Bir sabah, küçük oğlan annesinin iniltisiyle uyandı. Yavaşça yanına yaklaştı:
Anne, bir yerin mi acıyor?
Ah, Kaancığım, biraz su getirir misin?
Hemen getiriyorum, diye fırladı mutfağa.
Bir dakika sonra, dolu bir bardakla döndü:
Al anne, su iç.
Tam o sırada kapı çaldı.
Oğlum, açsana şu kapıyı! Galiba komşumuz Fatma teyze geldi.
Kapıdan elinde büyük bir bardakla komşuları Fatma teyze içeri girdi.
Nasılsın Zeynep, ateşin mi var bakalım, deyip başına dokundu. Sana tereyağlı sıcacık süt getirdim.
Ben ilacımı içtim Fatma teyze.
Sanırım hastaneye gitmen gerek. Sana iyi bakarlar. Baksana buzdolabın bomboş, doğru düzgün beslenmen lazım.
Fatma teyze, bütün paramı ilaca yatırdım, gözlerinden yaşlar süzüldü. Hiçbiri çare olmadı.
Hastaneye yatmalısın Zeynep.
Ya Kaana kim bakacak ben hastanede olunca?
Kızım, sen olmasan ona kim bakacak? Daha otuzuna bile gelmemişsin, ne eşin var ne desteğin, zor bu şekilde, diye saçlarını okşadı. Tamam, tamam ağlama.
Ne yapacağım ki şimdi Fatma teyze?
Bak, ben hemen doktoru arayacağım, deyip hemen telefonuna sarıldı.
Doktoru aradı, her şeyi sordu soruşturdu.
Bugün gelirler, dedi, ben şimdi eve geçiyorum. Doktor gelince hemen bana haber verin, Kaanı gönderin yanıma.
Fatma teyze antrede çıkarken, çocuk hemen peşinden ona yetişti:
Fatma babaanne, annem ölmeyecek değil mi?
Bilemiyorum yavrum. Allaha dua edeceğiz, yardım etsin, ama annen inanmıyor ya.
Allah dede yardım eder mi? dedi gözleri ışıldayarak.
Caminin yolunu tut, mum yak ve dua et. O zaman Allah yardım eder. Ben gidiyorum şimdi.
***
Kaan düşünceli düşünceli annesinin yanına döndü:
Kaancığım, açsındır biliyorum, ama evde yiyecek bir şey kalmadı. Hadi iki bardak getir.
Getirince, annesi bardaklara biraz süt koydu:
İç bakalım, oğlum.
İçti, ama karnı daha da acıktı. Zeynep hemen anladı haliyle. Yorulsa da kalktı, masadan cüzdanını aldı:
Al şu 50 lirayı. Koş pastaneye, kendine iki börek al, yolda ye. Ben de sana evde bir şeyler hazırlarım. Hadi oğlum git!
Oğlunu kapıya kadar uğurladı. Sonra duvara yaslanarak mutfağa gitti. Buzdolabında ucuz bir konserve balık, biraz margarin, pencere kenarında iki patates, bir soğan.
En iyisi çorba yapayım, dedi.
Başını bir anda döndü ve sandalyeye yığıldı.
Benim bu halim ne olacak? Hiç gücüm yok. Neredeyse iznin yarısı doldu, para da bitti. İşe çıkamazsam Kaanı okul için nasıl hazırlayacağım? Kimsem yok, yardım edecek kimse yok. En kötüsü de bu hastalık Keşke zamanında sağlık ocağına gitseydim. Şimdi hastaneye yatarsam Kaan ne olacak?
Zorlukla kalkıp patatesleri soymaya başladı.
***
Çok acıkmıştı ama çocuğun aklı başka yerdeydi.
Ya annem dün hiç yataktan çıkmadı. Ya gerçekten ölürse? Fatma teyze Allah Dedeye dua et dedi ya diye düşünürken, bir anda camiye doğru yürümeye başladı.
***
Altı aydır askerden döndüm. Hayatta kaldığım için şükrediyorum. Bastonla da olsa en azından yürüyebiliyorum. Vücudum yara bere içerisinde ama umurumda değil artık. Suratımda izler mi? Peh, kim bakacak zaten. Zaten kimseyle evlenmeyeceğim, bu yüzden, diye mırıldanıyordu Barış, camiye doğru yönelirken. Bugün o çocuklara dua etmeliyim. Bir yıl oldu şehit düşeli, ben ise hayattayım.
Yirmi yıl önce askere gitmişti. Artık sivil hayata dönmüştü, ama kendini böyle yabancı hissetmek çok zordu. Emekli maaşı epey iyiydi, bankadaki yedekleriyle rahat yaşardı. Ama tek başına hayatın ne anlamı vardı ki?
