Geçenlerde ailecek köye gittik, orada kulağımıza çok ilginç bir hikaye çalındı. Anlatayım sana. Hikayenin kahramanı Arzu, Muratın eski eşi. Onların evliliği, tam yirmi yıldan fazla sürmüş. Detayların hepsini bilmiyorum tabii, komşulardan duyduklarımı anlatıyorum sana.
Düğünden sonra Arzunun anne babası genç çifte bir ev hediye etmişler. O zamanlar Murat bir mobilya atölyesinde çalışıyormuş, Arzu da bir devlet kurumunda memurmuş. Maaşlar fena değilmiş, geçinip gidiyorlarmış. Murat elinden her iş gelen bir adam; yeni evde bütün tamirat, tadilat işlerini o yapmış.
Bir de oğulları var: Emir. Ama çok uslu biri değildi; biraz yaramaz ve fazla kendine güvenen bir çocukmuş. Annesi her istediğini yapmasına izin verirmiş, babası ise hayata hazırlansın, sorumluluk sahibi olsun istermiş. Sürekli bu yüzden tartışırlarmış. Murat, oğlunun kendi ayakları üzerinde durabilen biri olmasını çok istiyormuş.
Emir daha küçücükken, babası ona el işi öğretmeye çalışmış. Muratın mantığı şu: Bir adam, elleriyle çalışabilmeli, tamir tadilat gibi işlerden anlamalı, dermiş hep. Başlarda Emirin de hoşuna gitmiş, ama sonra hevesi kaçmış, uğraşmak istememiş.
Arzu ise farklı bir yol izlemiş. Sen zaten okumakla meşgulsün, el işiyle ne işin var, deyip Emire hiç elini bir işe sürdürmemiş. Üstüne de, çocuğa her fırsatta pahalı bir şeyler almış. Tabii sonunda Emir tembelliğe alışmış, her şeyin önüne hazır konmasına bayılır olmuş.
Gel zaman git zaman, bu meseleler eşlerin arasını iyice bozmuş. Tartışmalar, kavgalar eksik olmamış evde. Emir de liseyi bitirip üniversiteye geçmiş. Okul masraflarını annesiyle babası karşılamış ama çocuk zaten ders okumayı pek sevmiyormuş, notları da kötüymüş.
Murat bir gün şöyle çıkışmış: Bu çocuk hiçbir şey yapmak istemiyor. Keyfi yerinde, nasılsa annesi arkasını topluyor. Belki iş bulmasına da sen yardımcı olursun ha? Yok, yok! O sana emanet, ömrün boyunca yanında tutarsın, senin işine gelir zaten!
Arzu da altta kalmayıp karşılık vermiş: Sanki sadece benim oğlum, senin hiç mi payın yok? Unutma, o da senin evladın!
Murat daha da sinirlenmiş: O artık çocuk değil ki! Birkaç aya 18ine basacak, koca adam oldu. Kendi yolunu çizsin istiyorum. Sana defalarca anlattım ama hiç dinlemedin. Ben onu adam gibi adam yapmak istedim ama bana engel oldun. Şimdi ortaya çıkan çocuğa bak, memnun musun?
Arzu birden patlayıvermiş: Sen yıllardır benim evimde oturuyorsun. Kendi evini bile almadın, hiçbir zaman almak istemedin. Maaşın kötü değil, ama laf yetiştirmekte üzerinede yok! Böyle birinin bana oğlumu nasıl yetiştireceğimi söylemesini kaldıramıyorum!
Murat da dayanamamış: Hadi oradan! Evlenirken bu ev bize ikimize hediye edilmişti, ben de bu ev için yıllarca çalıştım, emek harcadım! Ne güzel düzen kurduk, çoğunun sahip olamayacağı hayatımız var. Şimdi bana böyle mi diyorsun?
Arzu derin bir iç çekmiş ve odadan çıkmış. Bu tartışmadan sonra araları iyice bozulmuş. Ne zaman Murat bir iş istese Emir ortada yokmuş, hep bahanesi varmış. Murat da anlamış artık; ailesinin ona ihtiyacı kalmamış.
Bir hafta sonu, Murat sessizce eşyalarını toplamış ve gitmiş. Meğer yıllardır birikim yapıyormuş, hep hayalini kurduğu gibi köyde küçük bir ev almak istiyormuş. Kafasında huzurlu bir yaşlılık, yanında sevdikleriyle, evin önünde bir dere olacak. Sonunda bizim köye yerleşmiş. Evi toparlaması birkaç ay sürmüş. Sonra köyde, Elif adlı dul bir kadınla tanışmışlar. Üzerinden iki yıl geçmiş, artık birlikte yaşıyorlarmış.
Arzu ile Emire gelirsek, Muratı bir kez olsun aramamışlar, bir ses bile etmemişler. Hayat bu işte, ne zaman ne olacağı belli olmuyor.




