“Ailen Yok, Evi Kız Kardeşine Bırak, Onun Durumu Daha Zor Şimdi.” dedi Annem. “Senin İçin Daha Kolay, Kız Kardeşinin Çok Çocuğu Var, Anlayış Göster.” — Neden Bu Kadar Suratsızsın? Kız kardeşim yanımda kanepede oturuyordu, elinde bir bardak meyve suyu. Masanın etrafında çocuklar gürültü yapıyordu, eşi kayınvalidesine pasta ile bir şeyler anlatıyordu. “Her şey yolunda.” dedim, gözlerimi kaçırarak. “Sadece yorgunum. İşte çok kötü bir gündü.” Gülümsedi, saçını geriye attı. “Birkaç gündür seninle konuşmak istiyorum. Babamızın evi hakkında.” “Dinliyorum.” Bana yaklaşarak sesini alçalttı: “Biz düşündük de… Sen ve eşin bu evi ne yapacaksınız ki? İkiniz bir apartman dairesinde yaşıyorsunuz. Biz ise üç çocukla kirada, iki odalı bir evdeyiz. Oraya taşınırsak — temiz hava, bahçe, herkese yetecek kadar yer olur.” Yeğenime baktım, pastadaki mumları üflüyordu. Altı yaşında. Üç çocuğun en büyüğü. “Aslında size bu ev lazım değil,” diye devam etti. “Sadece masraf. Çatısı akıyor, bahçe çiti yamuk, sürekli tadilat gerekiyor.” ‘Peki siz nasıl yapacaksınız?’ diye düşündüm. Ama sustum. “Annemiz de bunun mantıklı olduğunu düşünüyor,” dedi. “Biz senden hediye istemiyoruz, sadece payından vazgeç. Sonra anlaşırız.” Başımı salladım, içimde bir şey düğümlendi. Eve dönerken eşim sessizce araba kullanıyordu. “Ne oldu?” “Evin payımdan vazgeçmemi istiyorlar.” “Yani — vermeni mi?” “Evet. Onlara daha çok lazımmış. Bizim zaten her şeyimiz varmış.” “Her şeyimiz mi?” diye acı acı gülümsedi. “ipotekli bir stüdyo dairemiz mi?” Ertesi gün annem aradı. “Düşündün mü?” “Düşünecek bir şey yok. Evin yarısı benim.” “Sürekli haktan bahsediyorsun,” dedi. “Peki aile? Onların üç çocuğu var. Sen yalnızsın.” “Bizim evimiz ipotekli. On yıl daha ödeyeceğiz.” “Onların öyle bir evi bile yok.” “Ben son aylarda babama baktım. Hastaneye götürdüm, ilaçlarını aldım. Kız kardeşim iki kez geldi.” “Sen büyüksün, anlamalısın. Sen özgürsün.” Özgür. O kelime içimi sızlattı. Akşam mutfakta oturdum, elimde çay bardağıyla. “O da mı ısrar etti?” dedi eşim. “Evet.” Ertesi gün bir arkadaşımla buluştum. “Kız kardeşin en son ne zaman sana yardım etti?” diye sordu. Yanıt veremedim. “IVF için harcadığınız parayı biliyorlar mı?” “Hayır.” “Neredeyse bir milyon. Hiçbir hamilelik olmadı. Yine de kolay olduğunu düşünüyorlar.” Eve gitmeye karar verdim. Yalnız gittim. Bakımsız bahçe. Gıcırdayan kapı. Toz ve anı kokusu. Babamın el yazısıyla tuttuğu tadilat defterini buldum. Onun planları varmış. Ama yetişememiş. Küçüklüğümde birlikte diktiğimiz elma ağacı. Bu ev, sadece bir mülk değildi. Bir hatıraydı. Annem gelince: “Ailen yok, senin için daha kolay…” dedi. Bu kez yutkunmadım. “Üç kez tüp bebek denemesi. Üç.” Ve ilk kez dedim ki: “Ev benim. Vermeyeceğim.” Bir sessizlik oldu. Ama bu sessizlik bomboş değildi artık. Rahatlatıcıydı. Bahar erkenden geldi. Komşu dedi ki: “O, sadece seni beklerdi.” Verandada oturuyordum, elimde çay, omzumda onun kazağı, karşımda elma ağacı. Burası benim evim. Çünkü vazgeçtiğim için değil, hakkım olduğu için.