Cami avlusunda birkaç dilenci vardı. Barış cebinden birkaç yüz liralık banknot çıkarıp onlara verdi:
Arkadaşlarım, Mehmet ile Sinana dua edin lütfen, dedim.
Sonra içeri girip mum aldı, yaktı, imamın öğrettiği duayla dua etmeye başladı:
Allahım, merhamet eyle…
Kendi hayatı, acıları, kayıpları bir yana; aklı hala arkadaşlarındaydı.
Küçük, zayıf bir çocuk, elinde ucuz bir mumla yanına geldi. Etrafına bakındı, ne yapacağını bilemedi. Yaşlı bir kadın yanına yaklaştı:
Gel, ben yardımcı olayım sana!
Onun mumunu da yakıp yerine koydu.
Bak, böyle dua edersin, dedi ve gösterdi. Sonra Allaha derdini anlat.
Kaan bir süre Allah yazılı levhaya baktı, sonra mırıldandı:
Allah dede, annem hasta. Başka kimsem yok. Annemi iyileştir ne olur. Okula başlayacağım yakında ama çantam bile yok
Barış öylece çocuğa bakakaldı. On dakika öncesine kadar gözüne kocaman gelen kendi dertleri artık önemsiz gelmişti. İçinden Yahu, bu çocuğa annesine ilaç almaya kimse yardım edememiş mi? Bir çanta almamışlar! diye isyan etmek geldi.
Kaan hala dua ediyordu, adeta bir mucize bekliyordu.
Oğlum, gel benimle, dedi Barış kararlı bir sesle.
Nereye gidiyoruz? çocuk biraz çekinerek baktı elinde bastonlu korkutucu adama.
Annenin ne ilaca ihtiyacı var öğrenelim, sonra eczaneye bakalım.
Gerçekten mi?
Bunu bana Allah dede kulağıma fısıldadı.
Gerçekten mi? gözleriyle tekrar duvardaki yazıya baktı çocuk.
Tabi ki, hadi bakalım! Senin adın neydi?
Kaan.
Sen de bana Barış amca de.
***
Evden annesinin ve Fatma teyzenin sesleri geliyordu:
Fatma teyze, doktor tonla ilaç yazmış. Nereden bulacağım o kadar parayı, elimde sadece beş yüz lira kaldı.
Kaan cesurca kapıyı açtı. Sesler birden sustu. Odadan gözleri korku dolu bir şekilde Fatma teyze başını uzattı, ardından Zeynep.
Anne, hangi ilaçları alman gerekiyor? Barış amcayla gidip eczaneden alacağız.
Siz kimsiniz? diye şaşkın baktı kadın.
Merak etme, dedi Barış. Reçeteleri verin yeter.
Ama param yok ki, elimde sadece beş yüz lira kaldı.
Biz Kaanla buluruz, deyip oğlanın omzuna sevgiyle dokundu.
Anne, reçeteleri ver, dedi Kaan yine.
Zeynep bir anda o adamın yüzü sert olsa da yüreğinin iyi olduğunu hissetti.
Zeynep, tanımıyorsun bile bu adamı, dedi Fatma teyze.
İyi birine benziyor Fatma teyze!
Eh, tamam o zaman, ben gidiyorum!
***
Zeynep, oğlunun bu adamla gitmesini beklerken, hastalığını unutmuştu.
Derken, kapı açıldı, Kaan sevinçten parlıyor:
Anne, sana ilaç aldık! Ayrıca çayın yanına bir sürü güzel şey de aldık!
Kapı eşiğinde Barış amca da aynen çocuk gibi gülerek duruyordu, yüzü bir anda o kadar korkutucu gelmiyordu artık.
Çok teşekkür ederiz! dedi Zeynep hafifçe başını eğerek. Buyurun, buyurun içeri gelin.
Barış ayakkabısını çıkarmakta zorlandı ama başardı, belli ki çok heyecanlıydı. Mutfağa geçtiler.
Gelin oturun, dedi Zeynep.
Barış etrafına bakındı, bastonunu nereye koyacağını bilemedi.
Ben koyarım, böyle dursun, dedi Zeynep.
Ah, size ikram edebileceğim bir şeyim yok ki!
Anne, her şeyi aldık biz, dedi Kaan, masaya ağzı dolu torbaları yığarak.
Zeynep içinden bu kadar abur cubur alınır mı diye geçirirken, pahalı çay paketini de görünce hemen çay demledi.
Çay demlerken hastalığının azaldığını hissetti. Belki de sadece adamın yanında hasta gibi görünmek istememişti. Sanki onun aklını okur gibi Barış sordu:
Zeynep Hanım, bu halinizle yorulmayın, çok solgunsunuz.
