Evini Yıkan Koca: İhanetinin Ardından Şartlar Koşan ve Eşini Seçim Yapmaya Zorlayan Boranın Gölgesinde Bir Türk Ailesinde Sadakat, Korku ve Anne Fedakârlığı Hikâyesi

Aldattı ve Şart Koşuyor

Bak, Gülşen, gerçekten artık ne vaktim ne de isteğim kaldı senin bitmek bilmeyen şikayetlerini dinlemeye.

Ya şimdi hemen şu alınmış, mağdur rolünü bırakıp normal yaşarız, ya da ben yarın valizimi toplarım; kızına da neden babasının gittiğini kendin anlatırsın.

Kendin! Anladın mı?

Normal yaşamak nasıl yani, Hakan? diye sordu Gülşen kısık sesle. Sanki hiçbir şey olmamış gibi mi? Sanki o mesajları hiç görmemişim gibi mi?

Sanki Oktay Yedek Parça sana gece ikide ellerini özledim diye yazmamış gibi mi?

Hakan uzun bir iç geçirdi, ayakkabılarını bağcıklarını çözmeden çıkarmaya uğraştı, topuğuyla bastırarak adeta ayakkabılara kızarcasına.

Yine aynı şey! İyice plak gibi takıldın. Sana Türkçe olarak kaç kere söyledim: Bitti, gitti. Ben evde miyim? Evdeyim. Yanında mıyım? Yanındayım. Para veriyor muyum? Veriyorum.

Daha ne istiyorsun? Diz çökeyim mi yani? Öyle bir şey bekleme, yapmam!

Hiç gerek yok. Benim istediğim, artık bana sanki hayatını mahvediyormuşum gibi konuşmamayı öğrenmen. Bir laf ediyorsun, bir laf sokuyorsun, her fırsatta iğneliyorsun…

Çünkü çekilmiyorsun! diye böldü Hakan. Evde ruh gibi dolaşıyorsun, suratın hep asık, limon yemişsin sanki.

Sence ben buraya keyifle mi dönüyorum? Eve geliyorum, ya sorguya çekiliyorsun ya da görmezden geliyorsun!

Herhangi bir kadın, aileyi kurtarmak uğruna çoktan bu konuyu kapatırdı. Ama yok; ille yaranı kurcalamaya, parmak basmaya devam edeceksin.

Mutfaktan geçerken omzu ona çarptı. Gülşen hafifçe sendeledi ama ayakta kaldı.

Gülşen hep kendini şanslı sanırdı. Hakan çalışkan, kararlı, iyi bir babaydı. Beş yaşında Elif isminde bir kızları vardı, evlenip aldığı geniş bir dairede birlikte yaşarlardı, ikisinin de geliri fena değildi.

Ancak, altı ay önce yaşanan ihanet öyle tek gecelik bir hata değildi Hakan başka bir hayatı aylarca birlikte yürütmüş meğerse.

Gülşen tamamen tesadüf eseri öğrendi Elif babasının telefonuyla oynarken ekranda şu mesaj belirmişti: Oktay Yedek Parça soruyordu: Hakan, o sana çok yakışan iç çamaşırını aldın mı?

Doğru ortaya çıkınca Hakan inkâr etmedi. Önce sessiz kaldı, sonra öfkelendi, ardından şöyle dedi:

Evet, oldu. Bitti de. Abartmanın anlamı yok, ben buradayım işte.

Altı ay geçti, ne bir özür diledi, ne de pişmanlık gösterdi. Hakan kendini hiç suçlu görmemişti, Gülşeni en çok da bu yaraladı.

Mutfakta Hakan masaya oturmuş telefonunda sosyal medyayı karıştırıyordu. Önünde fırında pişmiş balık vardı, Gülşen soğumasın diye üzerine bir tabak kapatmıştı.

Az mı koydun tuzu? dedi tabağı kaldırırken. Yoksa gözyaşlarından, artık dilin tat almıyor mu?

Hakan, lütfen. Elif odada, duymasın bunları.

Duysun ne olacak, dedi umursamazca. Ağzına bir çatal balık atarken kurnazca ekledi: Öğrensin ki, annesi babasını evden kaçırmak için elinden geleni yapıyor. Sen istiyorsun değil mi benim gitmemi?

