Unutabilir Miyim? Asla! — Polya, sana anlatmam gereken bir şey var… Neyse, hatırlıyor musun, benim evlilik dışı kızım Nazlı vardı ya? — dedi kocam Şükrü, dolaylı konuşarak. Bu beni endişelendirdi. — Hımm… Unutabilir miyim? Asla! Ne oldu ki? — Sandalyeye oturup sıkıntılı haberi beklemeye başladım. — Şey… Nasıl desem bilemiyorum… Nazlı ağlayarak yalvarıyor, kızını, yani benim torunumu yanımıza almamızı istiyor, — Şükrü kem küm etti. — Hayırdır, Şükrü? Nazlı’nın kocası ne güne duruyor? Yoksa armut mu yemiş? — İşin aslına artık ben de biraz meraklanmaya başlamıştım. — Bak şimdi, Nazlı’nın fazla ömrü kalmamış. Kocası hiç ortada yok. Annesi ise yıllar önce bir yabancıyla evlenip Amerika’ya gitti, orada yaşıyor. Nazlı annesiyle de büyük kavga etti, hiç görüşmüyorlar. Başka da kimsesi yok. Bu yüzden bizden rica ediyor, — Şükrü gözüme bakmamaya özen gösteriyordu. — Ee, ne düşünüyorsun? Ne yapmayı planlıyorsun? — Ben kendi kararımı çoktan vermiştim bile. — Ben de seninle danışmak istedim, Polya. Sen ne dersen öyle olsun, — Şükrü sonunda bana bakarak cevap verdi… Geçmişten gelen sırlar, gizli kalmış çocuklar, aile bağları ve ikinci şanslarla dolu, merhamet ve sevgiyle yoğrulmuş bir hayat hikâyesi: Şükrü’nün geçmişindeki eski yaralar, yıllar sonra yeniden açıldığında ailemiz bir kez daha sınanıyor… Torunumuz Aylin, evimize adım atmak üzere. Geçmişin kefareti ödenir mi, affetmek mümkün mü? Unutabilir miyim? Asla!

HATIRLIYOR MUYUM? UNUTAMAM Kİ!

Pelin, bak şimdi sana anlatmam gereken bir konu var… Hani biliyorsun ya, benim evlilik dışı kızım Neslihan vardı ya? dedi eşim, Mehmet, lafı dolandırarak. İşin içinde bir bit yeniği olduğu belliydi.
Hm… Hatırlıyor muyum? Unutabilir miyim ki! Ne oldu? Sandalyeye oturdum, kötü bir haber bekler gibiydim.
Nasıl desem sana… Neslihan yalvarıyor, kızını, yani torunumu almamız için, kekeliyordu Mehmet.
Hayırdır yani, Mehmet? Neslihanın kocası ne oldu? O da ortadan kayboldu mu? Benim de ilgimi çekmişti, merak içinde dinliyordum.
Anlatayım, Neslihan’ın pek ömrü kalmadı. Kocası hiç olmamış zaten. Annesi yıllar önce bir yabancıyla evlenip Almanyaya taşındı, orada yaşıyor şimdi. Neslihan da annesiyle küs ve uzun zamandır görüşmüyorlar. Başka akrabası da yok zaten. İşte bu yüzden senden istemiş, Mehmet gözlerini kaçırarak konuşuyordu.
E? Peki sen ne düşünüyorsun? Ne yapacaksın? Ben zaten ne yapacağımıza kendi içimde karar vermiştim.
Senden fikrini almak istedim Pelin. Ne dersen onu yapacağım, Mehmet de sonunda bana bakıp sordu.
Güzel. Yani gençliğinde hata yapmışsın, şimdi suçunu ben mi üstleneceğim, öyle mi Mehmet? Eşimin bu iradesizliği sinirlerimi bozuyordu.
Pelin, sonuçta biz bir aileyiz. Kararları birlikte almamız lazım, Mehmet savunmaya geçti.
Eee, aile olduğumuzu şimdi mi hatırladın? Madem öyle, gençken başkasıyla olmayı kafaya koyduğunda bana neden danışmadın? Ben senin karın değil miyim? Gözlerim doldu, hızla diğer odaya koştum.

…Lisedeyken, sınıf arkadaşım Leventle birlikteydim. Ama sonra aramıza yeni gelen Mehmeti görür görmez diğer herkesi unuttum. Leventi çok geçmeden bıraktım. Mehmet bana ilgi gösterdi, ders çıkışı eve kadar eşlik etti, yanağımdan öptü, bazen çiçek topladı parkta bana getirdi. Bir hafta geçmeden de beni odasına davet etti. Ben de hiç karşı koymadım. Kalbim Mehmete hemen bağlanmıştı, ömrüm boyunca ondan başkasını istemem sandım. Lise bitti, Mehmet askere gitti. Gözyaşları içinde trene kadar uğurladım. Askerliği başka şehirdeydi.