Senin ailen yok, evi de ablana bırak, onun için şu anda daha zor, dedi annem. Senin işin kolay, ama ablanın üç çocuğu var, anlaman gerek.

Neden bu kadar asılsızsın? diye sordum ablama, yanıma oturup elindeki meyve suyunu yudumlarken. Masanın etrafında çocuklar oynuyor, eşi kayınvalidesine bir parça pasta sallayarak bir şeyler anlatıyordu.

Bir şeyim yok, dedim, gözlerimi kaçırarak. Sadece çok yorgunum. Bugün işte korkunç bir gündü.

Ablam hafifçe gülümsedi, saçını kulağının arkasına attı.

Birkaç gündür seninle konuşmak istiyordum. Babamızın eviyle ilgili.

Dinliyorum, dedim.

Yanıma yaklaştı, sesi alçaldı.

Düşündük de O evin sana ve eşine ne faydası olacak? Zaten ikiniz bir dairede yaşıyorsunuz. Ama biz üç çocuğumuzla kirada, iki odada tıkılıyoruz. O eve taşınsak, bahçesi var, temiz hava, çocuklara alan.

Konuşmadım. Doğum günü pastasının mumlarını üfleyen altı yaşındaki yeğenime bakıyordum. Üç kardeşin en büyüğü.

Gerçekten de o ev size lazım değil, diye devam etti. Sadece masraf. Çatısı akıyor, bahçe duvarı yamuk, bitmeyen tamirat var

Peki siz nasıl yapacaksınız? diye geçti içimden ama bir şey demedim.

Annemiz de mantıklı buluyor böyle olmasını, dedi. Hediye istemiyoruz, sadece hakkından vazgeç. Sonra kendi aramızda anlaşırız.

Kafamla onayladım ama içimde bir ağırlık vardı.

Eve dönerken eşim sessizce araba kullanıyordu.

Ne oldu? dedi.

Evdeki payımdan vazgeçmemi istiyorlar, dedim.

Yani hediye edeceksin?

Evet, gerek yokmuş, çünkü her şeyimiz varmış.

Her şeyimiz mi? dedi buruk bir tebessümle. Krediyle aldığımız o küçük daire mi?

Ertesi gün annem aradı.

Biraz düşündün mü?

Düşünecek ne var anne? O evin yarısı benim hakkım.

Sürekli hak diyorsun, dedi annem. Ama ailesi olanlar? Onların üç çocuğu var. Sen yalnızsın.

Bizim ev de hâlâ borç. On yıl ödeyeceğiz.

Onların öyle bir evi de yok.

Babamla son aylarda ben ilgilendim. Hastane yollarında ben vardım, ilaçlarına ben koşturdum. Ablam iki kere uğradı.

Sen büyüksün, anlamalısın. Boşsun, rahatsın.

Boş, özgür O kelime canımı yaktı.

Akşam mutfakta otururken çayın son yudumunu aldım.

O da mı ısrar ediyor? dedi eşim.

Evet.

Ertesi gün bir arkadaşım ile buluştum.

Ablan en son sana ne zaman yardım etti? diye sordu birden.

Cevap veremedim.

Senin ve eşinin tüp bebek için ne kadar para harcadığınızı biliyorlar mı?

Hayır.

Yaklaşık bir milyon lira Ve hâlâ hamilelik yok. Hâlâ kolay olduğunu zannediyorlar.

Tek başıma eve gittim.

Bahçesi otlarla dolmuş, kapısı gıcırdıyor, içerisi toz ve çocukluk anıları kokuyordu.

Babamın yazısıyla dolu bir defter buldum tamirat hesapları Planlamış, ama ömrü yetmemiş.

Çocukken beraber diktiğimiz elma ağacı

Bu ev bir gayrimenkul değildi. Hafızaydı.

Annem gelip Senin ailen yok, senin işin daha kolay, dediğinde

Artık susmadım.

Üç kere tüp bebek denedim. Üç, dedim.

Ve ilk defa,

O ev benim payım. Vermeyeceğim, dedim.

Bir sessizlik oldu. Fakat artık o sessizlik yutkunulacak bir boşluk değildi. Özgürlüktü.

Bahar yavaş yavaş gelirken komşu kadın şöyle dedi:

O seni bekliyordu.

Verandada, çayımı içerken, omzumda babamın hırkası, karşımda elma ağacı

Burası benim evim.

Çünkü boyun eğdiğim için değil,
Hakkım olduğu için.

