36 yaşındaydım, yaklaşık sekiz yıldır çalıştığım şirkette bana terfi teklif edildiğinde.
Bu sıradan bir terfi değildi. Operasyonel pozisyondan bölge koordinatörlüğüne geçiyordum. Maaş ciddi oranda artacaktı, sözleşmem süresiz olacaktı, imkanlar daha iyiydi. Yalnızca her hafta iki gün, İstanbula bir saat mesafedeki Kocaeliye gidip gece orada kalıp ertesi gün dönecektim.
Eve döndüğümde haberi heyecanla paylaştım, eşim Muratın sevineceğinden emindim.
Ama hiç de beklediğim gibi olmadı.
Aynı akşam karşıma geçip bunun iyi bir fikir olmadığını söyledi. Çocuklardan, evimizin düzeninden, “Bir kadın aile kurduktan sonra böyle şehir şehir dolaşmamalı,” dedi. Bana hep, Para her şey değil, evin huzuru, güveni her şeyden önce gelir, diyordu.
Ona taşınmayacağımı, sadece iki gün şehir dışında olacağımı, bu ek gelirle borçlarımızı kolayca ödeyebileceğimizi anlattım. Israrı değişmedi: Hayır. Bu işin aileyi dağıtacağını söylüyordu.
Haftalarca bu konuyu tartıştık. Terfi sözleşmesi çantamda imzasız duruyordu. Müdürüm sürekli cevap bekliyordu. Evde hava gittikçe gerildi. Konuyu açınca Murat sinirleniyor, bağırıp çağırıyor, bencil olduğumu söylüyordu.
Sonunda pes ettim.
İnsan Kaynaklarına gidip terfiyi ailevi sebeplerle kabul edemeyeceğimi söyledim. Hep aynı pozisyona, aynı saatlere, aynı maaşa geri döndüm.
Sonraki aylarda Muratın tavırları değişti. Eve geç gelmeye, telefona gömülmeye, şifrelerini değiştirmeye başladı. İşten çok yoğun olduğunu söylüyordu. Bense hiçbir şeyden şüphelenmedim, onun istediği gibi davranmıştım, her şeyin düzeleceğini sandım.
Üç ay sonra işe yeni başlayan bir kadın, sosyal medyadan bana ulaşıp hâlâ evli olup olmadığımı sordu. Evet deyince, bana fotoğraflar gönderdi.
Murat ve şirkette çalışan Sevil adlı kadın, restoranda, sarmaş dolaş, çift gibi. Hiç şüpheye yer bırakmıyordu.
O gece durumu Murata sordum, inkar etmedi. Zaten uzun zamandır ona ilgi duyduğunu, kendini Sevil yanında daha iyi hissettiğini, evliliğimizin bittiğini söyledi. Artık evli kalmak istemediğini, evi terk edeceğini belirtti.
Bir hafta geçmeden taşındı, anahtarları bıraktı, kıyafetlerini aldı, Sevilin yanına yerleşti. Hiç pişmanlık da duymadı, tam anlamıyla sıfırdan başlamak için beni bıraktı.
Ben ise aynı evde, aynı işte, aynı düşük maaşla baş başa kaldım.
Artık yükselme şansım da kalmamıştı, pozisyonu başkası almıştı. Sonradan tekrar denedim ama olmaz dediler; fırsat geçmişti.
Bugün geriye dönüp baktığımda her şey çok net: Yıkılacağını bilmeden ailem için gerçek bir kariyer fırsatını teptim. Bana yuva için fedakârlık ettiğini söyleyen Murat gitti, bana güven verecek bir mesleki adım da kalmadı.
O hayatına başka biriyle devam etti.
Ben kendi hayatımı sıfırdan kurmak zorunda kaldım. Bir şey kurtardığımı sanıyordum ama aslında çoktan kaybetmiştim.
Bu yüzden, kendime de herkese de tek nasihatım şu:
Hayallerinizden ve hedeflerinizden asla bir başkası için vazgeçmeyin. Hayatınızın direksiyonunda hep kendiniz olun.