Bir yıl boyunca mektuplaştık. Sonra Mehmet izne geldi. O kadar mutlu oldum ki, ona ne ikram etsem mutlu olurum diye düşündüm. Mehmet iltifat üstüne iltifat ediyordu ben de ağzım açık onu dinliyordum:
Pelin, bir yıl sonra geliyorum, düğünümüzü yapacağız! Zaten seni karım gibi görüyorum.

O sözleri duyunca üstüme şefkat ve aşk dolu bir dalga indi… Hayatım böyle geçti: Mehmet bir tatlı bakış atsa içim erir, güneşte dondurma gibi, çikolataymışım gibi çözülürüm.

Mehmet yeniden askere döndü, ben de dört gözle onu bekliyordum, kendimi nişanlı sayıyordum. Altı ay sonra Mehmetten bir mektup geldi. Ayrılmamız gerektiğini, garnizonda gerçek aşkı bulduğunu ve geri dönmeyeceğini yazmıştı.

Karnımda da Mehmetten olan bebeğim vardı. Düğün ne oldu? Kaynana günlerinde derler ya, damat söz verdi ama sonra ortadan kayboldu. Rahmetli büyükannem hep derdi:
Çiçeklenen mercimeğe inanma, harmana bak!

…Zamanı geldi, oğlum Baran doğdu. O zamanki eski sevgilim Levent de yardım etmek istedi bana. Çaressizlikten kabul ettim. Evet, onunla kısa süreli bir yakınlık yaşadım. O saatten sonra Mehmeti bir daha göreceğime de inancım kalmamıştı.

Mehmetten hiç haber yoktu, hayatımdan tamamen silinmişti. Birdenbire çıkageldi. Kapıyı açan Levent oldu, kapıda Mehmet duruyordu.
Misafirliğe gelemez miyim? Mehmet olanı biteni görünce şaşkınlıkla sordu.
Gel bakalım, nasıl olsa geldin, Levent önemsiz bir tavırla onu içeri aldı.
Baran, ortamdaki gerginliği hissedip ağlamaya başladı ve Levente sarıldı.
Levent, Baranı biraz dışarı çıkarsan, Ne yapacağımı hiç bilemiyordum.

Levent, Baranla çıktı.
Kocan mı? Mehmet kıskanç bir şekilde sordu.
Sana ne Mehmet? Ne diye geldin? Ben sinirliydim, bu ziyaretin amacını anlamıyordum.
Seni özledim, onun için geldim. Bakıyorum, rahat kurmuşsun düzenini Pelin. Demek ki beni beklememişsin. Neyse, ben gidiyorum. Kusura bakma evinizi bozduğum için, Mehmet gitmeye hazırlanıyordu.
Dur bir dakika Mehmet. Neden geldin buraya gerçekten? Sadece içimi mi acıtacaksın? Levent bana yalnızlığımda yardımcı oluyor. İki yaşındaki oğlunu kendi evladı gibi bakıyor, Onu kaybetmek istemiyordum. Sevgim hâlâ bitmemişti.
Sana dönmek için geldim Pelin. Kabul eder misin? Mehmet umutla bana baktı.
Gel, yemeğe oturacağız birazdan, İçimden bir parça yine ona bağlandı, zafer ve mutluluk hissettim. Dönebildiğine göre demek ki unutmamış. Niye daha fazla naz yapayım ki?

Levent yeniden terk edildi. Oğlum Barana öz babası lazımdı, üvey değil. Sonra Levent iyi bir kadınla evlendi, onun bir önceki evliliğinden iki çocuğu vardı.

…Yıllar geçti. Mehmet, Barana asla öz çocuk sevgisiyle yaklaşamadı. Onu hep kendine yabancı gördü, Leventin oğlu sanıyordu.
Mehmetin oğlu için içi hiç acımadı. Ben bunu hep hissediyordum. Genel olarak, Mehmet hep kadınların peşinde dolaşırdı. Çok çabuk sevdalanır, sonra hemen ayrılırdı. Bana defalarca ihanet etti; kimi zaman benim arkadaşlarımla, kimi zaman onların arkadaşlarıyla… Çok kez ağladım ama hep içimde ailemi ayakta tutmak için uğraştım.
Sanırım bana daha kolaydı. Çünkü seven insan, bazen kendini kandırır hep mutluymuş gibi yapar. Benim yalan söylememe, yalandan hikâyeler uydurmama gerek yoktu. Sadece seviyordum. Eşim benim güneşimdi. Bazen bırakıp gitmeyi, Mehmeti terk etmeyi diledim. Ama gece yatarken bu düşüncelerim için kendime kızardım. Nereye gideceğim, onun gibisini nerede bulacağım? Zaten Mehmet de bensiz yapamazdı. Ben ona hem eş, hem sevgili, hem ana oldum.

…Mehmet, 14 yaşında annesini kaybetti. Uyurken vefat etmişti. Belki de bu yüzden hayatı boyu başkalarında şefkat aradı. Ne yaptıysa ona hep affettim, acıdım. Bir seferinde çok şiddetli tartıştık. O kadar ileri gitti ki, ben Mehmeti evden kovdum. Eşyalarını topladı, gitti ve akrabalarının yanında kalmaya başladı.
Bir ay geçti, kavga nedenini unuttum bile ama Mehmet geri gelmedi. Sonunda mecburen ben gittim o akrabalara öylece barış istemeye. Yengesi, beni görünce şaşırdı:
Pelin, ne işin var burada? Mehmet dedi ki, ayrılmışsınız. Yeni bir kız arkadaşı var artık.