Rate article
Lifequest
“Ailen Yok, Evi Kız Kardeşine Bırak, Onun Durumu Daha Zor Şimdi.” dedi Annem. “Senin İçin Daha Kolay, Kız Kardeşinin Çok Çocuğu Var, Anlayış Göster.” — Neden Bu Kadar Suratsızsın? Kız kardeşim yanımda kanepede oturuyordu, elinde bir bardak meyve suyu. Masanın etrafında çocuklar gürültü yapıyordu, eşi kayınvalidesine pasta ile bir şeyler anlatıyordu. “Her şey yolunda.” dedim, gözlerimi kaçırarak. “Sadece yorgunum. İşte çok kötü bir gündü.” Gülümsedi, saçını geriye attı. “Birkaç gündür seninle konuşmak istiyorum. Babamızın evi hakkında.” “Dinliyorum.” Bana yaklaşarak sesini alçalttı: “Biz düşündük de… Sen ve eşin bu evi ne yapacaksınız ki? İkiniz bir apartman dairesinde yaşıyorsunuz. Biz ise üç çocukla kirada, iki odalı bir evdeyiz. Oraya taşınırsak — temiz hava, bahçe, herkese yetecek kadar yer olur.” Yeğenime baktım, pastadaki mumları üflüyordu. Altı yaşında. Üç çocuğun en büyüğü. “Aslında size bu ev lazım değil,” diye devam etti. “Sadece masraf. Çatısı akıyor, bahçe çiti yamuk, sürekli tadilat gerekiyor.” ‘Peki siz nasıl yapacaksınız?’ diye düşündüm. Ama sustum. “Annemiz de bunun mantıklı olduğunu düşünüyor,” dedi. “Biz senden hediye istemiyoruz, sadece payından vazgeç. Sonra anlaşırız.” Başımı salladım, içimde bir şey düğümlendi. Eve dönerken eşim sessizce araba kullanıyordu. “Ne oldu?” “Evin payımdan vazgeçmemi istiyorlar.” “Yani — vermeni mi?” “Evet. Onlara daha çok lazımmış. Bizim zaten her şeyimiz varmış.” “Her şeyimiz mi?” diye acı acı gülümsedi. “ipotekli bir stüdyo dairemiz mi?” Ertesi gün annem aradı. “Düşündün mü?” “Düşünecek bir şey yok. Evin yarısı benim.” “Sürekli haktan bahsediyorsun,” dedi. “Peki aile? Onların üç çocuğu var. Sen yalnızsın.” “Bizim evimiz ipotekli. On yıl daha ödeyeceğiz.” “Onların öyle bir evi bile yok.” “Ben son aylarda babama baktım. Hastaneye götürdüm, ilaçlarını aldım. Kız kardeşim iki kez geldi.” “Sen büyüksün, anlamalısın. Sen özgürsün.” Özgür. O kelime içimi sızlattı. Akşam mutfakta oturdum, elimde çay bardağıyla. “O da mı ısrar etti?” dedi eşim. “Evet.” Ertesi gün bir arkadaşımla buluştum. “Kız kardeşin en son ne zaman sana yardım etti?” diye sordu. Yanıt veremedim. “IVF için harcadığınız parayı biliyorlar mı?” “Hayır.” “Neredeyse bir milyon. Hiçbir hamilelik olmadı. Yine de kolay olduğunu düşünüyorlar.” Eve gitmeye karar verdim. Yalnız gittim. Bakımsız bahçe. Gıcırdayan kapı. Toz ve anı kokusu. Babamın el yazısıyla tuttuğu tadilat defterini buldum. Onun planları varmış. Ama yetişememiş. Küçüklüğümde birlikte diktiğimiz elma ağacı. Bu ev, sadece bir mülk değildi. Bir hatıraydı. Annem gelince: “Ailen yok, senin için daha kolay…” dedi. Bu kez yutkunmadım. “Üç kez tüp bebek denemesi. Üç.” Ve ilk kez dedim ki: “Ev benim. Vermeyeceğim.” Bir sessizlik oldu. Ama bu sessizlik bomboş değildi artık. Rahatlatıcıydı. Bahar erkenden geldi. Komşu dedi ki: “O, sadece seni beklerdi.” Verandada oturuyordum, elimde çay, omzumda onun kazağı, karşımda elma ağacı. Burası benim evim. Çünkü vazgeçtiğim için değil, hakkım olduğu için.