Eski eşin sana ne kadar nafaka ödüyor?
Zeynep çayından bir yudum aldı ama aniden boğazında kalakaldı. Soru, yaz ortasında aniden pencereye çarpan bir dolu tanesi gibi onu sersemletti. Zararsız gibi görünüyordu ama yine de insanı huzursuz ediyordu.
Fatma Hanım masanın karşısında oturmuş, sabırsızlıkla bekler gibi bakıyordu. İkisinin arasında Zeynepin özel olarak onun için pişirdiği elmalı bir tart soğumakta; Fatma Hanım elmalı olanı çok severdi. Ama şu an tatlıların önemi kalmamıştı sanki.
İdare ediyoruz, dedi Zeynep, gülümsemeye çalışarak fakat dudakları taş gibi donuktu.
Sorduğum bu değil.
Yani… Bu çok özel bir mesele…
Fatma Hanım fincanını kenara koydu, ellerini masada birleştirdi. Düzgün bej ojeli parmakları masa örtüsünde ritmik bir tempo tutuyordu.
Zeynepciğim, meraktan sormuyorum bak, dedi. Kerem bu yıl okula başladı değil mi?
Zeynep başını salladı, nereye varmak istediğini çok iyi anlıyordu. Aslında her şey ortadaydı, sadece kabul etmek istemiyordu.
Forma, kitap, çanta… Kurslar, etütler… Bunların hepsi masraf ve öyle az değil, Fatma Hanım parmak parmak sayarak ekledi. Masraflar arttı, değil mi?
Doğru, dedi Zeynep, sesi zayıf çıktı.
Peki kim daha çok harcıyor? Mertin babası mı yoksa benim oğlum Volkan mı?
Mutfak bir anda ağır bir sessizliğe gömüldü. Camın dışında bir araba kornası inliyor, üst kattaki bir çocuk kahkahalar atıyor, ama bu küçük mutfakta Zeynepin geçen sene kendi elleriyle diktiği neşeli perdelerin arkasında zaman donmuştu.
Zeynep boğazını temizledi.
İdare ediyoruz, yineledi ama kendi sözcükleri bile ona yetersiz geldi. Volkan hiç şikayet etmiyor.
Fatma Hanım kısa, kesik bir tonda güldü, sanki bir kediye basılmış gibi.
Şikayet etmez tabii, babasına çekmiş, sabırlıdır, dedi ve ceketini düzelterek kalktı. Çünkü görünen o ki, asıl benim oğlum geçindiriyor sizi. Hem seni, hem de Keremi.
Fatma Hanım…
Fakat kayınvalidesi çoktan antreye geçmişti bile. Zeynep ardından yürüdü ama ne diyeceğini, nasıl kendini savunacağını bilmiyordu. Belki de savunmasına hiç gerek yoktu; sonuçta bir aileydiler. Her şey gönüllü olmuştu…
Fatma Hanım paltosunu giydi, çantasını kontrol etti. Döndü, yüzünde kızgınlıktan ziyade derin bir yorgunluk vardı, Zeynepin adını koyamadığı başka bir şey de.
Sen kendine ek bir iş ara Zeynep, dedi, sesi yumuşamıştı ama bu yumuşaklık daha çok incitiyordu. Ben oğlumu başkasının çocuğuna bakması için yetiştirmedim.
Kapı kapandı.
Zeynep antrede, üzerinde Hoş Geldiniz yazan paspasa bakakaldı.
…Akşam olurken ev alışıldık seslerle doldu: Kerem odasında lego oynuyor, Volkan mutfakta tabakları tıkırdatıyordu. Sıradan bir akşamdı ama Zeynep gün içindeki konuşmayı aklından çıkaramıyor, kayınvalidesinin sözleri beyninde eski bir plak gibi dönüp duruyordu.
Kerem uyuyana dek bekledi, sonra mutfağa uğrayıp Volkanla baş başa kaldı. Volkan elinde tabletle haber bakıyor, yarı soğumuş çayını yudumluyordu. Rahat, evmiş gibi idi ki Zeynep neredeyse sormaktan vazgeçecekti.
Volkan, yanına oturdu usulca, Senin için sorun oluyor mu, yani… Kerem için bu kadar harcamak?
Volkan tabletten gözlerini kaldırıp ona baktı.
Hayırdır Zeynep?
Öylesine soruyorum.
Volkan tableti bırakıp ona döndü, içten şaşkınlığı öylesine saf ve samimiydi ki, Zeynep kendine kızdı.
Kerem benim oğlum, dedi Volkan, sesi çok netti. Kimliğinde ne yazdığı önemli mi? Ben büyütüyorum, ben seviyorum onu. Bu yüzden harcama diyorsan… Saçmalık. Ne diyorsun ki sen?
Zeynep başını sallayıp gülümsedi. O doğru sözleri duymak istiyordu zaten. Ama, içinin derininde, ışığın ulaşmadığı bir yerde, soğuk bir kurt gölgelenmişti. Kayınvalidesinin haksız ve kırıcı sözleri ağırlaşıp içini yakıyordu.
