Kızım, sana anlatmam lazım Geçenlerde eşim Burak geldi yanıma ve dedi ki, Senin çocuklarının evi var, benim oğlumun yok ona da bir ev alalım, krediyle de olsa çözelim! Vallahi şok oldum. Ama baştan anlatayım, karışmasın kafan, çünkü olaylar biraz karmaşık.
Şimdi, benim çocuklarım Kerem ile Yiğit hem benim hem de Burakın çocukları. Ama Burakın ilk evliliğinden bir oğlu daha var, adı Efe. Şimdi buradan sonrası önemli; yani bu Efe benim kendi çocuğum değil, zaten evlenmeye de acelem yoktu başta. Burakla evlenmeden önce üç yıl birlikte yaşadık. Bu süreçte eski eşine ve oğluna karşı ne hissettiğini, ne yapmaya çalıştığını hep gözlemledim. Bir yıl sonra Kereme hamile kaldım, iki yıl sonra da Yiğit doğdu.
Buraka gelince, adam hem iyi eş hem iyi baba oldu bana göre. Bize vakit ayırır, işinde gayet iyi. Tabii arada sırada tartışıyoruz, ama kim tartışmıyor ki! Hani yanlış anlama, gayet mutluyum evliliğimizde.
Şu an oturduğumuz evi ben rahmetli babamdan miras kaldı. Annem, ben daha beşikteyken babamdan boşanmış zaten. Annem sonradan Ramazan Amca ile evlendi, ama ikinci evliliğinden çocuk olmadı.
Burak ile ilk eşi hep kirada oturmuş zaten, hayatları boyunca kredi çekip ev alalım diye didinmişler ama olmamış. Boşandıklarında eski eşi kendi ailesinin evine dönmüş, Burak da yine kirada kalmış. Biz evlenince, haliyle Burak benim evime taşındı. Ama aramızda hiç bu evin sahibi kim? tripleri olmadı, sadece hayatımızı kurduk. Beraber tadilat, yeni mobilya Tüm masrafları ortak yapıyorduk. Ama bak, asıl bomba bundan bir buçuk yıl önce patladı: Önce annemin annesi, sonra da babamın annesi vefat etti. İkisi de evlerini bana miras bıraktı.
Çocuklar küçük ya, o yüzden o evleri şimdilik kiraya veriyorum. İleride büyüdüklerinde bir ev Kereme, bir ev de Yiğite. Olay bu! Hatta anneme kira gelirinin birini veriyorum, emekli maaşına destek oluyor; öbürü de benim maaşıma ek oluyor. Para sonuçta her zaman lazım.
Burak hiç karışmadı bu ev işlerine. O zaten kendi oğluyla ilgili planlar yapıyordur belki. Onunla baştan konuştum: Çocuklarımız büyüyünce, herkesin bir evi olacak, söz. O da tamam dedi, konu kapandı sandım.
Ama geçen gün otururken birden pat diye dedi ki:
Efe yakında liseyi bitirecek. Artık kendi hayatını planlaması lazım
Bitmedi
Senin çocuklarının evi hazır! Benim oğlum ne olacak? Hadi ona da İstanbulda bir ev alalım, krediyle çözelim, birlikte öderiz! dedi.
Resmen ağzım açık kaldı. Dedim Burak, bizim çocuklar birden nasıl sadece benim çocuklarım oldu? Yutmadı lafı, Aman sözlere takılma. dedi. Ardından başladı dert yanmaya: Ama Efe hiçbir şey miras alamayacak, en azından bir evi olsun istiyorum. dedi.
Dedim ki, Bunu düşünmen iyi, ama bak, oğlunun annesi de var neden annen ilgilenmiyor, neden bu yükü biz üstleniyoruz? Burak da başladı anlatmaya, Eski eşim zaten ucu ucuna geçiniyor, ailesi destek oluyor sürekli. Ben de tek başıma kredi ödeyemem. İkimizin maaşıyla ve kira gelirleriyle hallederiz! diyor.