Yok, yok, ben iyiyim Şimdi ilacımı içerim, sağ olun vallahi!
***
Birlikte çay içip tatlılardan yediler, Kaan coşkuyla bir şeyler anlatıyordu. Arada Zeyneple Barış’ın gözleri buluştu, herkes sanki uzun zamandır birlikteymiş gibi rahattı. Ama güzel şeyler çabuk biter.
Çok teşekkür ederim, dedi Barış, bastonunu alırken. Artık gideyim, sizin de dinlenmeniz gerek.
Ne diyeyim, dedi Zeynep kapıya kadar uğurlarken. Size nasıl teşekkür etsem bilmiyorum.
Barış çıkarken Kaan peşinden koştu:
Barış amca, yine gelir misin?
Tabii ki! Annen iyileşsin, sonra birlikte okul çantasını almaya çıkarız.
***
Barış gidince, Zeynep ortalığı toplayıp oğlu televizyon izlerken uzanıp uyudu.
***
İki hafta su gibi geçti. Dertleri unutuldu gitti, ilaçlar şifa olmuştu anlaşılan. Zeynep tekrar işe de çağrıldı, zaten ay sonları yoğun olurdu. Sevindi de, maaşını topluca alacak, oğlunu okula hazırlayacak.
O cumartesi sabahı her zamanki gibi kalkıp kahvaltı ettiler.
Kaan, hazırlan! Hadi bakalım okul alışverişine çıkıyoruz.
Sana maaşı verdiler mi?
Verilmedi ama haftaya verilecek, ben bin lira borç aldım, dönüşte de evin eksiklerini biraz alırız.
Hazırlanırken bir anda kapı zili çaldı.
Kim o? dedi Zeynep.
Zeynep ben, Barış
Elini zile basmıştı ki Zeynep hemen kapıyı açtı.
Anne, kim geldi? dedi Kaan odadan.
Barış amca! dedi Zeynep, göz yaşarı ile gülerek.
O da gelmişti, üstelik bu kez şık bir pantolon, gömlek ve yeni bir saç kesimiyle.
Barış amca, sizi bekliyordum, dedi Kaan koşarak.
Söz vermiştim ya. Günaydın Zeynep!
Günaydın Barış!
O an hiç düşünmeden sen diye hitap etmelerine ikisi de şaşırdı, ama hoşlarına da gitti.
Alışverişe hazır mısınız? Hadi bakalım!
Nereye? dedi Zeynep hala şaşkındı.
Kaan okula başlayacak ya!
Barış, ama ben
Söz verdiğim bir şeyi tutarım, endişe etme.
Zeynep hep uygun fiyatlı şeylere bakardı edilmezdi, ne markette ne mağazada gereksize harcama yapamazdı. Ne akrabası ne de kocası vardı zaten. Kaldı ki, üniversiteden sonra ortadan kaybolan adamı saymazsak…
Ama şimdi yanında biri vardı, oğlu için hiç düşünmeden para harcıyordu. Her şeyi soruyor, hepsini özenle seçiyordu.
Alışveriş arabası dolunca bir taksiye atlayıp eve döndüler.
Zeynep hemen mutfağa fırladı.
Zeynep, dedi Barış kolundan tutup. Hadi gelin, biraz dışarı çıkalım, hep beraber bir yerde yemek yiyelim!
Anne, gidelim! dedi Kaan sevinçle.
***
O gece Zeynep kolay kolay gözünü yummadı. O gün yaşadıklarını tekrar tekrar düşündü. Barışın sevgi dolu bakışı aklından çıkmıyordu. İçindeki mantık ve kalbi konuşuyordu sanki:
O, ne yakışıklı ne de genç, dedi aklı.
Çok iyi biri, içi tertemiz ve bana öyle bir bakıyor ki dedi kalbi.
Aranızda yaş farkı var.
Ne olmuş? Kaan ile aralarındaki bağ O sanki babası.
Bulursun elbet genç, yakışıklı birini.
Hiç istemem. Biri vardı zaten, kaybolup gitti. Benim aradığım güven ve iyilik.
Sen hep mükemmel bir eş isterdin ya?
Artık böyle birini istiyorum!
Madem bu kadar çabuk değişti görüşün?
Çünkü gerçek sevgiyi şimdi buldum Ben ona aşık oldum!
***
Barışla Zeynepin nikahı, Kaan’la tanıştıkları o eski camide kıyıldı, tam üç ay sonra.
Barışın elinde baston yoktu artık. Nikah kıyılırken Kaan, üç ay önce dua ettiği o camide gözlerini dualardan alamıyordu ve içtenlikle fısıldadı:
Çok teşekkür ederim Allah dede!