Ben sadece… insanca davranmanı istiyorum. Aileyi kurtaracaksak söz verdin; bu mudur kendinle yüzleşmek? Beni aşağılayarak mı olacak?

Hakan çatalı kenara bıraktı.

Bak güzelim, aile bir proje, ben de bu projeye yatırım yapıyorum. Kızımla oynuyorum, kurs parasını ödüyorum, onu kreşten alıyorum.

Çocuğun babaya ihtiyacı var mı dedin? Buyur, var. Ama üç aydır bana aynı şeyi tekrar tekrar yaşatıyorsun. Bıktım!

Dedim ki: ya bu konu tamamen kapanır, ya da ben giderim. Gidersem de sen parasız kalırsın.

Evi satarız, kira evinde yaşarsın, bana TL milyonlar ödersin.

Var mı o kadar paran? Yok. O zaman daha ucuz bir mahalle, başka bir kreş, Elifi oraya taşımak zorunda kalırsın. İstiyor musun böyle bir değişikliği?

Gülşen sessiz kaldı. Eşinin kendi zayıf yanlarını ne kadar iyi bildiğini hep fark etmişti. Çocuğun tek bir gece olsun okulundan, arkadaşlarından uzak kalması fikri bile Gülşenin yüreğini sıkıştırıyordu.

Bak, boşuna konuşma, dedi Hakan. Ye şunu. Zaten her geçen gün eriyip gidiyorsun.

***

Akşam olunca, Elif peluş tavşanına sarılıp uykuya daldığında, Gülşen balkonda oturup düşüncelerine daldı.

Hakan klasik anlamda iyi bir babaydı: içki içmez, asla el kaldırmazdı, Elif de ona tapardı.

Babacığım, sen benim kahramanımsın, diye fısıldardı sabahları.

Peki Gülşen, bu aileyi dağıtmaya nasıl razı olabilirdi ki?

O sırada salondan Hakanın sesi geldi. Biriyle telefonda konuşuyordu. Gülşen istemsizce kulak kabarttı.

Yarın olur, sıkıntı yok. Yani, dedim ya, çözeriz. O biraz ağlar, sonra susar. Nereye gidecek ki, el mahkûm.

Gülşen olduğu yerde dondu kaldı. Demek ona böyle bakıyordu… Balkondan çıktı; kapıyı itip salona girdi.

Hakan, uzanıp ayaklarını sehpanın üstüne atmıştı. Onu görünce çabucak telefonu kapattı.

Kiminle konuşuyordun? dedi Gülşen.

İş arkadaşımla. Liste istersen göndereyim, telefonu uzattı. Al incele bakalım, madem dedektifliğe başladın.

Ama bak, tek bir silinen mesaj bulursam yarın anneme giderim. Ona göre davran.

Hakan, dalga mı geçiyorsun? Yaklaştı Gülşen. Gerçekten bana şart koşabileceğini mi sanıyorsun, bunca şeyden sonra?

Sanıyorum, evet. Çünkü ben erkeğim, aileyi ben yönlendiririm. Ya benimle gelirsin, ya yolun ayrıdır.

Yaklaştı, neredeyse gözü göze geldiler.

Şunu da unutma Gülşen, sen başka biriyle yeni bir düzen kursan bile, o adam Elifi asla benim kadar sevmez, kulağına fısıldadı. O, seni genç güzel olduğu sürece idare eder.

Sonra kızın ona yük olmaya başlar. Bunu ister misin? Bir üvey baba, ki kılını bile kıpırdatmaz.

Hakan, sen çok zalimsin, dedi kısık sesle Gülşen.

Ben gerçekçiyim, diye gülümsedi. Hadi, ben duşa giriyorum. Yarın bana düzgün bir gömlek hazırla; o bordo olanı isterim.

Ve ütüle mükemmel olsun; yakada kırışık vardı bugün, sinir oldum.

Duşa gitti. Gülşen salonun ortasında bir başına kaldı.

***

Sabah, evde bildik telaşla başladı. Gülşen peynirli börek kızarttı, Elif çorap giymek istemeyip ağladı.

Hakan, bordo gömleğiyle mutfağa girdi Gülşen o gömleği ütülemişti.

Anne, hafta sonu parka gidelim mi? dedi Elif.

Tabii ki, yavrum, Gülşen gülümsemeye çalıştı.

Baba, sen de gelirsin, değil mi? Hani bana aslanı gösterecektin!

