Dinle kızım, sana anlatacağım bir şey var…
Aylin derin bir nefes aldı, uzun bir konuşmanın geldiğini anlamıştı. Annesi böyle, kelimeleri uzata uzata dinleee diye girdi mi hiçbir iyi haber gelmezdi.
Hatırlıyor musun, Ferdanın kızı Zeynepi? Hani benim halamın torunu. Bu arada senin de bir çeşit kuzenin.
Bir çeşit Anne, ben onu bir kere, on yıl önce babaannemin cenazesinde gördüm.
Ne fark eder! Akraba akrabadır. Baksana kötü günleri var şimdi. Eşi ve oğluyla kirada oturuyorlardı, ev sahibi satıyormuş evini, çıkmak zorundalar. Düşünebiliyor musun?
Aylin alnını ovaladı. Dışarıda aralık ayının gri öğleni ağırlaşıyordu, kupasındaki kahve soğumuş, sabrı da aynı hızla azalıyordu.
Anne, üzüldüm Ama ben ne yapayım?
Nasıl yani? Senin üç odalı kocaman dairen var. Tek başına yaşıyorsun orada. Bir süre sende kalsalar, bir iki ay, yeni ev bulana kadar
Hayır.
Sözcük düşünmeden, Aylinin ağzından fırlamıştı.
Nasıl hayır? annesi, bu kadar açık cevap karşısında şaşırdı. Daha hiçbir şey dinlemedin!
Anne, neredeyse hiç tanımadığım insanları, üstüne bir de çocuklu bir aileyi, belirsiz süreliğine evime alamam.
Belirsiz ne demek? Dedim ya, geçici! En fazla iki ay. Zeynepin eşi çalışıyor, depozito yapınca hemen taşınırlar. Aylin, oğulları sekiz yaşında. Çocuk sokakta kalacak, sen yardım etmezsen!
Oda kiralasınlar, pansiyon, otel Ne istiyorlarsa.
Neyle? Ellerinde para yok! Kovuluyorlar resmen, anlıyor musun? Dışarı atılıyorlar!
Anne, bu benim sorunum değil.
Sonra annesi aniden ağladı. Sessizce, göğsünden kaynaklanan soluklarla. Aylin gözlerini kapattı.
Seni tanıyamıyorum artık, dedi annesi gözyaşlarıyla boğuklaşan sesiyle. Kızım ne kadar soğuk biri oldu. Yabancı oldun bana. En yakınlarımız büyük bir dertte, sen umursamıyorsun!
Onlar bana yakın değil. Senin akraban.
Senin de! Yoksa aileyi, el uzatmayı unuttun mu?
Anne, evden çalışıyorum ben. Sessizliğe ihtiyacım var, bir de kişisel alana. Yabancılarla aynı evde yaşayamam.
Geçici diyorum! Allah aşkına, sana ne zararı var? Üç odan var, üç! Tek başına sığırcık gibi oturuyorsun. Kedi bile almadın, bari faydası olsun şu evin
Var, ben yaşıyorum burada.
Bencillik, annesi hıçkırdı. Kendi ellerimle bencil birini yetiştirmişim demek. Hiç düşünmezdim, ki kendi kızım akrabasına bir lokma ekmekten vazgeçsin.
O ekmekten vazgeçmiş değilim. Evimi tanımadığım insanlara açmıyorum.
Sözler dönüp dolaşıyor, annesi aynı gerekçeleri tekrarlıyor, Aylin aynı itirazları sunuyordu. Kırk dakika sonra, iki kez düşüneceğini söylemiş buldu kendini. Ardından belki bakılır dediğinde yakaladı.
Sadece bir ay, dedi sonunda. En fazla iki. Ve bir şeyler yolunda gitmezse hemen giderler.
Elbette, tabii ki! Aylinciğim, gerçekten çok teşekkür ederim! Bilmezsin ne kadar minnettarım sana!