Yengesinin sayesinde o kızın adresini öğrendim, bir cesaretle kapısını çaldım.
Merhaba! Mehmeti çağırır mısınız? Dedim, kibar olmaya çalıştım.
Kız sinsi bir gülümsemeyle kapıyı suratıma kapattı. Ben de sessizce geri döndüm.

…Bir yıl sonra Mehmet geri döndü. O sırada kızın bir kızı olmuştu, adı da Neslihandı. O gün Mehmeti evden kovduğum için kendimi hiç affedemedim. O kız, Mehmeti barınacak yer diye aldı ve ondan çocuk sahibi oldu belki de. Eşime daha iyi davranmaya, daha çok sevmeye başladım.
Mehmetle asla, evlilik dışı kızı Neslihan hakkında konuşmadık. Söz konusu edilmese daha iyiydi sanki; ailemiz yıkılır, darmadağın olur gibi geliyordu. Tehlikeli konuya hiç bulaşmadık.

Ne olmuş, başka bir kadından çocuğu olmuşsa? Her erkeğin başına gelir. Zaten o kadınlar, başkalarının kocalarının peşinde koşmasaydı!

Yıllar geçti, Mehmet zamanla daha sakin, uysal biri oldu. Sevgilileri birer birer kayboldu. Şimdi evde oturup televizyon izliyor. Oğlumuz genç yaşta evlendi, üç torun verdi bize. Ve işte şimdi…

Yıllar sonra, evlilik dışı kızı Neslihan çıktı ortaya ve torununu bize emanet etmek istedi.
Düşündüm. Barana evimize başka bir kız çocuğunun dahil olmasını nasıl açıklayacaktık? O, babasının gençliğindeki çapkınlıklarından haberdar değildi.

…Hiç düşünmeden, beş yaşındaki Elife velayet çıkardık. Neslihan vefat etti, otuz yaşında hayatı sona erdi. Her mezar otla kaplanır, hayat devam eder.

Mehmet, Baranla baba-oğul arası konuşmaya karar verdi. Oğlumuz, babasının itiraflarını dinledikten sonra şöyle özetledi:
Anne, baba, geçmişle artık işimiz yok, ben ne karışırım? O kıza da kapımız açık olmalı. Sonuçta bizim kanımızdan.

Ben ve Mehmet, derin bir nefes aldık. Oğlumuz da ne iyi kalpliymiş!

…Şimdi Elif on altı yaşında. Dedesine bayılıyor, her şeyi onunla konuşuyor; bana da “babaanne” diyor. “Gençliğimde sana çok benziyormuşum,” diyor. Ben de gülerek başımla onaylıyorum…

Rate article
Lifequest
Unutabilir Miyim? Asla! — Polya, sana anlatmam gereken bir şey var… Neyse, hatırlıyor musun, benim evlilik dışı kızım Nazlı vardı ya? — dedi kocam Şükrü, dolaylı konuşarak. Bu beni endişelendirdi. — Hımm… Unutabilir miyim? Asla! Ne oldu ki? — Sandalyeye oturup sıkıntılı haberi beklemeye başladım. — Şey… Nasıl desem bilemiyorum… Nazlı ağlayarak yalvarıyor, kızını, yani benim torunumu yanımıza almamızı istiyor, — Şükrü kem küm etti. — Hayırdır, Şükrü? Nazlı’nın kocası ne güne duruyor? Yoksa armut mu yemiş? — İşin aslına artık ben de biraz meraklanmaya başlamıştım. — Bak şimdi, Nazlı’nın fazla ömrü kalmamış. Kocası hiç ortada yok. Annesi ise yıllar önce bir yabancıyla evlenip Amerika’ya gitti, orada yaşıyor. Nazlı annesiyle de büyük kavga etti, hiç görüşmüyorlar. Başka da kimsesi yok. Bu yüzden bizden rica ediyor, — Şükrü gözüme bakmamaya özen gösteriyordu. — Ee, ne düşünüyorsun? Ne yapmayı planlıyorsun? — Ben kendi kararımı çoktan vermiştim bile. — Ben de seninle danışmak istedim, Polya. Sen ne dersen öyle olsun, — Şükrü sonunda bana bakarak cevap verdi… Geçmişten gelen sırlar, gizli kalmış çocuklar, aile bağları ve ikinci şanslarla dolu, merhamet ve sevgiyle yoğrulmuş bir hayat hikâyesi: Şükrü’nün geçmişindeki eski yaralar, yıllar sonra yeniden açıldığında ailemiz bir kez daha sınanıyor… Torunumuz Aylin, evimize adım atmak üzere. Geçmişin kefareti ödenir mi, affetmek mümkün mü? Unutabilir miyim? Asla!