Hakan kızının başını okşadı, bir anda yüzü değişti.

Gelirim tabii, canım. Eğer annen uslu durursa, babanı kızdırmazsa haftasonu kesin gideriz.

Gülşen neredeyse elindeki spatulayı düşürüyordu.

Hakan, ne diyorsun? diye fısıldadı, Elif çizgi filme odaklandığında.

Ne var? masumca kaş kaldırdı. Çocuk, ailede kimin sözü geçtiğini bilsin istiyorum.

Yoksa senin krizlerin yüzünden yine başımız ağrıyacak.

Gülşen sustu. Karşı gelecek bir şey bulamadı, tekrar çocuğun arkasına saklanıyordu eşi.

***

Bütün gün işte aklı başka yerdeydi. Arkadaşları Bir şeyin mi var? diye soruyordu, o ise uykusuzum bahanesine sığındı.

Öğle arasında kiralık daire sitelerine baktı. Fiyatlar el yakıyordu, kendi oturduğu mahallede uygun bir ev ise hemen kiralanıyordu.

Daha ucuzlar şehrin diğer ucundaydı.

Gidiş geliş iki saat, kreş altıda kapanıyor… Yetişemem ki, diye mırıldandı ve bilgisayarı kapattı. Ne yapacağım ben, nasıl altından kalkacağım bu işin?

İş çıkışına bir saat kala Hakan aradı:

Gülşen, bu akşam geç çıkacağım. Siz yemekte beni beklemeyin. Ha, bir de…

Ne oldu?

Yarım kilo kırmızı şarap al, güzelinden. Ben geldikten sonra konuşalım, sakince. O ağlama krizlerinden olmadan.

Hakan, ben…

Gülşen, bak, rica etmiyorum; söylüyorum. Son bir şans veriyorum, ortamı düzelt. Kaçırma bu fırsatı. Hadi, öptüm. Elife selam.

Telefonu kapattı. Gülşen bir süre karanlık ekrana baktı. Belki bu son kez konuşmayı dener. Daha kötüsü ne olabilir ki…

***

Elif, hemen uyuyunca; Gülşen ikinci saattir mutfakta oturuyordu. Masanın üstünde aldığı şarap duruyordu, hiç istemese de gidip almıştı.

Hakan on biri bulmadan geldi çok keyifliydi.

Aferin, dedi yanağından öperek, Gülşen ise irkildi. Bu kadar kasma kendini. Hadi birer kadeh içelim.

Düşündüm de… Bir hava değişikliğine ne dersin? Gelecek ay Antalyaya gidelim mi? Üçümüz. Elif denize bayılıyor. Otel bile buldum.

Ne tatili Hakan? diye afalladı Gülşen. Biz resmen komşu gibi yaşıyoruz!

Sen abartıyorsun, dedi gülümseyip, şaraptan yudum aldı. Ben bir şeyleri onarmaya çalışıyorum. Ama… bir şartım var: Bu mevzu, sonsuza kadar kapanacak.

Ne telefon karıştırma, ne ima, ne gözyaşı. Sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi hayatımıza devam edeceğiz.

Peki ya güven? Gülşen gözlerinin içine baktı.

Güven bir lüks şu an, Hakan alaycıca güldü. Sana istikrar lazım; çocuğa baba; bu eve de bir sahip. Elinde bunlar var. Bedeli: susman.

Bana göre iyi bir anlaşma.

Ya ben böyle bir anlaşmayı kabul etmiyorsam?

Hakan kadehi ağır ağır yerine koydu.

O zaman yarın valizini toplarsın. Şaka yapmıyorum, Gülşen. Benim için burası çekilmiyor artık.

Erkeğim, arkada huzur isterim, sürekli dırdır çeken eş değil.

Beni affedip unutamıyorsan, yollar ayrılır.

Ama aklında tut: Elinde ne varsa almaya çalışırım. Sonra buna gururun yüzünden oldu dersin!

Kalktı ve çıktı. Gülşen karanlıkta oturdu, banyodan gelen su sesiyle donakaldı. Bu kabalık, bu açık tehdit, buydu işte evlilikleri

Hani derler ya, Güçlü kadın mıydın? Sırf bu bardağı suratına fırlatıp çekip gitse ya, derdi herkes… Ama güçlü değildi.