İçinde yükselen mide bulantısı fiziksel değildi; kesin bir aptallık yaptığını bilince gelen o his
… Ertesi sabah saat yedide kapı çaldı. Uykusuz ve sinirli Aylin kapıyı açtı, valizler, çantalar, kutular ve çocuğun çığlığı ile geri çekilmek zorunda kaldı.
Aylin! Güzelim! Zeynep boynunu sarılıp yanağına bir öpücük kondurdu. Ne kadar teşekkür etsem az! Bize resmen hayat verdin!
Peşinden, alt eşofmanlı iri yarı bir adam ve sekiz yaşındaki bir çocuk içeri damladılar. Çocuk hemen eve dalıp köşe bucak gezmeye başladı.
Levent, büyük çantayı getir buraya! diye seslendi Zeynep.
Aylin, yedi valiz, dört kutu ve iki dev plastik sepet saydı. Bir iki ay için biraz fazla gibiydi.
Hemen yerleşip düzene gireriz, dedi Zeynep. Varla yok arası hissettiriz kendimizi sana.
… İlk iki hafta kontrollü bir kaostu. Aylin kendi odasında saklanıyor, salondan gelen televizyon sesiyle koridorun çocuk koşuşturmasına çalışmaya gayret ediyor, hep bunun geçici olduğunu telkin ediyordu kendine.
Sonra Zeynep mutfakta eşyaların yerini değiştirdi; daha uygun oluyormuş. Levent balkonu dinlenme alanı yaptı. Mert banyo kapısının kolunu kırdı, tamir etmeye niyetlenen yoktu.
Zeynep, Aylin mutfakta yakaladı onu. Bir konuşalım artık. Neredeyse bir ay oldu. Ev arayışı ne durumda?
Arıyoruz arıyoruz, cevabı geldi telefondan göz ayırmadan. Çok pahalı her şey, inanamazsın. Ama bulacağız yakında, sen merak etme.
Net tarih istiyorum.
Zeynep’in bakışları değişti.
Aylin, nereye gidelim biz? Sokak mı, çocukla?
Sokak demiyorum. Sadece
Arıyoruz işte! Zeynep sesi yükseltti. Ne istiyorsun başka? Garaja mı yatalım?
Levent içerden çıktı.
Bir sorun mu var?
Bakışları artık minnet ya da utanma değil; bir yabancılıktı.
Yok, dedi Aylin. Sorun yok.
Ve odasına kapandı.
… Tabii ki sorun vardı. Her geçen gün artıyordu. Levent sabah banyoyu tam Aylinin müşteri araması saati kullanıyordu. Zeynep Ayline ait ürünleri buzdolabının alt rafına, kendi ürünlerini üst raflara dizmişti, rahat alınıyormuş. Mert, cumartesi sabahları yedi gibi, televizyonu tam gaz açmayı öğrenmişti.
Aylin parça parça çalışıyor, salondan gelen televizyon sesiyle uyuyor, koridordan gelen gürültüyle uyanıyordu.
… Bir gün marketten döndü, çalışma masasını Mertin oyuncaklarıyla dolu buldu. Zeynep onun sandalyesinde telefona bakıyordu.
Ha, geldin. Kalkmadan sordu. Biraz daha hızlı internet yok mu? Seninki bu şekilde çok yavaş.
Orası benim çalışma odam.
Ne olmuş? Mertin oynayacak yeri yok. Odası dar.
Aylin sessizce oyuncakları topladı, koridora taşıdı. Zeynep homurdandı, ama ses çıkarmadı.
Sonra faturalar geldi. Tutar iki katına çıkmıştı. Herkes akşam yemeğinde toplanınca, Aylin faturayı masaya koydu.
Masrafları konuşmamız lazım.
Levent başını kaldırmadan yemekle ilgileniyordu; Zeynep köfteyi kesiyordu.
Ne masrafı?
Fatura. Siz üç kişi, ben tekim. En azından yarı yarıya olmalı.
