. Henüz neye hevesleneceğini bilmiyordu ama içine doğmuştu.
Doğruldu ve Rasimin yanında, kendisi de spor yapmaya başladı. Rasim ise dayanamayarak:
Yahu Nermin, hastanede seni fazla mı iyileştirdiler, yaşlılıkta yeniden mi spora başlıyorsun? Zaten çok sağlıklısın, boşver, git kedileri köpeği doyur, kahvaltı hazırla da yiyelim.
Bana doktor söyledi, başka türlü uzun yaşayamazmışım, dedi, diye ilk kez sesi bambaşka, kararlı bir tonda çıktı. Yoksa ölümümü ister misin?
Rasim onun bu doğrudan sözleri karşısında adeta neye uğradığını şaşırdı. Ama anlaşılan Nerminin inadının çabuk geçeceğini, doktorların kafasını bulandırdığını sandı ve bu kez homurdanmadı bile; Nermin egzersizi bitirir bitirmez kararla sertçe dedi ki:
Şimdi Mişa ile Zıpırı besliyorum ve Zıpırı sen çıkarıyorsun, ben de o arada kahvaltıyı hazırlıyorum, böyle daha hızlı olur.
Kendi şaşkınlığı içinde Rasim itiraz etmeden kabul etti. Nerminin ise içinde tuhaf bir karışıklık vardı. Sanki vücudunda yeni bir enerji, beş yeni güç vardı ve sessizce ona kendi hakkı olan şeyleri fısıldıyordu: Eski kıyafetleri atıp yenisini almak, sevdiği gibi spor yapmak veya piyano çalmak artık hakkıydı; zaten bunun için uzun zamandır kendi parasıyla, alın teriyle kazanmıştı.
Tam beş tane yeni karar fark etti kendisinde ve birden anladı:
“Evet, bana beş kişinin kanını verdiler. Cesaretim, enerjim o insanlardan geçti bana demek ki! Kalp naklinde insanın zevkleri, hatıraları değişirmiş, yeni yetenekler çıkarmış. Bizimki de öyle oldu herhalde!”
Artık Rasime baktığında, eski teslimiyetle bakmıyor, doktordan aldığı cesaret ve içindeki bu tuhaf güçle güven dolu gözlerle karşılık veriyordu.
Rasim ise şaşkınlıkla yeni Nermini anlamaya çalışıyordu; sanki bildiği kadın başka biri olmuştu.
Rasim, bak sana bir şey söyleyeyim, dedi Nermin ona hiç olmadığı kadar cesurca, Sen benim hiç bir şey yapmadığımı sanıyorsun, çünkü hiç bakmadın; nasıl yorulduğuma, gayretime, senin için çabaladığıma hiç şahit olmadın. Şimdi ise göreceksin; şaşırma, eski elbiseleri atıp yenilerini alacağım. Ve ben artık piyano da çalacağım. Sen bana gülerdin ya, konservatuvarı bitirip ancak Elifin Düğününü bile zor çalabiliyorsun derdin; şimdi dinle…
Piyanonun kapağını kaldırıp parmaklarını tuşlara koydu; beklemediği bir ustalıkla güzel, tanıdık, unutulmuş bir melodiye başladı.
Rasim ise ona hayranlıkla bakıyor, yavaşça fısıldıyordu:
Nerminim, bunu nasıl yapıyorsun? Sen böyle çalamazdın, bambaşka oldun birden.
Yüzünde şaşkınlık, hatta biraz ürkeklik vardı. Bildiği, sessiz, uysal kadın gitmiş, yerini güçlü, kararlı biri almıştı. Bu değişimin sebebini kendi bile anlayamıyordu.
Nermin de gülümsedi. Fakat bu artık, alışılmış utangaç değil, içten ve umut dolu gerçek bir gülümsemeydi. İçinde, beş ayrı insandan ödünç aldığına inandığı yeni hayat kıvılcımı şu anda büyüyor, ona sadece yaşama değil, hayatı doya doya yaşama fırsatı veriyordu.
Kendisi için de, kendi istekleri için de yer olan bir hayat. Ve belki, daha sağlıklı, saygıya dayanan yeni bir sevgiyle, Rasime de sevgide yer vardı.
Nermin o beş kişiyi tanımıyordu, ama belli ki onlar güçlü ve becerikli insanlardı. Sadece onun hayatını değil, artık hayatının içini de anlam ve neşeyle doldurmuşlardı
Rasim ise yeni Nermine hayranlıkla bakıyordu.
Denir ya, Neden benim başıma geldi? diye sorgulamamak gerek hayatın zorluğu ya da hastalığı karşısında.
Belki de yaşananların anlamını kavramak, her günün, hatta her mevsimin, güneşin ilk ve son ışığının, yakınlarımızın gülümsemesinin, desteğinin, samimiyetinin kıymetini bilmek için verilmiştir bize bu sınavlar.
Ve bazen de, sevdiğimiz adam birden fazla homurdanır, söylenir ya, işte o zaman onu yerine oturtmak gerekir ki, kendisinin erkek olduğunu unuttuğu, hayatı birlikte sürdürebilmek için
İşte bu yüzden, elimizden geldiğince hayatı dolu dolu yaşamalı, bütün nimetlerin değerini bilmeli, başka türlüsü olmaz.