O her şeyden önce bir anneydi, önce kızını düşünmek zorundaydı. Sonra aklına geldi: İnsan hata yapabilir, sadece bir kere de olsa affedilebilir.

Hakan bir hata yaptıysa da, Elif için, en azından denemeye değerdi unutmak…

Anne? diye uykulu bir ses koridordan geldi.

Gülşen gözyaşını bir çırpıda sildi, arkasına döndü kapıda Elif duruyordu.

Anne, kötü bir rüya gördüm. Babam nerede?

Baban buradalar tatlım, dedi Gülşen, kucağına alıp sarıldı. Baban duşta, hiçbir yere gitmedi. Gel buraya, korkma artık. Hep birlikte evimizdeyiz.

Gerçek mi? dedi Elif, boynuna sarılıp burnunu yasladı. Hep böyle mi olacak, hep beraber mi kalacağız?

Gülşen gözlerini sımsıkı kapadı. Kalbinin nasıl bin parçaya bölündüğünü hissetti.

Hep, canım kızım. Hep beraberiz.

Kızını odasına taşırken, Gülşen kendi kendine söz verdi: Bu aileyi ayakta tutacak. Yarından itibaren ihaneti unutmak için ne gerekiyorsa yapacak. Ama yarından itibarenSabah olduğunda, güneş perdeden ince bir huzme halinde süzüldü Gülşenin yatağına. Elif mışıl mışıl uyuyordu yanında, başı annesinin göğsüne yaslanmış, dudaklarında minik bir gülümseme Hakan hâlâ uyuyordu salondaki koltukta, horultusu sabaha karşı mutfağa kadar uzamıştı.

Gülşen usulca kalktı, mutfağa gitti, bir kupa çay doldurup pencerenin önüne oturdu. Bambaşka bir sessizlik vardı içeride; korkunun ve kırgınlığın üzerine incecik, yeni bir kararlılık serilmişti.

Birdenbire netleşen tek bir düşünce vardı kafasında: Bundan sonra sadece Elifi değil, kendini de düşünmeye hakkı vardı. Güçlü olmak, mutlaka bağırmak, kapıyı çarpıp gitmek demek değildi. Kimi zaman sessizce sabretmekti, kimi zaman yavaşça iyileşmek; bazen de el pençe durduğunu sanan bir adamın dünyasını adım adım, usulca değiştirip kim olduğunu hatırlatmaktı.

O gün iş çıkışı Gülşen, oturdukları mahallede köhne bir emlak ofisinin önünden geçti. Durdu. Dışarıdan izledi bir süre, camda asılı kiralık ilanlarındaki rakamları. Sonra telefonunu çıkardı, ekrandaki eski fotoğrafına baktı: Gülşen, yirmi dört yaşında gelinlik içinde, yüzünde tarifsiz bir umut Derin bir nefes aldı, kararını verdi.

Eve döndüğünde yüzünde incelikli bir özgürlük vardı. Hakan ona talimatlar yağdırırken, o usulca Elifin çantasına sarı tavşanını, sevdiği kitaplarını koydu.

Gece, kızını yatağına yatırıp pencereyi açtı. Kendi dünyasında bir sayfa kapanıyor, bilinmeyen bir yol ufukta ona göz kırpıyordu.

Bir gün segah bir ezgiyle bu evin duvarlarının aralığından ümit süzülecek; Elif, annesinin gözlerinde korku değil güç görecekti.

Ve Gülşen, hayatı boyunca ilk kez, kaybetmekten korkmadan bir sabaha uyanacaktı.

Her şey baştan yazılırdı. Yeter ki insan, kendi hikâyesinin sahibine dönüşmek için bir sabah cesaret etsin.

Gülşen, mutfağın ışığını kapattı. Sessizce odasına dönerken, içinden geçen tek şey şuydu: Belki de hayatımı kurtarmanın en büyük yolu, kimseden izin beklemeden ilk adımı atmaktı. Yarın yeni bir gün.

Ve bazen, her şeyi geride bırakmak, hayatta kalmanın tek şekliydi.

Rate article
Lifequest
Evini Yıkan Koca: İhanetinin Ardından Şartlar Koşan ve Eşini Seçim Yapmaya Zorlayan Boranın Gölgesinde Bir Türk Ailesinde Sadakat, Korku ve Anne Fedakârlığı Hikâyesi