Aylar geçti…
Zeynep küvetin kenarında otururken, elinde iki çizgili test sonucu, gözlerine inanamıyordu. Sonra sonucu Volkana gösterdi, Volkan onu kaldırıp koridorda döndürmeye başladı; sanki çocuk olmuştu. Kerem etrafta zıplayıp ne olduğunu anlamaya çalıştı, ben abla istiyorum, legoyu ona öğretirim! dedi.
Hamilelik su gibi geçti, Zeynep neredeyse hiç anlamadı. Mart ayında Ela doğdu; minik, buruşuk, Volkanın gözleri ve Zeynepin burnuyla. Kerem sözünü tuttu beşiğin yanında saatlerce oturup kız kardeşinin uykusunu bekçiliğini yaptı, gürültü yapan herkese şşş dedi.
Zeynep artık her şeyin tam anlamıyla düzeldiğini düşünüyordu. Fatma Hanım bir baksa, torununu bir görse, aileyi oldukları gibi kabul etse… Yanılmıştı.
Kayınvalidesi taburculuktan iki hafta sonra ziyarete geldi. Ela beşiğinde uyurken, Kerem okuldaydı. Mutfakta üçü oturuyorlardı; Zeynep, Volkan ve Fatma Hanım.
Sonra Fatma Hanım fincanını kenara bıraktı.
Zeynepciğim, şimdi sen izindesin değil mi? diye sordu Fatma Hanım. Yani ailenin geliri azaldı. Ama Keremin masrafları aynı. Bunu nasıl dengeleyeceksin?
Zeynepin içi buz kesti. Nefesi bir an durdu, sanki göğsünde bir boşluk açılmıştı.
Bence Mertin babasını ara, dedi Fatma Hanım, Zeynepin solgunluğunu görmeden ya da umursamadan. O da katkısını artırsın. Sonuçta kendi çocuğu, onun vazifesi. Volkanın sırtına bindirmeyin artık…
Volkan aniden elini masaya vurdu, çaylar sıçradı, çay kaşığı yere düştü.
Yeter anne, dedi, sesi Zeynepin asla bilmediği bir tondaydı.
Fatma Hanım bakışlarını dikip, bir generali andırırcasına hemen savunmaya geçti.
Volkan, ben sadece senin ve Elanın iyiliğini düşünüyorum, sesi kırılmıştı. Anne olarak endişelenmem suç mu?
Ne için endişeleniyorsun? Volkan vazgeçmedi, çenesi sıkılmıştı. Benim mutluluğum için mi? Yoksa ailem olduğu için mi?
Sen başkasının çocuğuna para ve emek harcıyorsun! Fatma Hanım ellerini açtı. Artık öz kızın var! Hâlâ başkasının sorumluluğunu taşıyorsun…
Zeynep sandalyede küçüldü, kendini toprağın altına saklanmak istedi. Başkası” dediği, Kerem’di. Oysa Kerem Volkana baba derdi, bayramlarda el yapımı kartpostallar verirdi işte “o”.
Kerem benim oğlum, dedi Volkan tane tane. Nüfusta ne yazdığı umurumda değil. Ben büyütüyorum, seviyorum. Onun kadar Ela da benim. Biz aileyiz anne. Sen anlamıyorsan bu bizim değil, senin sorunun.
Fatma Hanım sandalyeyi hızla itti, sandalye buzdolabına çarptı.
Sen hayatını mahvediyorsun! diye bağırdı, sesi tizleşti. Kendini, bu kadın ve çocuğu için heba ediyorsun! Ben seni bunun için yetiştirmedim!
Odaya bir ağlama sesi doldu, önce kısık, sonra yükselen. Ela, bağırışlardan uyanmıştı.
Zeynep fırladı, sesi kulaklarında çınlarken kızının yanına koştu. Elayı kollarına aldı, şefkatle salladı, teselli eden fısıltılar söyledi; anlamlı anlamsız…
Bir yerlerde kapının şiddetle çarpılma sesi duyuldu, evin duvarları bile irkildi sanki.
Sonra sessizlik…
Ela yavaş yavaş sakinleşti, başını annesinin omzuna gömdü, nefes aldı huzurla. Zeynep durdu, kıpırdamaya korktu. Arkasını dönmeye, olup biteni öğrenmeye korktu.
Kapı gıcırdadı, Volkan usulca içeri girdi; yüzü yorgun ama sakindi. Zeynepe ve Elaya sarıldı, öylece kaldılar, sessizliğin sonsuzluğunda.
Annem zor biridir, dedi Volkan, dudaklarını Zeynepin saçına dokundurarak. Ama sana moralini bozdurmasına izin vermeyeceğim. Bir süre bize gelmeyecek.
Zeynep başını kaldırdı, gözlerinde yaşlarla kocasına baktı. Konuşamadı, sadece başını salladı.
Dayandılar. O küçük aileleri bu fırtınadan sağ çıktı.