Yani işin özü, bir ev alıp baştan Efenin üstüne tapulatacaklar, krediyi ise biz ödeyeceğiz. Akıl alır iş değil! Bak, iki maaş var, üstüne evlerden kira diye bana gaz veriyor.
Tabii ki hallederiz ama, anladık ki çocuklarım tatile gidemeyecek, denize götüremeyeceğim onları, sürekli köşeden köşeye biriktirip tasarruf edeceğiz Neden? Ki Burak dışarıda babalığın kralı seçilsin diye mi?
Bak, şunu anlardım: farz edelim, Burak kendi imkanlarıyla çocuklarımıza ev aldı, sonra Efeye de almak istiyor. Yani imkanlarını herkese eşit kullanmış. Ama burada, benim getirdiğim evlerden söz ediyoruz. Burak onlara tek çivi çakmamış! O zaman neden sırtında benim de emeğim olsun?
Açık açık söyledim: Dedim ki, Madem oğlun için bu kadar endişelisin, o zaman onun annesi girsin krediye, nafakasından da taksit ödesin. Ben yokum bu işte! dedim. Kadın zaten üç kuruşla geçinse de, benden daha fazla fedakârlık beklenmesin.
Burak şimdi bana fena bozuk. Bir haftadır yüzüme bile bakmıyor, tek kelime etmedi. Valla, kalbim kırık İnsan yanında en azından haklısın der diye bekliyor bazen ya, anlamıyor beni işte. Sana anlatmam lazım dedim, içimi döktümAma sonra düşündüm. Hayat kısa, anne olmanın yükü zaten ağır, bir de suçluluk duygusu eklemek istemiyorum kendime. O gece çocuklar uyuduktan sonra mutfak masasına oturdum, çayımı aldım, camdan karanlığa bakarken kendi iç sesimle dertleştim. Hayatta sahip olduklarımızı paylaşmak yüce bir şeydi belki, ama paylaşmanın da bir adabı vardı. Kaybettiğimi sandığım huzurumu, aslında içimden kimse alamazdı.
Sabaha karşı, Burakı uyandırmadan yanına sokuldum. Başımı omzuna koyup fısıldadım: Beni anlamanı istiyorum Sırtımızdaki yükün, cebimizdeki paranın adaletini ararken sevgimizi kaybetmeyelim. Hepimizin geleceğini düşüneceğim ama önce şu anı koruyacağım. Evler, miraslar gelir geçer, çocuklarımıza bıraktığımız tek şey huzurlu bir yuva olur.
Burak döndü, yüzüme baktı. Yorgun ama sevecen bir gülümsemeyle, Bazen harcadığımız enerjinin hesabını yaparken sevgimizin hesabını unutuyoruz, dedi. O an anladım; bu mesele, bir ev meselesinden çok daha fazlasıydı birbirimizin hayatında yer bulabilme, kalbimizi kaybetmeden ayakta kalabilme meselesiydi.
Birlikte uzun uzun konuştuk. Efe için elimizden geleni yapmaya söz verdim ama kendi çocuklarımın hakkını da koruyacağım dedim. Hayat hep adil değil; ama en azından ailemiz içinde adaletin izini sürmeye devam edecektik. Belki Efe kendi çabasıyla bir yere varacak, belki günün birinde Keremle Yiğit de abisine el uzatacaktı. Kim bilir? Kimi zaman en güzel miras, çocuklarımıza verdiğimiz şefkat ve vicdan oluyor.
O sabah mutfakta çocukların kahkahasıyla güne başladık. Burak bir süre kırgın kaldı, ama sonra sıcak bir kahveyle uzattı bana barış dalını. Ben ise içimden dedim ki: Ne olursa olsun, bu hayat böyle güzel bazen susarak, bazen tartışarak, ama eninde sonunda yine aynı sofranın etrafında kenetlenerek. Çünkü aile, birlikte büyüyüp, birlikte çoğaldığımız yerdir; evlerle değil, sevgiyle kurulur.