Zeynep çatalı bıraktı.
Aylin, ciddi misin? Akrabayız biz. Bizden para mı alacaksın?
Faturayı paylaştıracağım. Normal bir şey bu.
Normal mi? Levent ilk kez kafasını kaldırdı. Normal olan, aileye el uzatmak. Zor anında para istemek değil.
İki ay burada, bedava yaşadınız. İnternetimi kullandınız. Bak, kiradan bahsetmiyorum, sadece faturadan.
Ne diyeyim Zeynep kalktı, birkaç kuruşu bile vermek ağır geliyorsa, baştan söyleseydin. Böyle iyilik meleği pozlarına gerek yok.
Aylin bakakaldı. Mert masadaki son ekmek dilimini kaptı, Levent Cimri! deyip çıktı.
Gecenin ilerleyen saatlerinde mutfakta oturmaya devam etti. Annesinin aile borcu sözlerini düşündü. Harcadığı parayı hesapladı, daha ne kadar dayanabileceğini.
Ertesi sabah, Aylin salona geçti. Zeynep ve Levent televizyonda dizi izliyordu.
Bir haftanız var.
Zeynep dönmedi bile.
Ne?
Bir hafta içinde ev bulup çıkmalısınız.
İkisi de döndü.
Sen aklını mı kaçırdın? Levent ayağa fırladı. Nereye gideceğiz?
Beni ilgilendirmez. Size iki ay verdim. Ev aramadınız, masraf paylaşmadınız, sınırlarımı dinlemediniz. Yeter.
Sen kimsin ya? Zeynep de ayağa kalktı. Kendini ne sanıyorsun? Daireni buldun, hemen kraliçe gibi
Ben bu evin sahibiyim. Ve evimden gitmenizi istiyorum.
Annen biliyor mu bu yaptıklarını? Levent adım attı. İsterse hemen arayalım.
Ara.
Zeynep telefonu kaptı. Aylin yerinden kıpırdamadı. Arasın. Anne bağırsın, ağlasın, suçlasın. O kararını vermişti.
Bir hafta, dedi tekrar. Yedi güne kadar gitmezseniz polis çağıracağım.
Sen Zeynep, öfkeden nefes alamadı. Sen Nasıl cüret edersin! Biz sana yardım ettik! İnsanlık ettik!
Bana yardım etmediniz. Sadece benim evimde yaşadınız. Aradaki fark büyük.
Aylin döndü odasına gitti. Kapısını kilitledi, yatağa oturup dizlerine sarıldı. Kalbi boğazında atıyor ama garip bir huzur vardı üstünde.
Hafta cehennem gibi geçti. Zeynep göstere göstere temizlik yapmadı, Levent yanlışlıkla koridor rafını kırdı, Mert duvara kalemle resim yaptı. Aylin her şeyi telefona kaydetti.
Yedinci gün taşındılar. Levent küfrede küfrede çantaları sürüklüyordu. Zeynep kapıda dönüp baktı:
Dilerim sana aynısı döner!
Aylin kapıyı kapattı.
Evde yürüdü. Başkasının izlerini sildi. Balkonun kokusunu çıkarmak için pencereyi açtı. Mutfağın mobilyasını eski haline getirdi.
Akşam olunca ev yeniden evi olmuştu.
Kendine bir kadeh şarap doldurup koltuğa oturdu. Telefon sessizdi annesi henüz Zeynep’in şikayetlerinden toparlanamamıştı belli ki. Önemli değil, atlatır.
İyilik güzel bir şeydi. Ama aşırısı zafiyet olur. Zafiyeti kullanan çok olurdu.
Aylin kendine söz verdi; bir daha asla. Aile diye geçici gelen yok, akrabaya borç yok, hiç bilmediği insanlar evine yok.
Şarabını bitirdi, bardağını yıkadı, yatağa yattı. Aylar sonra ilk kez, tam bir sessizlik içinde.




